KADİR DAYIOĞLU


NÂRI DA HOŞ NÛRU DA!..

“Savaşa hayır!” diyenler cümlesindenim… Zülme, zalimler hayır! Diyenlerdenim.


“Savaşa hayır!” diyenler cümlesindenim… 

Zülme, zalimler hayır! Diyenlerdenim.

***

Nerede bir mazlum görsem yüreğim sızlar, “cız!” eder… 

Hele hele bu bir çocuk olursa, ağlarım, ağlarım.

Barış içerisinde bir dünya özlemi içerisindeyim…

O nedenle, mağdurları ve mazlumları, hiç ayrım yapmaksızın çok severim.

Tabii, tarihin kaydettiği en büyük mazlumlardan, “Kerbela şehitleri”ni de…

***

Şüphesiz, bizim şehitlerimiz başımızın tacı. 

Bu vatanı bize kazandırdılar. Onlara sevgi ve saygılarım sonsuz. 

***

Ayrıca; anlamlandıramadığım bir savaş için bir damla akıtacak kanım da yok… 

Yok, vatan söz konusu olunca; “Ölüm hoş geldi, safhalar getirdi!”

Burada durmaya da devam ediyorum…

***

Kaynağı nereden gelirse gelsin, 

İster Uhrevi olsun isterse dünyevi;

Tüm dayatmalardan, zorbalıklardan nefret ederim…

***

Ama ben bir şeyi daha sevmem; 

“Ümeyyeoğulları”

Yani, Emevileri

Yani Süfyanileri

***

Bu nedenle, Şam Valisi, Muaviye’yi de, 

Ehlibeyti katleden oğlu Yezit’i de,

Babaları/ dedeleri Süfyan’ı da…

Hz. Hamza’nın ciğerini yiyen anneleri/büyükanneleri Hint’i de…

Hiç sevmedim,

Sevemedim…

***

Muaviye’ye, “Hazret” diyenlerden de olmadım…

Ayıp değil ya!..

***

Ama diyenlere de saygı duyarım…

Çok da tanıdığım, selam verdiğim var;

“Hazret!”, diyen…

Onların incinmesinden rahatsız olurum!

Bu ayrı fasıl…

***

Bunları deyince, bana; 

Baasçı

Esatçı diyeceklere,

ya da yafta asacaklara hemen söyleyeyim: 

Ben, zorba, zalim mi zalim baba Esat’ı da oğul Esat’ı da hiç sevmedim… 

Sevemedim…

Baasçı gibi zorbalardan nefret ettim… 

“Bebek katillerinden” de…

***

Sakın ola ki, Kütüb i Sitte’den bana Hadis hatırlatmaya falan kalkmayın,

Çok okudum, onları…

Hem, Emevi soyundan gelen çoğu metinlere de itibar etmem…

***

Dedim ya ama bir türlü sevemedim,

Bu soyu…

Ayıp değil ya!..

***

Yok, bundan dolayı kabir azabı çekeceksem;

Yok, bundan dolayı cehennem de “cayır cayır” yanacaksam;

Hoş geldi safhalar getirdi…

“Nârı da hoş, nûru da hoş!”

Nûruna koşarken, nârından neden kaçayım ki?