KADİR DAYIOĞLU


NEREDE HATA YAPTIK (2)

Mahfi Eğilmez ustamızın, Cumartesi günü verdiğimiz yazısına devam ediyoruz. Umarım bunları, ekonomi ile uğraşanların, bizzat hayatı yaşayanların ve tabii siyasilerin okumasını tavsiye ederim.


Mahfi Eğilmez ustamızın, Cumartesi günü verdiğimiz yazısına devam ediyoruz. Umarım bunları, ekonomi ile uğraşanların, bizzat hayatı yaşayanların ve tabii siyasilerin okumasını tavsiye ederim. 

***

Halimizin nedenleri bundan güzel anlatılamaz. Unutmayalım; ekonomimizin içinde bulunduğu durum öyle “nas, “göz ışıltıları”, “sabır”, “şükür”, “cennet vaatleri”, “iç ve dış düşmanlar”mottosu ile düze çıkacak gibi değil. 

***

“Resmi enflasyonun (TÜFE) yüzde 38, gerçek enflasyonun yüzde 108 (ENAG tüketici enflasyon hesabı) olduğu bir ortamda [bir kısım]emekli maaşlarının yüzde 25 artırılması, [mesken]kira artışlarının yüzde 25 ile sınırlandırılması, mevduat faizlerinin de baskılanarak resmi enflasyonun altında tutulmaya çalışılması yanlış politikanın faturasını emeklilere, ev sahiplerine ve tasarrufsahiplerine kesmek anlamına geliyor.

***

Bir zamanlar insanları paralarını bankaya yatırmak yerine konut almaya yönlendiren bu yanlış politika şimdi bir başka yanlışla fiyat artışlarını dizginlemeye çalışıyor. Öyle bir noktaya geldik ki emeklilere yapılan zamlar daha yapılmadan fiyat artışları karşısında hiç yapılmamış gibi oluyor.

***

Apartman ve site aidatları bundan iki yıl önce kiraya verilmiş ve yüzde 25’den fazla kirası artırılamamış dairelerin kirasını aşıyor. Faiz elde etmek için bankaya yatırılmış paralar faiz geliriyle birlikte ilk yatırıldıkları tarihteki satın alma gücüne ulaşamıyor. 

***

Devlet, yapamadığı ücret artışını, durduramadığı enflasyonu emekliler, tasarruf sahipleri ve ev sahipleri aracılığıyla denetlemeye çalışıyor. Ve ne yazık ki sonuçta ev sahipleriyle kiracılar birbirine giriyor. Bir Türk Atasözü; “iki yanlış bir doğru etmez” der, orayı geçtik üç yanlışın bir doğru edip etmeyeceğini test etme aşamasındayız.  

***

Heterodoks ekonomi politikası uygulamalarının en tipiklerinden birisi olan gelirler politikası, ücretlerin, fiyatların, kiraların, faizlerin bir süreliğine ya sabitlenmesi ya da enflasyonun altında artmasına izin verilmesiyle uygulanır. 

***

Ne var ki bu politika yalnızca emekli maaşları, kiralar ve faizler üzerine uygulanır, bunlar dışında kalan ücretlere, fiyatlara uygulanmazsa önlemlerin bütün yükü bu grupların üzerine yıkılmış olur. Faizler, enflasyonun altında tutularak tasarruf eden değil borç alan ödüllendirilmiş olur. Bu yaklaşım, bir süre büyümeyi teşvik eder ama aynı zamanda enflasyonu azdıracağı için maceranın sonu iyi bitmez. Bir süre sonra kimse kira ve faiz kısıtlamalarına aldırmamaya başlar. Geriye yalnızca emeklilere yapılan baskılar kalır.

***

Bu konudaki kural şudur: ‘Toplumdan fedakârlık isteniyorsa herkesten gücü oranında fedakârlık istenmelidir.’

***

Ekonomik gidişte kişilerin geleceğe ilişkin beklentilerinin etkisi reel olaylar kadar önemlidir.Gelecekte enflasyonun artacağına ilişkin beklentiler toplumda egemense tüketiciler fiyat artışlarından kaçınmak için ihtiyacından fazlasını talep etmeye yönelir. Bu durumda olumsuz beklentiler, talebi, o da enflasyonu artırır. 

***

Satıcılar, gelecekte daha pahalıya alacağı malı bugün daha pahalıya satarak zarar etmemeyi amaçlar. Bu durumda olumsuz beklentiler satış fiyatlarının mevcut enflasyonun da ötesinde artırılmasına neden olur. 

***

Beklentileri düzeltmenin yolu faizi artırmanın yanında enflasyon ve diğer ekonomik sorunları kalıcı olarak çözecek yapısal reformları yürürlüğe sokmaktır. Türkiye’nin beklentileri düzelttiği son dönem 2001 krizi sonrasındaki dönemdir. O arada birkaç önemli yapısal reform (bankacılık reformu, kamu kesiminde mali disiplin, AB ile tam üyelik girişimi) yapılmış ve beklentiler olumlu hale gelmiş ekonomide hızlı bir düzelme yaşanmıştı. 

***

Türkiye o dönemden sonra bir daha beklentileri düzeltebildiği bir dönemi hiç yaşayamadı. Çünkü o dönemden sonra yapısal reform yapmadı. Beklentiler düzelmediği için de gerçekleşmeler hep kötü oldu. (Devam Edecek)

***