“Ne olacak şimdi?” diye ahali birbirine soruyor... Ben; “İyi olacak!” diyorum... Kapıkullarından, “hazineden geçinmelilerden” “bu iktidar giderse tüm kazanımlarım uçup gider!” diye korkanlardan farklı olarak… Zira onlar, kazandıkları “konfor” ve “pozisyonun” kaybolmasından korkuyorlar. Umutsuz değilim, umudumu kaybetmek istemiyorum. İnsanlığın geriye gitmeyeceğine de inanıyorum. Merhum Çetin Altan ustanın; “Enseyi karartmayın!” dediği gibi...
***
Dış politika mefluç… Katar dışında dostumuz kalmadı… O da ne kadar sürer bilemem. Biden’in, bir telefonunu aylarca bekledik… Irak ne oldu? Suriye ne oldu? Mısır ne oldu? Libya ne oldu? İsrail ne oldu? Filistin ne oldu? Uygur Türkleri ne oldu? Kafa tuttuğumuz Sarkozi ve Merkel ne oldu?
***
Milyar milyar dolar verdiğimiz “F-35”, “S-400” ne oldu. Verdiklerimizi, bakalım, “söke söke alabilecek miyiz?” “3Y”ye ne oldu? “ Münafık taifesi CEHAPE’nin dilinden düşürmediği “128 Milyar dolara ne oldu?” Ziraat Bankası’nın, Demirören’e, medya satın alınması için verdiği 750 milyon dolara ne oldu?”
***
“Altay tankı”na ne oldu?, “Elektrikli araba” ne oldu? “Yerli otomobile” ne oldu? “Aya gidecek”, sert inecek modüle ne oldu?
***
2023’e şunun şurasında iki yıl kaldı. “2023 hedefleri” ne oldu? İhracatımız 500 milyar dolar, kişi başına gelirimiz 25 bin dolar, elektrik tüketimimiz 500 milyar kWh, GSYİH’mız 2 trilyon dolar olacaktı. “İlk 10 ekonomi” arasına girecektik, ne oldu?
***
Ekonomik sıkıntı içerisinde olduğumuz muhakkak... Tencere kaynıyor ama “aş” mı kaynıyor yoksa “dert” kaynatana sor. Gelir dağılımı sizlere ömür… “Batı yakasında değişen bir şey yok!” “3Y”’yi kaldıracağız diye iktidar olanlar, bunların “semtine uğramıyorlar”, ağızlarına almaz oldular..
***
İktidar “yoksulluğu” kaldırma değil de, sosyal yardımlarla “yönetme” peşinde. “Ahali” de ne yapsın? Bir sokum “kuru ekmeğe” muhtaç. “Yiğidin kuru soğana muhtaç olduğu” gibi…
***
Kaynakta ki asıl sorunun ne olup olmadığını toplum, yeni yeni fark etmeye başladı... Sorunun, bir “sistem” sorunu olduğu, nihayet anlaşıldı. Devlet eliyle fert zengin etmeye yönelik bu “ucube” sistemin sorunlarımızın kaynağı olduğu artık netleşti. Ama Ankara, özellikle siyasiler bunu göremiyor ya da görmek, işlerine gelmiyor. Bir de bu “sistem” sayesinde yaşama imkanı bulan marjinaller de haliyle bu çarpık yapılanmanın devamından yana tavır alıyorlar... Tüm direnmeler artık , boşa!..
***
Bundan sonra artık; “Sistemden beslenenlerin” direnmeleri de fayda etmeyecek... “Hazineden geçinenlerin” mutlaka sonu gelecek. Zira bu gidiş, sürdürülebilir değil. Tabii, “Her derede bir değirmen, eğer suyu gelirse.”
***
Yine tabii, bu süreçte hiç karşılaşmadığımız olaylar da olmuyor, değil. “Kanal İstanbul’a” iş yapacak, kredi vereceklere muhalefet, “iktidar geleceğiz ama ödeme yapmayacağız!”, diyor. Devletlülerden cevap; “Ödemeyin de görün… Söke söke alırlar!”. Tabii, bunun “argocasını” biliyorsunuz.
***
Ya değişeceğiz, dünya klasmanında yerimizi alacağız ya da üçüncü dünya devletleri liginde, “top koşturacağız”. Uluslararası karşılaştırmalı istatistikler bize adresin nereye doğru olması gerektiğini gösteriyor... Bu istatistiklere bakabilmek için allame olmaya falan da gerek yok...
***
Dünyanın, yüzde biri kadarız. “Zekatı” bile değiliz. Öyle, kıskandıkları falan da yok. Hem, neyimizi kıskanacaklar ki? Etrafımız, iç ve dış düşmanlarla sarılı falan da değil. Bu “masalı” onlarca yıldır dinledik. Hala dinleyen var mı? Bilemiyorum…
***
Değişimin adresi ise belli... Adres; farklılıkları olsa da hukuku egemen kılan, demokratik standardı yüksek, çoğulcu, katılımcı, bireysel hak ve özgürlüklere saygılı, bireyi kutsayan, serbest pazar ekonomisini uygulayan bir yönetim modeline sahip... Bu nedenle yeni yeni teoriler üretmeye, sistem aramaya falan gerek de yok... Özgür birey yetiştiren siyasal oluşumlar yaşama şansını bulabilecek... Geri kalan ya marjinalleşecek ya da siyaset sahnesinden, silinip gidecek... Özetle bu adres, çağdaş ülkeler ya da “Muasır Medeniyet.”
***
Ülkemiz, bunların iktidarı denemek zorundaydı. Nitekim denedi… “Dinciliğin” de bir şey olmadığını ahalinin çoğu gördü… Bunun için; “İyi olacak!” diyorum... Bunun için; “Enseyi karartmayın!” diyorum...


