Aslında; “bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete!” demek daha doğru… AK Parti’nin yirmi yıla yaklaşan iktidarında, laik Cumhuriyet’e, Mustafa Kemal’e ve Cumhuriyet devrimleri ile ona “kol kanat gerenlere” aşağılık saldırılar yoğunlaştı.
***
Genelleme yapmak istemem ama “odak” haline gelen bir yere, bir kuruma da işaret edeceğim. Bir kamu kuruluşu, kamu yani bizler tarafından finanse edilen Diyanet İşleri Başkanlığı… Bazı, personelinin “çanak tutanların” başında gelmesi, hele hele bunların Başkan başta olmak üzere üst düzey görevlilerin olması, işin fecaatini daha da artırıyor. O nedenle, “ne günlere kaldık!” dedim.
***
Geçen bayramda, Düzce Akçakoca Müftüsü Şaban Soytekinoğlu, bayram tatilinde Sakarya Karasu’daki yakınlarını ziyarete gitmiş. Cuma namazında Kabakoz İsmail Sadi Camii’nde vaaz vermiş. Verir ya!.. Vermiş ama kin ve nefret de kusmuş, yandaşları gibi.
Sakarya'da yayın yapan "haberlisin.com"'da yer alan habere göre Osmanlı Devleti’nin fişini Yunanistan’da yaşayan Yahudilerin çekmeye çalıştığını söyleyerek; "Selanik Göçmenlerinin yüzde 90’ı için ateist"ti demiş.
Bununla da yetinmemiş, meseleyi gezi olaylarına getirip; "Otellerini eylemcilere açanlar Yahudilerdi. Hatta şu anda birisi bir şirketin ve takımın başkanı" diyerek isim vermeden Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’u da dahil etmiş. Bir kısım cemaati müftüye tepki gösterip camiyi terk etmiş. (Kaynak: Yeniçağ)
***
İktidardan bir şey beklemiyorum. AK Parti üst düzey yöneticilerinden bazılarının benzeri görüşte olduklarından eminim. Zira o mahalleyi az çok biliyorum. Onlar, Fesli Kadir'in, N. F. K'nın, Nuri Pakdil'in, Şevket Eygi’nin öğrencisi... Bilgi dağarcıkları da bunlarla sınırlı…
Bir de unutmayın; ülkemizde, antisemitist hareketlerin yoğunlaşması, Nazi Almanya’sının yükselişine denk gelir. Bir de, Filistin mücadelesinin, “solun elinden” almasından sonra, dincilerce, tekrar hız kazandırıldı. Filistin’i, Türk solu mesele yaparken bizim dinciler, ABD ile kol kolaydı.
***
Mebzul miktardaki Atatürk ve Cumhuriyet karşıtları, şunu çok iyi bilsinler ve unutmasınlar: Öykündükleri, kutsadıkları, rol model aldıkları Osmanlı Padişahlarının, tamamına yakınının anası ya esir pazarından alınan “köle”, ya savaş “ganimeti” ya da “hediye”.
***
Bunlar, gayri Müslim olup, nesepleri de belli değil. Öyle ya, pazarda satılan, “ganimet” olanın ana ve babasını kim bilecek? Yine bunların içinde, bugün nefret ettikleri, Yahudi kökenli kadın da yönetici de çok miktarda… Mesela, Nurbanu Sultan (16.yy).
***
Yine unutmayın; “Osmanlı İmparatorluğu'nun en parlak devri Kanuni dönemi aynı zamanda Osmanlı Yahudilerinin altın çağıdır.” Ayrıca; Osmanlı’nın en güvendiği te’ba Yahudiler… Osmanlı’ya ve Cumhuriyete de ihanet etmemişlerdir.
***
Osmanlıyı yöneten sadrazamların, vezirlerin ve paşaların kahır ekseriyeti ya dönme, ya savaş esiri ya da Enderun’da yetişmiş devşirme çocukları… Bir dönem, Yeniçerilerin tamamı devşirme…
***
Sonuçta; Osmanlı’yı yöneten kadroların içerisinde mühtedi (dönme) mebzul miktardadır. Çok da doğadır, zira bir imparatorluktur…
***
Müftülük Web sitesinde nereli olduğuna rastlayamadığım Soytekinoğlu’nun, zannımca, memleketinden, köyünden kimse yoktur Osmanlı sarayında… Osmanlı, zaten bunları yani Anadoluluyu adam yerine koymuyordu ki, olsun? Vergi versinler, askere gitsinler, huzursuzluk çıkartmasınlar yeter de artardı...
***
Aslında, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu Anadolu, Osmanlı’nın en geri kalmış, beşeri, sosyal ve iktisadi sermayesi yok denecek kadar az; harplerde bizâr düşmüş bir coğrafya idi. Bu gerçeği unutmayın. Erken Cumhuriyet ve ona kol kanat gerenleri eleştirirken, onlara hakaret ederken, cehaletinizi sergilemeyin. Sevmeseniz bile, saygılı olun.
***
Müftü biraz tarih bilse, “kulaklarına üflenenle” yetinmese, Jön Türk, İttihat Terakki ve devrimlerle noktalanan Cumhuriyet kadrolarının, çoğunluğunu, Anadolu dışından Rumeli’den, Balkanlar’dan, Kafkasya’dan, Türkistan yöresinden ve İstanbul aristokrasisinden oluşmasının çok doğal olduğunu da görürdü. Osman Selim Kocahanoğlu’nun dediği gibi; “Hurma kültüründen” beslenenlerden de fazla bir şey beklememek gerekir.
***
Ayrıca; bir liman kenti olan Selanik eğitim, sosyal, ekonomik ve siyasi olaylar bağlamında payitahttan bile ilerideydi. İlk işçi sendikası da burada kurulmuştu… Soyu, Konya Yörüklerinden, şüphesiz, tarihin kaydettiği en büyük Türk Milliyetçisi Mustafa Kemal’in, Rumeli’den ya da Selanik’ten gelmesi de çok doğaldı.
***
Şimdilik, Mustafa Kemal’i hedefe koymaya cesaret edemeyen, korkak bazı ricali devletin, Selanik üzerinden Atatürk’e, alçakça saldırdıkları da bedahet bir husus. Bizleri, aptal yerine koymasınlar…
***
Yani, Anadolu’da, bu işin lokomotifliğini yapan kim vardı ki, Türk devrimlerine önderlik yapacaktı? Ya da Osmanlı’yı uçurumun kenarından kurtaracaktı?
***
Anlatırlar; “makarrı ulema” olan Kayseri merkezinin herhangi bir mahallesinde, bırakınız Arapça, Farsça bilmeyi, Osmanlıcayı yazıp-okuyabilen bir veya iki kişiyi geçmezmiş. Bir asker mektubu geldiğinde, fellik fellik okuyacak adam aranırmış. Asker ocağında da yazma bilen de sınırlı olunca, “matbu asker mektubu” ile sorunu gidermişler.
***
Koç ailesine gelince… Ankara’nın “yerlisi” olduklarını söylüyorlar… Yedi göbek şecerelerini de verebiliyorlar. Ben de dahil Anadolu’da, dedesinin babasını, dedesinin dedesini bilen kaç kişi var? Sanırım Müftü Efendi de bilmez bunları…


