İlk oyumu İstanbul’da, MHP’ye vermiştim, 1969 seçimlerinde… Dündar Bey’i (Taşer) seçtirmek için çok uğraştık, imkânsızlıklar içinde ama gücümüz yetmedi, 10 bin oy ancak alabilmiştik koskoca İstanbul’dan. Ondan sonra, çok defalar verdim oy MHP’ye hem genel de ve hem de yerelde… Uzun zamandır da vermem, bundan sonra verir miyim? Allah bilir…
***
Şüphesiz, Türk olmakla gurur duyarım… Kendi soy kimlikleri ile gurur duyanlara da saygı da kusur etmem. Bu coğrafyada yaşayan herkesin “laik ve demokratik Mustafa Kemal Türkiye’si” ortak paydasında, “vatandaş” düzleminde buluşmasından da çok mutlu olurum. Kurtuluş reçetemiz bu birliktelikte…
***
Bireylerin düşündüklerini, inandıklarını, bildiklerini, hiçbir endişeye kapılmadan açıklaması temel inancımdır. Çoğulcu, katılımcı, saydam, denetlenebilir ve hesap verebilir bir devlet organizasyonu, kurtuluşumuzun anahtarı…
***
Liberal yani özgürlükçü siyaseti savunurum. Siyasette düşüncelerin özgürce ifadesi esas olmalı. Milletvekilimiz (MHP) Baki Ersoy, vekâletini aldığı milletin dertlerini, sıkıntılarını, gayet münasip bir üslupla aktarınca, bundan neden rahatsız olunur, neden ihraç talebi ile disipline sevk edilir ki? Yani, herkesin bildiği, yaşadığı gerçeği gizlese miydi? Anlamak mümkün değil. Bu tür siyaset, kafasını kuma sokan “devekuşu” örneğinde anlatıldığı gibidir. Unutulmasın; “gerçeklerin” bir gün mutlaka ortaya çıkması gibi bir huyu var.
***
MHP, umutların yeşerdiği kadar, kırıldığı da bir parti. Parti’de ki önemli kırılma, meşhur Adana kongresinde, Bozkurt, Hilal kavgası ile başladı. “Hilal” galip geldi… Muzaffer Özdağ ve Rifat Baykal’ın başını çektiği ekip koptu, partiden. Ardından, Muhsin Yazıcıoğlu ekibinin ayrılıp Büyük Birlik Partisi kurmaları, “harekete” darbe vurdu. Bunlar da “Türk-İslam” sentezinin “İslam” ağırlıklı kanadının kopuşuydu. “Türk-İslam sentezcisi” “Aydınlar Ocağı” da bir başka kopuşun tetikleyicisi. Bir bölüm MHP’liler de bunlarla birlikte Parti’den uzaklaştı.
***
Nevzat Kösoğlu, Sadi Somuncuoğlu, Galip Erdem, Ayvaz Gökdemir (Partili olmadı), Tuğrul Türkeş, Koray Aydın, Ümit Özdağ, Namık Kemal Zeybek, Yaşar Okuyan, Ramiz Ongun, Yılma Durak, Mustafa Öztürk, Hüseyin Cömert, Hasan Sami Bolak gibi yerel ve genel ağır topların kopuşu ayrı bir fasıl…
***
Derken; ufak bir eleştiri, ufak bir aykırı söz çıktı diye Erhan Usat, Cemal Enginyurt, Baki Ersoy ve partiden, şu ve bu nedenlerle binlerce aktif Ülkücü’nün kopuşu, bünyenin “kendi kendisini” yemesinden öteye bir izahı olamaz. Bağışıklık sisteminin kendisini yok etmesi gibi. 1969 ile başlayan kopmalar acaba, MHP siyasal misyonunu tamamladı mı sorusunu akla getiriyor?
***
Evet… Yıllarca; “konuşan Türkiye’nin” peşinde koştuk, koşmaya da devam edeceğiz. Dini değerlerle, “iş ve dış düşmanlarla”, “Bay Kemalle”, “iki ayyaşla” yolumuzdan çeviremezsiniz. Ekonomik performansı bizden “kat be kat” iyi Macaristan’da ki seçimlerden medet ummak da kurtarmayacak bu kötü gidişi.
***
Ersoy, Kayseri milletvekili olunca, tepkinin şehrinden ya da yakın arkadaşlarından gelmesi de doğaldı. Ve bir istifa geldi, peşinden… MHP Kocasinan Belediye Meclis Üyesi Sedat Kılınç, Ersoy’un merkez disiplin kuruluna sevk edilmesinin ardından partisinden istifa ettiğini söyledi, çok ciddi eleştiri ile. Bizim Gazete’den aldığım haber şöyle:
“MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy, ekonomide yaşanan sıkıntılara ilişkin ’Enflasyon rakamları gerçeği yansıtmıyor, zamlar milletin belini büküyor’ yönündeki açıklamalarının ardından parti üyeliğinden ’kesin çıkarma cezası’ ile cezalandırılması için parti disipline sevk edildi. Kocasinan Belediye Meclis Üyesi Kılınç da Ersoy’un disipline sevk edilmesine tepki göstererek, partisinden istifa ettiğini açıkladı.”
***
Kılınç; "Milletvekilinin asli görevi milletin hakkını korumak, derdine tercüman olmak, sorunlarına çözüm bulmaktır. Dün MHP Milletvekili Baki Ersoy, vekili olduğu milletin yüksek enflasyondan dolayı beli büküldü dediği için disipline sevk edildi. Ben de geçmişte benzer eleştiriler yaptığım için parti yönetiminden benzer uyarılar almıştım. Söylediğine bakıyorum. Doğru mu, evet doğru. Millet perişan, geçinemiyor. Alım gücü kalmadı. Beni disipline sevk etmenize gerek yok. Partim olan MHP’den istifa ediyorum. ‘Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır’. Biz her zaman hakkın yanında olacağız. Doğruyu söylemeye devam edeceğiz" dedi.
***
Her şeyi güzel anlatan, istifa dilekçesine ne denir? Sadece şapka çıkartılır… Unutulmasın ekonomik yıkımın enkazı altında MHP’de kalır. Ne kadar; “bizi ne ilgilendirir, iktidar falan değiliz!”, deseler de…
***
Piyasadan, halktan, gerçekten kopmuş bir AK Parti iktidarı ve onun destekçisi MHP var karşımızda… Çarşı Pazar yanıyor, umursamıyorlar…
***
Baki Bey, yine az söylemiş… Bakınız, ahvali dünya nasılmış; “Son 10 yılda yurttaşın bankalara olan borcu yüzde 361 oranında artmış durumda. Bankalara olan borcunun 832 milyar lirası bireysel kredilerinden, 231 milyar lirası da kredi kartlarından kaynaklanıyor. Mart ayının son haftasında tüketici kredilerinde 5,7 milyar liralık, kredi kartı borçlarında ise 6 milyar liralık artış yaşandı.
Vadesi geldiği halde ödenemediği için bankalar tarafından icraya verilen takipteki borçları ise 148 milyon lira daha artarak toplam 28 milyar lira düzeyine çıktı.
Ulusal Yargı Ağı (UYAP) üzerinden alınan verilere göre yılbaşından bu yana icra ve iflas dairelerine toplam 2 milyon 657 bin yeni dosya geldi. Yeni gelen dosya sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28,4 oranında arttı. İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı son bir yılda 1 milyon 674 bin adet artarak 1 Nisan itibarıyla 23 milyon 511 bine çıktı.” (Birgün Gazetesi)
***
Bunun bir başka anlamı şu: Yaklaşık 23 milyon hane var ülkemizde. Hane başına “bir dosya” düşüyor. Bundan daha kötü şey ne olabilir ki?
***
Unutmayın; Büyükşehirlerde, sözgelimi İstanbul’da kira ortalaması asgari ücretin üzerinde. Asgari ücrete bir kümes kiralayamazsınız.


