KADİR DAYIOĞLU


MESLEK ODALARI

Yargı ve sağlığın önemli bir ayağı olduğu için, kamu hizmeti yapan Barolar ile Tabip/Eczacı odaları bu yazımın öznesi değil. Bunların “tek oda” olması gerekir.


Yargı ve sağlığın önemli bir ayağı olduğu için, kamu hizmeti yapan Barolar ile Tabip/Eczacı odaları bu yazımın öznesi değil. Bunların “tek oda” olması gerekir. Öznesi, özel yasalarla kurulan diğer odalar; her dönemde iktidar çalgısına ayak uyduranlar…

***

Aslında bu, çok karmaşık, çok çetrefili bir konu. Yazımdan çok rahatsız olanların, kızanların olabileceğini biliyorum. Tabii, üyelerde yeterince “sınıfsal bilinç” oluşmamışsa, yapacak bir şey de yok. Devran böyle gider. O nedenle işçisi, memuru, sanayicisi, tüccarı, esnafı boşuna ağlayıp sızlanmasın. Gerek “meslek örgütü” ve gerekse de “sandık” seçimlerini doğru dürüst yapsın. “Ağaya” dönen başkanları ve onların yandaşlarını, seçmesinler.

***

Bazı meslek odaları,  “kamu adına” işlem yaparlar. Başka bir ifade ile kamu kendisine ait bir takım görev ve yetkileri bu odalara vermiş; “benim adıma tasarrufta bulun”, demiş… Hal böyle olunca; kamu adına tasarrufta bulunanların tepesinden, iktidarların gölgesinin gezmesi de çok doğaldır. Ayrıca; icabında, görevliler ve çalışanlar kamu personeli gibi yargılanırlar… 

***

Her organ, seçimle işbaşına gelir ama bir “A4” kağıdında, “görülen lüzum üzerine!” notu ile görevden alınabilirler. O nedenle, bağımsız değiller. Hele hele sanayi, ticaret ve esnaf odaları, esnaf kefalet kooperatifleri… O nedenle, buraları yönetenlerin, “iktidar çalgısına yaka uydurmaları!”, çok doğal.

***

Dikkat ederseniz, bu özellikleri nedeniyle, bir bilemedin iki dönem görevde kalıp, huzuru kalp ile koltuğu başkasına devreden başkan hiç görmedim. Tabii, bir de ölene kadar görevde kalan “sendika/oda ağaları” var, bunları da göz ardı etmemek gerekir.

***

Tabii, şu soru akla geliyor: Odalar, siyasal iktidara karşı, yeterince üyelerinin hak ve hukukunu koruyabiliyor mu? Tam bu noktada kuşkuluyum. Zira, uygulama soruya ben, “hayır!” noktasına taşıyor. 

***

Yanlış olarak, bunlara “sivil toplum örgütü” deniyor. Benim nazarımda, bunlar, kamunun sivil içindeki uzantısı…  “Yarı resmi örgütler” dense daha iyi olur. Zira, şu ya da bu nedenle, siyasal iktidarlarla sıcak ilişkisi var, yönetenlerin. 

***

Mesela, iktidara amansız destek veren bir memur sendikası var. Memurlar, ister istemez bu sendikaya üye oluyor ya da üyelikleri zorlanıyor. Diğer memur sendikalarına mensup olanlara da, üstü örtülü, “ölümlerden ölüm beğen!” denebiliyor. 

***

Bazı sendikalar, sefalet ücreti olarak tespit edilen emekli maaşları ve asgari ücret konusunda sessiz kalıyorlar; seslerini de “mış!” gibi çıkartıyorlar. İktidara yakın olmayanların da esamisi okunmuyor.

***

TOBB’a bağlı başkanlar, meclis üyeleri, meslek komiteleri üyeleri, disiplin kurulu üyeleri ücret falan almazlar… Düşük bir hakkı huzur alırlar bir de seyahate gittiklerinde, önceden belirlenmiş tarife üzerinden, yolluk… Konaklama ve yemek için, yine önceden belirlenmiş miktarlar üzerinden bir bedel ödenir… 

***

Peki, hal böyle iken başkanlık koltuğunda oturmak, yönetim kademlerinde görev alma gayreti ya da hırsın nedeni ne olabilir? 

***

Evet… Tamam, görevleri nedeniyle ücret almazlar fakat mesela TOBB’a bağlı iştiraklerde ve yine buna bağlı kuruluşlarda görev alanlar, yine onların belirleyeceği miktarda bir ücret alır… Tabii, yerel iştiraklere katılanlar da… TOBB Hastanesi, TSE, TOBB ETÜ, Dünya Ticaret Merkezi, Serbest Bölgeler, OSB’ler vs. Doğru söylemek gerekirse, buralarda görev alanlar, hatırı sayılır bir ücret elde eder… Yine mesela, Esnaf Kredi Kooperatifi başkanları da…

***

İstisnalar bir yana; tabii, bu görevler herkese nasip olmaz… Genelde Başkanlar üstlenir bu görevleri… Ya da istisnai de olsa, başkanlara çok yakını yönetim kurulu ve meclis üyeleri… Unutmayın, bu tür görevlere geleceklerin sayısı, her ilde, bir-iki kişiyi geçmez…

***

Bir de, adayların, iş başında; “yapacağız, edeceğiz” dediklerine bakmayın… Ne yapacaklarını ya da yapmayacaklarını mevzuat hazretleri belirlemiştir… Bunun dışına çıkamazlar… Tabii, bir de siyasal iktidarların hep gözlerine bakılır, bir şeyler söylenirken… Bazen, dillerle dişler arasında söylenenler de pek önemli değildir… 

***

Tabii, Odaların, özellikle yönetim kurullarının başkanlık katında görev alanların, şayet avantajsa, avantajı şu: “Memleket ve ülke büyüklerine” ulaşmada pek sıkıntı çekmemeleri… Bir de iç ve dış seyahat imkanlarının yine bunlar için bol olması… 

***

Sözgelimi, Başkana yakın olanlar, ömürleri boyunca asla göremeyecekleri dış gezilere katılırlar… Bazen bu geziler Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Bakanlıklar tarafından düzenlenir… Düşünebiliyor musunuz; bir Cumhurbaşkanı, bir Başbakan, bir bakanla birlikte, aynı uçakta seyahat edebiliyorsun… 

***

Mesela, meclis üyesi olursanız, “silah ruhsatını” kolayca alırsınız; pasaport ve vize işlerinde pek sıkıntı çekmezsiniz… Yine tekrar ediyorum, bu şanslılar, Genel Başkana, Yönetim Kurulu Başkanına yakın olanlardır…

***

Yakın olamayanlara gelince, zaman geçince, ilk günün o heyecanı kalmaz… İlk meclis toplantıları, tıklım tıklım dolar… Şiddetli konuşmalar yapılır… Diyelim, bir yıl sonrakiler, çoğunluk sağlanamadığından sıkıntılı olur… Hele hele meslek komiteleri toplantıları hiç mi hiç yapılmaz… Oda görevlilerine düşer, meslek komitesi defterlerini doldurmak ve üyelerin ayağına giderek imzalatmak…

***

Bu nedenle, üyelikleri “zorunluluk esasına” göre olan tüm odalar kapatılmalı… Bunları, hep, kamunun ya da iktidarın sivil içerisinde ki, bir uzantısı olarak gördüm… Kamusal yetki, kamunun kendi birimlerinde kalmalı… İsteyenler ya da meslek çıkarlarını korumak amacında olanlar, üyeliği “gönüllülük esasına” göre olan örgütler kurmalı ya da bunlara üye olmalı. Mücadelelerini bunlarla yapmalı.