KADİR DAYIOĞLU


MEMLEKETİMİN HALLERİ

Hani “nas” vardı, hani “faizler” düşüyordu. Bu bir servet transferidir; fakirden alıp para sahibine vermektir.  Umarım ahali artık, “ashab-ı kehf uykusundan uyanır”.


Bugün “23 Nisan”… Şahsen ben buruk kutluyorum. “Mustafa Kemal Türkiye”si bu halde olmamalıydı. Başlık ne olsun diye çok düşündüm, çok zorlandım… “Memleketimin Halleri” dedim… Rahmetli Nazım Hikmet de; “Memleketimden İnsan Manzaraları” demişti, eşsiz yapıtında… O, bir asır öncesini anlatmıştı, biz ise 2022’yi…

***

Allah’tan, gem vurmak istedikleri “Sosyal Medya” varmış… Olup bitenleri, “memleketimin hallerini” oradan anlıyoruz. Öyle ya görsel ve yazılı medyanın yüzde 95’i “yandaş” olunca, olup bitenden de haberdar olmak mümkün olmuyor… “Üç maymunları” oynuyorlar. O nedenle, sizlere, özellikle “Youtube” üzerinde gezinti yapmanızı tavsiye ederim.

***

Biliyorsunuz; resmi olmasa da peş peşe medreseler açılıyor… Eskiden de vardı ama şimdi aleniyet kesp etti. Hem de ricali devletin kanatları altında… Kelam, hadis, tefsir, meal anlatıyorlar “vaz ü nasihat”ta bulunuyor, hoca efendiler. Bunlardan birisi, geçenlerde, TRT’ye de çıkmış. O da “vaz ü nasihat”ta bulunmuş. Hazretin; “Zelzele risalesi” sosyal medyada dolanıp duruyor. “Gavs Hazretlerinin, zelzeleyi nasıl durdurduğunu” anlatıyor. Müritleri de ağzı açık dinliyor.

***

Efendim, “zelzele” başlamış herkes panik içerisinde, Gavs hazretleri; “Zelzele dur!”, demiş o da söz dinlemiş, durmuş… Durur ya, “gavs” olmayan da, ben de, “şaribül leyli ven nehar” Hazreti Neyzen de dese, duru… Zira, “zelzele”nin doğası öyle… Başlar, 20 bilemedin 25 saniye sonra durur… Ondan sonra artçılar gelir. Ha, bir az daha uzun sürenler olur, birkaç dakika falan sürse, kainat yerle bir olur… Bunu, huşu içinde dinleyenlere nasıl anlatacağız? Bilemem…

***

Efendim. Yine bir hazret, orucu bozan şeyleri anlatıyor. Biz sanıyorduk ki; yeme, içme ve cinsel ilişki orucu bozar. Ama bir şey daha öğrendik; taharetlenirken kullanılan suya dikkat etmek gerekirmiş. Zira, avuçla sürülen su, “dübür” kasılınca, bağırsaklardan içeri girip, kalın sonra ince bağırsaktan geçip, 12 parmak bağırsağı derken mideye gelir, haliyle oruç bozulurmuş

***

Bunları dinlerken, dört asır geriye gittim, Sultan 3. Murat dönemine… Tüm musibetlerin nedeni diye, Takiyüddin’ın rasathanesi, topa tutulup yıkılmış, İstanbul da… Tophane sırtlarında kurulu rasathanenin yıkılışı notu tarihe şöyle düşmüştü: “Rasathane 1580 yılında, Şeyhülislam Kadızade'nin onaylayan fetvası ve padişah III. Murad'ın emriyle denizden topa tutularak yıkılmıştır.” Maşallah, günümüzde “Kadızadeli” tümen tümen…

***

Yine tarihler yazar: 18. yy’da, İTÜ’nün temel, “mühendishane” kurulur. Ders verecek “riyaziye” yani matematik hocası aranır. Talipliler sınava tabi tutulur. Soru şu; “Bir müsellesin zaviyeleri cemi kaçtır?” El cevap: “Müsellesine göre değişir!”

***

19. yy’a geldik, Sultan 2. Mahmut dönemine… Biliyorsunuz bu dönemde büyük askeri reformlar yapar, “gavur padişah!”. Okuma yazma bilmeyen paşaların terfisi için, okuma yazma kursu açılır. Bunlar için hocalar tayin edilir. Görülür ki, bunların çoğu da okuma yazma bilmiyor. Yıl, 1838…

***

Biz bunları yaşarken “gavurlar” bilimsel ve teknolojik devrimleri peş peşe sıralıyordu. Kiliseyi, kamusal alandan çıkartıyor “aklı” devreye sokuyordu… Yani, “ıskaladığımız” sanayi devriminin temelleri atılıyordu…

***

İşte o meşhur “iki ayyaşın” yapmak istediği de, kaçırdığımız treni yakalamaktı.  Tanrı, Mustafa Kemal gibi bir dahiyi bize armağan etmişti ama kıymetini bilemedik. Bir asır sonra tekrar medreseler hakim olmaya başladı…

***

Tabii, “bizim ecmaine” göre “iki ayyaş”, tıkır-tıkır işleyen; pırıl-pırıl; deve yükleriyle para dolu bir vatan devralmıştı… Ama bir yıkım ekibi hırsı ile rövanş alırcasına, bostana giren dana hesabı, her şeyi darmadağın etmiş, bir gece de “cahil” bırakmıştı ahaliyi…

***

Peki, kimse merak etmez mi? “İki ayyaşın” hazırladığı, “Devlet Bütçesi” ne kadardı? Bunları vermeden bir parantez açayım. Pandemi, bol bol kitap okumama vesile oldu… Ağırlıklı olarak “Osmanlı Modernleşmesi” ve “erken Cumhuriyet” dönemi ile ilgili kitaplar. Bunlardan ikisini anımsatacağım; Milli Mücadele’yi anlatan iki kitap: Alev Coşkun’un “19 Ay”ı ve 1965 baskılı, “komünist!” diye ciddiye almadığımız Sabahattin Selek’in “Milli Mücadele/ Anadolu İhtilâli”. İkisi de iki cilt. İkincisi, rahmetli pederden kalma…

***

Selek anlatıyor (2. Cilt, s.189, 190, 191). Cumhuriyet’in ilk bütçesinde (1920/1921) 46 milyon lira gelir, 60 milyon lira gider öngörülüyor.  14 milyon lira açık… Peki, bir asır önce eyaletimiz olan Yunanistan’ın bütçesi ne kadar? 115 milyon gelir, 142 milyon gider. 27 milyon açık… Bu bütçede “Şer’iye” için 522.062 lira ayrılıyor. Milli Eğitim’e ayrılan da buna yakın, 577.061 lira. Sağlık için 613.141, Bayındırlık için 620.396 lira ayrılıyor. En büyük pay, 28,6 milyon lira ile Milli Savunma. Tabii, hiçbir zaman işlerlik kazanmamış; “Zatı Hazreti Padişahı ve Hanedanı Saltanat” için 521.012 lira.

***

İlginç iki rakam daha vereyim. Posta idaresi, Erzurum vilayetinde yaşayanlar için havale ile gelen 350.000 lirayı ödeyemiyor. Bir müddet erteliyor… Bir de merkezi hükümet Ziraat Bankası’ndan 1.200.000 milyon lira borç alıyor.

***

“Nas”ın egemen olmaya başladığı günümüzde; ”Hazine ve Maliye Bakanlığı dün gerçekleştirdiği 2 ve 4 yıl vadeli tahvil ihalesinde 7.4 milyar TL borçlandı. İki yıl vadeli tahvil ihalesinde net satış 1.08 milyar TL olurken, bileşik faiz yüzde 22.37 olarak kaydedildi. 4 yıl vadeli tahvil ihalesinde net satış 1.82 milyar TL, bileşik faiz de yüzde 24.44 oldu.”

***

Hani “nas” vardı, hani “faizler” düşüyordu. Bu bir servet transferidir; fakirden alıp para sahibine vermektir.  Umarım ahali artık, “ashab-ı kehf uykusundan uyanır”.