KADİR DAYIOĞLU


MEKKE VE MEDİNE

Bunlar bizim geleneğimiz de var; örfümüz de var. Bilmeme anlatabildi mi efendim.


Dünkü “Mahalli İsimler” başlıklı yazımda; “Mekke, Medine, Cidde” isimleri cadde ve sokaklara neden verilir, Selçuklu, Osmanlı, ve Cumhuriyet döneminde 1994’e kadar bu isimlerin verildiği yer, yöre vs. var mı?, diye sormuş, Cidde’nin kutsiyeti nereden geliyor, diye devam etmiştim…

**

Öyle ya, “öküz altından buzağı arayanlar çok olur!” Ayrıca, sen kutsal yerlere karşı mısın? Diyecekler için, ders niteliğinde bazı şeyler söyleyeceğim. Umarım, bir hata yapmam.

**

Aslında bu isimlere değil, diğerlerine de karşı değilim ama uyarı ve doğru yolu göstermeyi, bir vazife bilirim. İsteyen uyar, isteyen uymaz. Bu, onların sorunu. Ama kutsal bilinenler konusunda çok dikkatli olmak gerekir. Uyarım, bu babdadır. 

**

Biliyorsunuz, İslam dünyasında, tartışmasız “Mekke ve Medine” kutsal topraklardır. Aksini savunan Müslüman devlet ya da kişi var mı? Bilmiyorum. 

**

Kur’an’ı Kerim’de de belirtilmiş, Müslüman olmayanların, girmesi yasaklanmıştır. Bunun detayını merak edenler, İslam Tarihi’ne bakabilirler. 

**

“İki harem” anlamına gelen “Harameyn” ile ifade edilir. Osmanlı belgelerinde daha çok “Haremeyn-i şerîfeyn” şeklinde geçermiş.

**

Başka kültürde var mı bilmem, bizim kültür ve geleneğimizde bunlara “Mekke i mükerreme”; “Medine i münevvere” denir buralara; bunu derken Resulü Ekrem’e karşı hassasiyet dikkate alınır. Hürmette kusur edilmez.

**

Mesela, Kur’an, gelişi güzel her yerde okunmaz. Daha da ötesi, cami/mescitlerde okuna Kur’an hoparlörle dışarı verilmez. Öyle ya, “hazır olmayan” kişiler olabilir endişesiyle.

**

Yine mesela, Osmanlılar döneminde yaptırılan “Selatin Cami” vakfiyelerinde, imamlık yapacak kişilerin, vasıfları belirlenir. Mesela, sesi ve tilaveti güzel olacak. Kendisinin bedensel bir arızası bulunmayacak, eşi de güzel olacak. 

**

Buna benzer, şayet varsa, ezanı en güzel sesli hafızlar okur. Hoparlörle okumayı eleştirenler var; hoparlörle okunduğu zaman, ses volümü de belirli bir sınırı aşmamalı. Ama maalesef durum öyle değil. 

**

Bunların aksini yaparsanız, insanları dinden soğutur; uzaklaştırırsınız. Hele şimdi, mahalle aralarına, binalarla bitişik cami/mescit hoparlörlerine çok dikkat etmek gerekir. 

**

Özellikle, sabah ezanlarında, gümbür gümbür sallıyor, evleri. İrkilerek uyanıyorsunuz… Bir hoparlör yeter iken, şeş cihete konan birer tane hoparlör yetmiyormuş gibi, altına ve üstüne de birer tane daha ilave ediliyor. Kırk, elli metre ilerdeki elektrik direğine de…

**

Kaldı ki, bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genelgeleri de var, şu kadar “desibeli” geçmeyecek, diye. Dostlar, okunan Kur’an ve ezan hûşû içerisinde dinlenmeli. 

**

Duydukları anda kendilerine bir çeki düzen vermeli. Mesela, adam tuvalete gitmiş sonra abdest alacak, tuvaletteyken Kur’an dinliyor. 

**

Bir örnek de bir başka konuda bir örnek vereceğim. Mevleviler, Halvetiler, Cerrahiler, Kadiriler vs. Mevlana’ya “Celalettin” demezler, “Mevlana Cemalettin” derler. Bur da incelik; “Tanrının celal sıfatından cemal sıfatına” sığınmak... 

**

O nedenle, tereciye tere satmak istemem ama Başta Mehmet Özhaseki ve Memduh Büyükkılıç olmak üzere, İmam Hatip Okul mezunlarının, bunları çok iyi bilmesi; bunlara hürmeten, çok duyarlı olmaları gerekir.

**

Aklıma geldi bir şey daha anımsatacağım. Mevkiyi, makamı, sıfatı ne olursa olsun, bir meclise gelen, hemen sağında bulunan boş yere oturur. Camilerde görüyoruz, bir “ricali devlet” ve memleket büyükleri geldiklerinde, cemaati yarar yara imam efendinin arkasına kadar gidiyor. Hâkezâ, cenaze namazlarında da öyle… 

**

Bizim bildiğimiz, duyduğumuz, imam efendiye bir hal olduğunda, onun yerine geçebilecek insanlar, hemen imam efendinin arkasında yer alır. 

**

O nedenle tekrar ediyorum. Kutsal yer, yöre, kutsal bilinen kişi isimlerini, bazı yerlere verirken çok dikkatli olmak gerekir. Uluorta kullanılmaz bunlar. 

**

Bunlar bizim geleneğimiz de var; örfümüz de var. Bilmeme anlatabildi mi efendim.