Ekonomik sıkıntıların üstesinden gelinir ama sosyal dokunun, inanç dünyasının, bir asırda oluşan demografik yapının; “ulus-devletin” bozulmasının telafisi mümkün değildir… Üç-beş oy için, buna fırsat vermek, göz yummak doğru olamaz. Maalesef iktidar da, muhalefet de, isteseler de, istemeseler de bu popülist tuzağın içerisindeler…
***
Unutulmasın, bizdeki şekli ile medreseler, Selefi inancın, harman olduğu yer… Buradan, ne çıkacağını Afganistan’da, Suudi Arabistan’da görüyoruz… Cemaatlerle ilgili, bu tür olumsuz haber sayısı kaç oldu? Bilemiyorum. İnanın, irkiliyorum. Umarım, ülkeyi yönetenlerin de dikkatinden kaçmıyordur.
***
Milli Eğitim Bakanı kabul etmese de, tartışmaya açık, “zorunlu” değil dese de, “karma eğitim”, istisnalar dışında “esastır”. Milli Eğitim Temel Kanunu’nun (15. Madde) amir hükmü de böyledir…
***
O zaman Müsteşar olan şimdiki Bakan Yusuf Tekin bakınız ne demişti, on yıl önce; “2013 yılında 19. Milli Eğitim Şurası'ndan karma eğitimin masaya yatırılması üzerine Yeni Akit'e konuşan Tekin, karma eğitimle ilgili mevcut yasal düzenlemelerde eğitimin karma olmasını zorunlu kılan bir hüküm bulunmadığını söylemişti. ‘Halk siyasal iktidara egemen olduğu gibi, burada da halkın değerleri belirleyici olmaya başladı’ifadelerini kullanan Tekin, ‘Halkın istediği şekilde Milli Eğitim Bakanlığı gerekli düzenlemeleri yapar’" demişti.
***
Sayın bakan yok, öyle şey. Peki, istemeyen halk ne yapacak? Öyle temel değerler, temel insan hakları ve özgürlükler;laik/seküler Cumhuriyete, Türkiye Cumhuriyeti’ne kol kanat geren değerler, öyle halkın isteğine falan sunulamaz. Sunmaya kalkarsanız, Allah korusun, kavga çıkar. Mesela, soralım bakalım bir kesim ahaliye, “bağımsızlık/özerklik” istiyor musunuz, istemiyor musunuz?”
***
Dikkat ederseniz Sayın Bakan, “zorunlu olmadığını” söylüyor. Doğru, yasada bu sözcük geçmez ama“esastır” geçer… Ama şunu unutmasın, işin özü “esas” olmasıdır… Yani, “karma eğitim”istisnai değildir. Sözcüklerden hareketle, arkaya geçip üç puan almak olmaz. Yani, “öze” dokunamazsınız…“Esası”,“istisnaya” terk edemez, “istisnayı” başat hale getiremezsiniz.“İstisna”, “esasın” önüne geçemez.Umarız ve temenni ederiz, iktidarı ile muhalefeti ile ülkeyi yönetenler, yönetime talip olanlar bunun farkına varır…
***
Şanlıurfa’da, bir “medrese öğrencisi” olduğu söylenen, 12 yaşındaki bir çocuğun, ağaçta asılı bulunması ve bu öğrencinin, meşhur malum bir cemaatle ilişkilendirilmesi üzerine, tehlikenin farkına varan bazı ilahiyatçılar dikkat çekti.
***
O nedenle, resmi olanların dışındaki her türlü eğitime bir son vermek gerekir. Osmanlıyı batıran etmenlerden birisi olan “medrese eğitimine”, günümüzde neden öykünülür anlamak çok zor.
***
Medrese eğitimine, tepki veren ilahiyatçılardan İbrahim Maraş ve Şahin Filiz’in uyarısını paylaşmak istiyorum… Geçmişten beri, yapılır bu uyarılar. Yurt dışına gitmek zorunda kalan Mustafa Öztürk, Ali Köse, Saim Yeprem, Hasan Onat, Yaşar Nuri Öztürk, Hayri Kırbaşoğlu, Hüseyin Atay, Cemil Kılıç, İhsan Eliaçık gibi hocalarımızın uyarılarına “youtube”tan ulaşılabilir.
***
Cemaatin ismini vermiyorum… Az çok tahmin edilebilir. Haber şöyle: “…cemaati bağlantılı olduğu iddia edilen kaçak bir medreseye gönderilen ve medresenin yanındaki ahırda asılı halde bulunan 12 yaşındaki Abdülbaki Dadak’ın ölümü ülke gündemini sarstı. İlahiyatçılar da tarikatlara karşı uyarılarda bulunuyor, iktidara çağrı yaptı.”
***
“Cumhuriyet’te (18.06.2023) konuşan İlahiyatçı Prof. Dr. İbrahim Maraş yaşanan bu duruma tepki göstererek, “Türkiye nasıl dışarıdan kıskaca alınmaya çalışılıyorsa, içeriden de miadını yüzlerce yıl önce doldurmuş, medreseli zihniyetin kuşatması altına alınmaya çalışılıyor” dedi. Maraş sözlerinin devamında da şunları kaydetti:
“Türkiye, merdivenaltı medreseler yoluyla selefileştiriliyor. Türkiye’de ciddi bir ilahiyat yüksek eğitimi var. Bütün okullarda seçmeli dersler ve zorunlu dersler var. Din eğitiminin yapılacağı yerler buralar. Ülkeyi yönetenlerin, ileride kendilerinin de toplumun bütünün de başına bela olabilecek bu sözde alternatif din eğitimine dur demesi gerekli. Çocuklar devletin okullarında okumak istiyor. Eğitimden anlamayan saçma sapan ellere onları teslim etmek ihanettir.”
***
Bir başka İlahiyatçı ve felsefeci Prof. Dr. Şahin Filiz ise tarikat ve cemaatlerin uzantıları olan medreselerde kamuoyuna yansımayan ölüm, işkence ve baskıların olabileceğine işaret etti. Bu yapıların sadece yasadışı değil, aynı zamanda ahlak ve insanlık dışı olduğunu vurguladı.
***
Filiz;“Mevcut iktidar, tarikat ve cemaatlerin bu yasadışı faaliyetlerine her türlü desteği veriyor. ‘Paralel İslam’ ve ‘paralel eğitim’ kurulmasının yolunu açıyor. Yasal kurumlara karşı yasal ve ahlaki olmayan ‘paralel kurumlar’ın teşkili, ‘paralel devlet’ yapılanmasına karşı göğsünü siper etmiş Türk ulusunun FETÖ ile mücadelesine karşı da en hafif deyimle saygısızlıktır” dedi.
***
İslam’ın, yasa ve ahlak dışı yapılanmalardan kaynaklı şüpheli ölüm, taciz ve tecavüzler ile hukukun üstünlüğü ve laikliğin çiğnenmesi ile anılmasına neden olunduğunu söyleyen Filiz;“‘Paralel din’ ve ‘paralel eğitim’ girişimleri, Türk ulusu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş, laik ve sosyal hukuk devletibirikiminin karşısında yok olup gidecek; orta çağ karanlığında layık olduğu yere geri dönecektir. Çocuklarımızın sahteci din ile aldatılarak tarikat-cemaat ve medrese karanlığına savrulmasına izin vermeyeceğiz. Bize din olarak İslam, rejim olarak cumhuriyet ve çağdaşlaşma yolu olarak Atatürk ilke ve devrimleri yeter” ifadelerini kullandı.


