“Mart havası!” kararsız, “kıvırttıranlar” için kullanılan argo bir deyim. Omurgasız, kuralı ve kutsalı olmayanlar için sık sık kullanılır.
“Mart havası”, siyaseti de etkisi altına alır. Baksanıza, “Mart havasına” ayak uyduranlar mebzul miktarda, sahneyi siyasette…
***
Tabii, “mart havası” tarım takviminin de ilgi alanına girer… Buna göre hazırlıklar yapılır; ekim-dikim yapılır. Ama mart girince, bahar geldi diye sevinmeyin daha “Mart 9’u” ve “dokuzun dokuzu var” diye uyarır, “bilgeler”. Mesela çıplak kıçla oturacakmışsın toprağa. Kıçın ısınırsa, tohum ekme zamanı gelmiş, demekmiş.
***
Her ne kadar Hüseyin Cömert Hocamız, bunların çok geçmişte kaldığını, iklimlerin iyice değiştiğini; yıllardır kayısıya, cevize hasret kaldığını söylese de; Mart gecikse de, ötelese de vakti saati geldi mi, yapacağını yapar.
Değerli Hocam buna da; “Mart martlığını puşt puştluğunu yapar!” demişler. Yine yağış, soğuk kaçınılmaz. Cehaletinden açan kayısılar, bademler, erikler sizlere ömür olur. O nedenle, Mart’a güvenilmez; “Mart havası gibi!” diye boşuna dememişler. İlle bahar, ille bahar. Merak etmeyin, mutlaka gelecek.
***
Elbette “mart havası” sürekli değildir… Hıdırellez’i bir geçirelim, bakınız Mayıs ortalarında “bahar” nasıl geliyor. O nedenle, dişinizi sıkın, şunun şurasında ne kaldı ki? Bugün bir, yarın iki…
***
Yaşanan sıkıntının kaynağı doğa değil. Doğru dürüst “su yönetimi” kuramamaktan, doğayı “ranta” çevirmekten, doğayı vahşice yok etmekten kaynaklanıyor. Mesela vakti zamanında, Hürmetçi Sazlığını yok etme pahasına, Kayseri OSB’yi genişletmek isteyenlere çığlığımız bunun içindi.
***
Hem yerel ve hem de genel iktidarı arkasına alanlar, duymadılar bu çığlığımızı. Ama daha fazla genişlemeye engel olabildiysem ne mutlu bana… Duyduk ki, şimdiki yönetim de genişlemeye devam niyetindelermiş. Unutmasınlar, “mayısta bahar” gelecek, flamingolar ziyaret edecek habitatını. Arzu ederlerse, birlikte “hoş geldiniz!” demeye gideriz.
***
Mesela, yine “bilgeler”; “Dağlar karını martta alır!”, “Martta(Gücükte), kar, güdük devenin kuyruğuna çıkar!”; “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır!” diye boşuna dememişler. Benim görüşümdebu yönde, “bilgelerden” yana…
***
Demem o ki, Ocak, şubat kurak geçse bile mutlaka ve mutlaka martta yağış gelir… Nisan’da devam eder. Yine “bilgeler”; “Kork ‘abdulun’ beşinden öküzü ayırır eşinden!”, demişler. Hatta buna, bir de “illa on beşi”ni eklemişler.
***
Türkmenler çok iyi bilir, nisanda yaylaya çıktıklarında, sürünün üzerine kar düştüğüne çok tanık olmuşlardır… Çoban, sabahleyin uyanır, bir de bakmışsınız, kepeneği (yamçısı) üzerine kar dolmuş. Nitekim şu günlerde yaşananalar, soğuk hava ve yağışlar sürecin bir habercisi. Ve beklenir de…
***
Dedim gecikse de, erkene alsa da, doğada ki bu denge, bu oluşum değişmez. En azından, bir insan ömrü içerisinde göremeyiz, bu değişimleri. Meteorolojik değişimler, tıpkı jeolojik değişimler gibi çok uzun süreçleri kapsar, diyor uzmanlar.
***
Tabii, “zalim ve cahil” insanoğlu, eline baltayı alıp doğanın akciğeriormanları yok ederse, tarım alanlarını imara açarsa, doğanın böbreği sulak alanlar kurutursa değişim sürecini de hızlandırırsınız.
***
Turizm adına ‘Tekir Yaylası’nın pınarlarını, doğal bitki örtüsü “keveni”, faunanın önemli elemanı “geleni”leri, çaylaklarıyok ederseniz; doğayı doğal olarak gübreleyen “Türkmen sürülerinin” bölgeye girmesini yasaklarsanız, yine korkulan gelir başımıza.
***
Yani, anlamsız, şuursuz davranışlarımız devam ederse, kendi idam sehpamızı da kendimiz kurarız. Çok iyi anımsarım, Erciyes Projesi gündeme gelince; gelin bu projenin “yaz-kış turizmi” ayağına, bir de “habitatın” korunması ayağını ekleyin. Hatta böyle bir proje, AB Fonlarından destek bile alır, demiştik.
***
“Yok arkadaş… Beklemeye tahammülümüz yok acelemiz var!” dediler… Biz de; “Erciyes’in karı, kâra dönüşecek!” dediklerinde, biz de; “Unutmayın tavuğun cücüğü güzün sayılır!” karşılığını vermiştik… Tabii, bu laflar deneli, on yıl aşkın bir süre geçti.
***
Tabii, tonlarca da pastırma ve sucuk satılacaktı… Pastırmacıların yüzü gülecekti. Sonuçta, şuana kadar, “yatırım/getiri” durumunu bilmiyoruz. Kârda mıyız, zarar da mıyız, sermayeden mi yiyoruz? Henüz belli değil.
***
Ama bilinen şu; pınarları yok ettik, habitat yok olmak üzere; havza sulama sularına el koyduk… Sırada, şayet su tutarsa, Öküz Çukuru Göleti var. Buradan, su alınacak doğal kar için. Peki, bağ, bahçe sulamaları ne olacak?
***
Buradan hem Hisarcık ve hem de Kıranardı’nın muhterem ahalisini, tabii yine buradan yararlanacak bağcıları uyarıyorum. Bu gölet, sizin bağ ve bahçelerinizi sulamak için yapıldı. Tekir tesislerine su temini için değil… Kaldı ki, karar verildiğinde, Erciyes Projesi’nin adı bile yoktu. O nedenle, “biz bunlara güvenerek projeye başladık” falan demesinler. Çok iyi biliyorum, tesislerin ihtiyacı olan suyun nasıl karşılanacağı huşunda, bir satır bile çalışma yok.
***
Fikir babası da Kıranardı’nın eski belediye Başkanı Asım Dilbaz… Bu fakir de çok çok uğraştı. Yazılarıyla destek verdi, uyarılarda bulundu. Kim bilir belki de yazılarım sonunda, başından beri su tutmayan göletin sızdırmazlığını giderdiler. Umarım, bu sezon iyi sonuç alacağız…O nedenle, “Asarcıklılar”, “Gınaardlılar”malınıza sahip çıkın, ihtiyacınız fazlasının başka amaç için kullanılmasına izin verin… Yoksa bir bardak su vermezler. Benden uyarması. Demedi demeyin.


