KADİR DAYIOĞLU


MANDA YOĞURDU

 Tabii bunları bulabilirsen, tabii bunları alabilirsen yersin. Hani derler ya; “Ver kavurmayı da gör savurmayı!” Yine; “Baban açlıktan öldü!” diyene; “Buldu da yemedi mi?” demiş evladı…


Tayyip Bey, her gece yatmadan önce kestane balı, yulaf ezmesi ve Medine hurmasını manda yoğurdu ile karıştırıp yermiş. Bunu, geçen gün bir toplantıda açıkladı. Bundan sonra manda yoğurdu “in”, diğer yoğurtlar “out” oldu. Allah, afiyetle ve ağız tadı ile yememizi nasip etsin.

***

 Tabii bunları bulabilirsen, tabii bunları alabilirsen yersin. Hani derler ya; “Ver kavurmayı da gör savurmayı!” Yine; “Baban açlıktan öldü!” diyene; “Buldu da yemedi mi?” demiş evladı…

***

Bunun üzerine, manda yoğurdu üreticileri harekete geçti. Ürünlerini anlata anlata bitiremiyorlar. İçerisindeki minerallerden, yağ, protein vd. miktarına kadar…  Mübareğin ne tür fazileti varmış da biz bilmiyormuşuz.

***

Bunlardan bir haber Hürmetçi Sazlığı ya da Hürmetçi Çiftliği’nde üretim yapanlardan geldi: “Hacılara bağlı Hürmetçi Mahallesi’nde kurulan tesise çevre mahallelerden günlük olarak ulaşan 1 ton manda sütü ısıtma, dolum, mayalanma ve paketlenme sürecinin ardından manda yoğurdu olarak vatandaşlara ulaştırılıyor. Kayserili Damızlık Manda Yetiştiriciler Birliği Üretim Müdürü Esra Durgut, manda yoğurdunun vücuda birçok faydası olduğunu söyleyerek, manda sütünün değerli bir süt olduğu için dikkatli işlenmesi gerektiğini” söyledi.

***

Evet. Yıllarca önce işten kovulma pahasına, “Yaradan hürmeten, Hürmetçi’ye kıymayın!” dediğimde OSB’yi genişletmek isteyen Kayseri ulularının tepkisini çekmiştim. Hürmetçi’ye gelen flamingoları içeren bir broşür bastırtmıştık. Dönemin Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki; “Burada kuş muş yok. Dağıtılan flamingolu broşürler de fotomontaj!” demişti.

***

Akabinde ve detayında süt ürünleri ile uğraşan ünlü bir sanayici de, bir ORAN toplantısında, Hürmetçi’den söz açtığımda; “Kadir Bey, Hürmetçi deyip duruyorsun. Burada camızdan başka bir şey yok!” demişti. Ben de; “Beyefendi bir de süt ve ürünleri ile uğraşıyorsunuz camızın nasıl bir habitatta yetiştiğini bilmiyorsunuz!”

***

Evet. Bu kafa bir de yolu kısaltalım diye, köyün içinden geçen Adana asfaltına bağlanan bir yolu Karayollarına yaptırtmak istiyorlardı… Neymiş efendim sanayicinin malları daha kestirmeden gidip, gelecekmiş. Bunu duyunca da, köşemde, Karayolları’nı uyaran birkaç yazı yazmıştım. Sanırım o uyarılarım dikkate alındı, yol, daha güneye kaydırıldı.

***

Yani, bu adamlar bir habitatı, bir “canlı ortamı” üç beş sanayi parseli, yol için yok edeceklerdi. Tabii, ben bu mücadeleyi verirken, “DoğaBel”den başka kimse yoktu yanımda. Sonuçta, “genişleme” sınırlı kaldı…

***

DoğaBel sahibi Dr. Serkan Yılmaz ve eşi Behiye Yılmaz, şu anda ne yapıyorlar, bilemiyorum. Sesleri solukları kesildi… Belki de terk ettiler Kayseri’yi… O zaman ERÜ’de öğretim üyeliği yapan Dr. Uygar Özesmi de destek veriyordu bize. Broşürü de birlikte bastırmıştık.

***

Tabii, ben bu mücadeleyi verirken, ürünlerinin tanıtımını yapan Esra Durgut Hanımefendi, ne yapıyordu? Bilmiyorum. Hiç tevazu göstermem; “Medarı maişet motorumun” durmasına, işimden kovulmama rağmen yaptım bu mücadeleyi. Canlı ortamı kurtarabildiysek ne mutlu bize. Bunu Kayseri hafızasına kaydetsinler.

***

Gerçi değerli Başkanımız, flamingo ile ilgili, yine benim gayretim ile çekilen ve yerel televizyonlara servis edilen görüntüleri, akşam haberlerinde görünce, “Beni, yanıltmışlar!” deme erdemliliğini göstermişti.

***

Şimdi böyle bir şey olsa kim yayınlar, bilemem ama o zaman muhalif bir medya kuruluşunun Genel Yayın Yönetmenliğini yapan rahmetli Veli Altınkaya, habere dört elle sarılmış, “son dakika” haberi olarak vermişti, hem de defalarca. Özhaseki de bunun üzerine söylemişti. Hürmetçi’yi yok etmek, bir sulak alanı yok etme anlamına geldiğini maalesef bilmiyorlardı. Onlar için bina, beton, sanayi parseli önemliydi.

***

Yine çok iyi anımsarım. Yazılarımdan birisinde şu uyarıyı yapmıştım: “Beyler, beyler!.. Ormanlar doğanın akciğeri, sulak alanlar böbreği!” Hürmetçiyi yok etmek, doğanın böbreğini yok etmek demektir…

***

Tabii, “bu kafa”, DSİ’nin de desteği ile Tekir pınarlarına el koydu, tesislere su temini için… Tekir habitatını ölüme terk ettiler. Yine çok uyardım; Temmuz sonuna doğru neredeyse hiç kalmayan pınarlara dokunmayın. Pınarları özgür bırakın. Bunlardan alacağınız su, dişinizin kovuğuna yetmez.

***

Ama dinlemediler, topladılar suyu alıp götürdüler. Bu pınarların beslediği Öküz Çukuru’na bir gölet yaptı DSİ, bittiğinden beri su tutmuyor. Geçen yılsonunda sızdırmazlık için ihaleye çıktılar. Bakalım, bu sene işi halledebilecekler mi? Yoksa “zarar ederim abi!” diyecek mi yüklenici?

***

İnanır mısınız, bir önce yüklenici, teminatını yaktığında, yeni ihale, yirmi gün içinde yapılabilecekken, sezon sonuna daha çok vakit varken, yılsonunu beklediler yeni bir ihale için. Uyardık DSİ’yi, Büyükşehri ama umurlarında bile olmadı.

***

Bir de Büyükşehir, Kıranardı sırtlarına “Kent Ormanı” yaptı. Burasının kullanma ve sulama suyu için Öküz Çukuru’ndan gelen suyunun dörtte birine el koydular. Gece olunca suyu 5 bin tonluk depoya çeviriyorlar, tam altı saat depoya akıyor bu su… Zaten bu su da temmuz sonunda çok çok azalır. Gitti mi bizlerin sulama suyu… Marko Paşa yok ki, derdimizi anlatalım.

***

Şimdi, tekrar soruyorum, Erciyes Projesi’ni ve Kent Ormanı’nı tabii, yedi tane çim saha yapanlara: Arkadaş, siz bu projeleri planlarken buraların içme, kullanma ve sulama suyunu nereden ve nasıl temin edeceksiniz? Bunu hiç düşündünüz mü? Bu konuda, bırakınız ciltlerce raporu, bir sayfa özet gönderin sözümü geri alacağım. Yok ki, göndersinler.