İBRAHİM PEKBAY


MADDELERLE MUHALEFET Mİ OLUR?


 

Hafta başında bakanlar kurulu toplandı ve salgına karşı alınacak önlemleri görüştü, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı, alınan önlemleri televizyonda halka açıkladı…

 

Alınan önlemlerin neler olduğunu sıralanması çok sürmedi ama Erdoğan epeyce uzun bir konuşma yaptı.

 

Milletin kafasını karıştırmak için Altan girdi, üstten çıktı…

 

Neyse, her zamanki konuşma tarzı bu, diyecek bir şey yok.

 

Alınan önlemlere gelince…

 

Aklımın almadığı şey şu…

 

Gündüz sokağa çıkma saatlerinde virüs uykuya yatıyor da sokağa çıkma saatinin başlayıp birmesine kadar geçen sürede mi faaliyet gösteriyor?

 

Bir başka husus…

 

Eğer 20 yaş üstü sokağa çıkacaksa, toplu taşımadan yararlanamayacak.

 

Şöyle ifade edeyim, Kayseri’de bu genç Kumarlı tarafında bir evde oturuyor ve OSB’de çalışıyor…

 

Şimdi bu genç, toplu taşımayı kullanamayacaksa, evinden çalışma yerine, başka hiçbir aracı yoksa yürüyerek mi gidecek?

 

Elbette bu türden uygulamalar ile ne salgının önüne geçilebilir ne de faydalı olur. Olacağı, belki bir miktar sayılar aşağı düşer ama salgın devam eder.

 

Bir de insanlar yasaklar sonrasında salgın geçti gibi düşünürse, tekrar salgın yükselir.

 

Alınması gereken önlemler bu değil ama…

 

Gerçek önlemlerin alınması için olmazsa olmaz kuralların neler olduğunu bu köşeden çok sefer yazdım, tekrarına girmek istemiyorum.

 

XXX

 

Salgın ile ilgili açıklamalar dışında insanın hafızasına sığmayacak, anlaşılması bir o kadar zor bir açıklama yaptı konuşmasının içinde…

 

Aynen şöyle…

 

"Ülke ve millet olarak bunların hepsini de evelallah göğüslemeye hazırız. Bizi asıl üzen, içeride karşımıza çıkan tuhaf manzaradır. Açık konuşmak gerekirse, Türkiye'de, ekmeğini yiyip vatanına düşmanlık besleyen, havasını soluyup ezanından ve bayrağından nefret eden, sefasını sürüp insanını sevmeyen bir kesim var. Bunlar, zahirde demokrat, insancıl, hoşgörülü gözükür ama hakikatte faşistin, darbecinin, vesayetçinin önde gidenleridir. Bunlar, zahirde çok çalışır gözükür ama esasta hiçbir şey üretmez. Bunlar, çok konuşur ama aslında hiçbir şey söylemez. Bunlar, dünyayı çok bilir gibi davranır ama hiçbir şeyden haberleri yoktur. Bunlar, sürekli bağırır ama hiç dinlemez. Bunlar, yalanda ve iftirada sınır tanımaz ama sıra gerçeklere gelince hemen arkasını döner. Bunlar, demokrasiyi milletin iradesinde değil yurt dışından gelen sinyallerde arar. Bunlar, etrafına kin ve nefret saçmaktan kalbi kurumuş, ruhu kararmış, gözü körleşmiş, dili çatallaşmış bir güruhtur. Ülkemizin ufkunu gölgeleyen, enerjisini emen, vaktini heba eden, havasını kirleten, suyunu bulandıran bu zihniyetin demokrasimize ve kalkınmamıza maliyeti en az yarım asırdır."

 

Bu kadar ağır suçlamanın muhatabı, kendisine göre CHP ve Genel Başkanı Kemal Kılışdaroğlu sanıyor.

 

Ana o kadar büyük bir yanılgı ve bir o kadar da talihsiz söylem ki, aklımızın neresine sığdıracağımızı bilemiyorum.

 

Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ama seçmenin % 27 oyunu almış Ana Muhalefet partisinin dışında, o partiye oy veren seçmen kitlesini de hedef almaktadır.

 

Demokrasilerde, aynı fikirde olmayanların da fikirlerine saygı göstermek, onları dinlemek vardır. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, sadece kendi partisine oy verenleri, sözünü ettiği niteliklerden soyutlamakta, kendi partisine oy vermeyen kitleyi ise ifade ettiği şekilde suçlamaktadır.

 

Bilmesi gereken, suçladığı kitle ülkenin yarısını oluşturuyor ama farkında bile değil.

 

Danışmanları yazıyor, o okuyor…

 

Yaralayıcı ve çok yazık, talihsiz bir açıklama…

 

XXX

 

Mantıksız olan açıklamayı da yazdıktan sonra yazımın başlığına dönmek istiyorum…

 

Eğer ilgi ile izliyorsanız eğer, Ana Muhalefet Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Salı günleri yapılan gurup toplantılarında kürsüye çıkıp, TBMM oturumunun açılacağı saate kadar konuşuyor ki yaklaşık 1 saati geçiyor.

 

Elbette CHP olarak ortaya koyduğu görüşlere, önerilere katıldığım yönleri de var, katılmadığım yönleri de…

 

Ancak anlayamadığım bir tarafı var konuşma tarzının…

 

Konuşurken söyleyeceği şeyleri “Bir” diye başlıyor ve rakamları sıralayarak devam ediyor.

 

Hemen her konuşmasında böyle maddeler halinde ortaya koyduğu görüş ve önerileri var. Konuşma tarzı bu ve bu tarz, örneğin beni çok sıkıyor…

 

AKP’nin genel başkanının ifadelerine, aynı üslupta cevap vermiyor. “Beni kavgaya çekemezler” mantığı içinde yapıyor bunu…

 

Ancak seçmen, kavgayı seviyor ve kavgayı seyretmeye bayılıyor, kavga ederken üste çıkana prim veriyor, oy veriyor ne yazık ki.

 

Acından ölüyor, her türlü yoksulluğun içine batmış durumda ve buna neden olan iyi kavga ettiği için onun tarafını tutuyor.

 

İktidara gelemeyecek kadar oy seviyesine düşse de 19 yıldan bu yana ülkeyi yöneten ve ekonomiyi bugünkü hale getiren parti, yine en çok oy alan parti oluyor.

 

İnsanımızın davranışını ancak “Cehalet” ile açıklayabiliyorum. Başka ne olabilir ki…

 

Ayrıca iyi kavga edemiyorsan, alternatif parti de olamıyorsun…

 

Ne yazık ki ülkenin en az yarısı da bu duruma layık davranış içinde…

 

Kemal Kılıçdaroğlu, muhalefet şeklini bir daha gözden geçirmeli bence, maddelerle muhalefet mi olur…