KADİR DAYIOĞLU


LİSELİ YILLARIM (5)

Kayseri Lisesi öğrencisi olmak bir gurur; bu gururu altmış yıl sonra da olsa taşıyorum. Hocalarıma, arkadaşlarıma sonsuz, sevgi ve saygılar. Terki hayat edenlere rahmet diliyorum.


Müdürümüz, edebiyatçı Mehmet Ateşoğlu hoca, Türk milliyetçisi idi… Bandomuz lise geçişini sağlarken, üç de pankart geçmişti; Ziya Gökalp’in; “Türk Milletindeniz”, “İslam Ümmetindeniz!”, “Garp Medeniyetindeniz!” Kıyamet koparttı, “İslam Ümmetindeniz!” pankartı. Cumhuriyet Gazetesi manşete çekti. “Ümmetçiler bayrak aştı, yetiş Atam!” sözleri duyulmaya başladı. Soruşturma açıldı. Ateşoğlu Adana’ya sürüldü… Hakkında ceza davası açıldı. Veda konuşmasında Ateşoğlu o ünlü sözü söyledi; “Arkasından kırk köpek havlamayan kurt kurt değildir!” Sonra Hocamızı 1965 seçimlerinde, Adalet Partisi’nden Kayseri, milletvekili yaptı. Uzun hikaye…

***

Hüseyin Cömert anlatmıştı. Bir önceki 29 Ekim’de aynı pankartlar geçmiş ama hiçbir ses çıkmamış. Bir yıl sonra neden? Derler ki, Hocamız, Kayseri’de birkaç kişi ile birlikte Talat Aydemir yanlısıydı. Ve Aydemir güçlü adamdı… Ama 20 Mayıs 1963’te ki ikinci ayaklanmasının başarısız olması nedeniyle gözden düşüp “idam” edilmesi üzerine, sıra, sempatizanlarına gelmişti. Ne derecede doğru bilemem!..

***

Bir de Hocamızın, Müdür evinde Kayseri eşrafının ileri gelenleriyle yapılan sazlı-sözlü oturmalar da meşhurdu. Bunu da bana, aynı zamanda akrabası olan rahmetli Mahmut İslamoğlu anlatmıştı. Lise sonda edebiyat dersimize Sibel Sunay gelmişti. Eşi ya da sözlüsü Antalya Milletvekili Mehmet Sadık Erdem, Yassıada mahkumu olarak Kayseri Cezaevi’nde yatıyordu. Hocamıza, Demokrat Partililer çok yardım etmişlerdi. Sonra ne oldu? Bilmiyorum…

***

Ateşoğlu’nun hocalığı nasıldı? Bilmiyorum. Dersimize gelmedi… Okul koridorlarını, başta “Ergenekon’dan çıkış panosu” olmak üzere, “50 Türk Büyüğü”nün yağlıboya tabloları ile donatmıştı. Tablolar, resim hocamız merhum Abdurrahman Akgün’ün nezaretinde Rifat Hızlısoy, Kaya Dumlu ve kardeşi Ömer ve soyadını hatırlayamadığım Saadettin isimli arkadaşlarımız tarafından yapılmıştı. Dayı Gürepik’in tablosu var mıydı? Anımsamıyorum.

***

O güzelim tablolar duruyor mu? Bilmiyorum. Akgün birinci, Nurşen Hanım (Özturçalı) ikinci sınıfta resim dersimize gelmişti. Nurşen Hocamız, benzerliği nedeniyle, “Çolpan İlhan” diye anılırdı. Bir de Ateşoğlu’nun, Lise ön bahçesine yaptırttığı, üzerinden sular akan Erciyes Dağı ile odasında asılı duran bağlama ve tüfek anımsayabildiklerim…

***

 “İslam Ümmetindeniz!” pankartı nedeniyle, hocamız hakkında adli soruşturma başlatıldı. Hocamızı da Adana’ya sürdüler… Veda konuşması yapacak… Eski Müdürlerimizden Reşat Oğuz, sonra CHP Antalya Senatörü oldu,  da müfettiş olarak gelmiş, olay çıkmadan Ateşoğlu’nu göndermek için… Konuşurken de Ateşoğlu’nun arkasında bekliyordu. Öyle ya, hem öğrenciler ve hem de Kayseri kamuoyu kaynıyordu. Alkışlarla, tezahüratlarla Müdürümüz konuşmasını tamamladı. Ama son cümlesi dün gibi aklımda: “Arkasından kırk köpek havlamayan kurt kurt değildir!” Tabii, öğrencilerin alkış yağmuru…

***

Hüseyin Cömert anımsattı. Aynı pankartlar bir yıl öne yine geçmiş, törende… O zaman tepki çekmemişti de neden bu sefer çekmişti? Sonradan öğrendim Hocamız ve Kayseri’de bazı kişiler, Talat Aydemir yanlısıymış. Sonra, pankart nedeniyle yargılanan Hocamıza dokunulmazlık kazandırmak için, 1965 Genel Seçimleri’nde, dördüncü sıradan Adalet Partisi Kayseri adayı oldu, seçildi. Dava da sonra düştü…

***

Eski binanın girişinde, Atatürk büstlü bir havuz vardı. Sonra bu havuz kaldırıldı… Sanırım restorasyonda havuz yeniden yapıldı ama büstsüz… Büyük Atatürk’ten rahatsız oldukları için yadırgamadım koymamalarını. İşte büstün olduğu yıllarda; Şükrü Hoca (Baykal) dersteyken, gözüne, yuları büste bağlanmış bir eşek görüyor. Hocamız başlıyor konuşmaya; “Bu ahlaksızı, bu namussuz, asmak lazım, asmak lazım, asmak lazım!” Kızgınlığını birkaç kez tekrarlıyor. O esnada sınıfın kapısı çalınıyor, gelen hademe… Hocamıza sesleniyor: “Hocam, babanız geldi, siz görmek istiyor!”

***

Şükrü Beyi bir heyecan, bir sıkıntı sarıyor. Fırlıyor koridora… Bekleyen baba selam kelam, etmeden, oğlu tarafından dışarı çıkartılıyor; “Aman baba, eşeğini al giti, al git. Bizi asarlar!”, diyor. Babası da; şaşırıyor, oğluna bir şey demeden, eşeğini alıp gidiyor. Şükrü Hoca, çok güzel insandı. Şık giyinir, fötrü eksik olmazdı… Cumhuriyete kol kanat geren öğretmenlerin son temsilcileri idi. Biz okumadık, abisi, tarihçi, Latif Bey de öyleydi… .

***

İsmet Paşa’yı çok severmiş. Ondan söz ederken, heyecandan; “İs Paşa, is paşa…” dermiş. Dersi kaynatmak isteyenler, İsmet Paşa’dan söz açarlarmış. Başlarmış o anlatmaya, bir de bakmışsınız zil çalmış... Anımsarım, kehribar bir tespihi vardı, onunla vururmuş, asker tıraşlı kafalara.

***

Biz tarihi, “bir”de çok kibar Belma Peynircioğlu; “iki”de sessiz mi sessiz, efendi mi efendi Remzi Bey (Alper) hocalarda okuduk. Oğlu Azmi’nin ismini duyardım. Lise’de bizden iki ya da üç sınıf gerideydi. Çok çalışkan olduğu söylenirdi. Nitekim, birincilikle kazandığı İTÜ Makine’yi bitirip, ABD’de devam etmiş eğitime. Sınıf arkadaşımız Mustafa Öğuzmert ile arkadaş olmuşlar İTÜ Makine’de… Mustafa da çok çalışkan, çok başarılı idi, Lise’de…

***

Gıyaben tanıdığım Azmi Bey ile “facebook” arkadaşı olduk. Fotoğrafı çok benziyordu… Mesaj attım; “Hocamız, Remzi Beyin oğlu musunuz?”, dedim. Sağ olsun o da, “ta kendisi!”, dedi. Kayseri Valilik ve KASKİ binası mimarı, matematikçi Nazmi Beyin oğlu merhum Melih Karasalan, Hilmi Beyin oğlu, Nermin Hanımın kardeşi Maden Mühendisi Osman Kurtoğlu ile hem Lise’den ve hem de İTÜ’den dönem arkadaşı. ODTÜ Mezunu İsmail Özyağmur da Lise’den beraberler. İsmail’in abisi Eczacı Ünal Abi anlatmıştı. Kardeşlerinin sınıfı, okul idaresince özel seçilen “zeki” öğrencilerden oluşturulmuş.

***

Geçen yazımda, Coğrafyacı Mefkure Hanım’dan (Kılıçaslan) söz etmiştim. Bir dönem edebiyat hocalığı yapan Faruk Nafiz Çamlıbel’in yazdığı “Kayseri Lisesi’nin nura koşan gençleri!” diye başlayan Kayseri Lisesi Marşı okunurken öğrenciler; “Bu mefkure oldukça azmimizin rehberi!” yerine; “Bu Mefkure oldukça coğrafyadan geçmek yok!” derlerdi. Ant Dağlarının bitki örtüsünü sorardı. Hocamız, hiç taviz vermezdi vesselam…

***

Lise’de de hocalarımızın bir kısmı dışarıdan gelirdi. Mühendis, eczacı, doktor, asker, avukat, muhasebeci vs. Mesela Mak. Müh. Ahmet Postgil (fizik); veteriner İsmail Kök (kimya), muhasebeci Ahmet Topçuoğlu (felsefe grubu), eczacı Özdemir Akgün (kimya), muhasebeci Ergin Önem (matematik), eczacı Mustafa Özbakır (kimya) vd. 

Fena öğrenci değildim. Anılarımı yazıyorum. Tabii, bunun içinde ‘Liseli Yıllarım’a da bir fasıl ayırıyorum. Mezuniyet notlarımın, kütükten bir fotokopisini alabilir miyim? Bilemiyorum. Bir de bakmışsınız, “Sakarya Harbinde şehit olanların sayfasının kaybolduğu” gibi, kütükten bizim mezuniyet sayfamız da kaybolmuştur, vesselam! Kayseri Lisesi öğrencisi olmak bir gurur; bu gururu altmış yıl sonra da olsa taşıyorum. Hocalarıma, arkadaşlarıma sonsuz, sevgi ve saygılar. Terki hayat edenlere rahmet diliyorum.