MUSTAFA CENGİZ


LİDER OLMAK NE DEMEK?

Liderlik inandırıcılık isteyen bir konum. Başta toprak bütünlüğü olmak üzere ülkenin kalıcı unsurlarına karşı bayrak açmamalı. Ülkenin asli vatandaşının önceliklerini ve asaletini tartışmaya açıp, ne idüğü belirsiz sığınmacılara methiyeler düzmemeli. Söylemleriniz, eylemleriniz, yaptıklarınız ile örnek olmalısınız. Esnek olmalısınız. Eleştirilere tahammül göstermemelisiniz. “En iyisini ben bilirim!” tavrında olmamalısınız. Hoşgörülü olmalısınız. Topluma malolmuş liderler; Sözünü tartarak söylemeli. Toplumun dinamikleri ile oynamamalı. Hassasiyetleri inat ve ısrarla kaşımamalı. Kurumları yerle yeksan etmemeli.


Bugün tarihi bir kıssa ile başlıyoruz.

Siyaset tarihimiz bu tür nice derslerle dolu.

Ne yazık ki son dönemde bu gibi üretkenlikler kalmadı ne yazık ki.

Liderlik inandırıcılık isteyen bir konum.

Söylemleriniz,

Eylemleriniz, 

Yaptıklarınız ile örnek olmalısınız.

Toplumun belli bir kesimine değil geneline hitap etmelisiniz.

Ortak müştereklerde insanları buluşturmalı, konuşturmalı, kamuoyu oluşturmalı, kendi kitlenizi coştururken size oy vermeyen ya da sizin dünya görüşlerinizi onaylamayan insanları nefret ettirmemelisiniz…

Esnek olmalısınız.

Eleştirilere tahammül göstermemelisiniz.

“En iyisini ben bilirim!” tavrında olmamalısınız.

Hoşgörülü olmalısınız.

Affetmeli, daha çok kitleyi kucaklamalı, insanların değişik dünya görüşlerine ve tercihlerini beğenmeseniz de saygı göstermeyi bilmelisiniz…

Topluma malolmuş liderler; 

Sözünü tartarak söylemeli.

Toplumun dinamikleri ile oynamamalı.

Hassasiyetleri inat ve ısrarla kaşımamalı.

Kurumları yerle yeksan etmemeli.

Başta toprak bütünlüğü olmak üzere ülkenin kalıcı unsurlarına karşı bayrak açmamalı.

Ülkenin asli vatandaşının önceliklerini ve asaletini tartışmaya açıp, ne idüğü belirsiz sığınmacılara methiyeler düzmemeli.

LİDER BASİT İŞLERİ KENDİ YAPMAZ…

Merhum Cumhurbaşkanı ve başbakan Süleyman Demirel; 

"39 yaşında Başbakan oldum. 

Ana muhalefet lideri İnönü'ydü. 

Yeminle söylüyorum; onunla görüşmeye giderken dizlerim titrerdi. 

Ben alt tarafı Çoban Sülü. 

O ise Garp Cephesi kumandanı, Cumhuriyet'in İkinci Adamı'ydı."

Seçimlerden % 50 oy alarak başbakan olan Süleyman Demirel, meclisin ilk günü meclis binasında İsmet İnönü ile karşılaşır. 

İnönü kendisine, "Meclisin kaç merdiveni var Süleyman biliyor musun?" diye sorar.

Demirel cevap verir; "Bilmiyorum..." 

Beklemediği bir soru karşısında cevapsız kalan Demirel, bu durum karşısında içten içe bozulmuştur.

Birkaç gün sonra mecliste yeniden İnönü'nün yanına giden Demirel kulağına eğilerek; "Efendim, meclisin 220 merdiveni var!" der. 

Kime saydırdın? diye sorar İnönü.

Demirel; "Bizzat ben saydım efendim!" der ve bunun üzerine İnönü'den tarihi bir söz duyar; "Bak Süleyman, lider odur ki zor işlerle uğraşsın. 

Lider basit işleri kendi yapmaz. 

Bak mesela ben meclisin kaç merdiveni olduğunu bilmiyordum. 

Sana saydırdım..."

NEZAKET-ZERAFET…

Siyasette her şeyden önce en önemlisi üslup.

Zarafet.

Nezaket tabi ki de…

Ancak son dönemde bu devir kapandı.

Son çeyrek yüzyılda Türkiye’de siyaset ne yazık ki ciddi erozyona uğradı.
Liderlerin mikrofon başında hem toplumun geneline hitaben hem de birbirlerine karşın sarf ettikleri sözleri öyle kolay kolay yenilir-yutulup hatta hazmedilir cinsten değil.

Ama ne yazık ki onlar gibi biz de sineye çekip yutuyoruz.

Sanırım en tehlikesi de bu.

Kim ne derse susup-oturuyoruz.

TEMEL SORUN BURADA…

Ne yazık ki öyle bir toplu haline getirildik ki…

İnsanlar haklı olanı değil, daha çok yaygara yapanı haklı görüyor.

İnsanlar haklı oldukları halde nezaketen de olsa fazla ses tonlarını yükseltmiyorlar.

Ama elin arsızı, hırsızı, uğursuzu sokak ortasında bas bas bağırıyor.

Ortalığı yırtıyor adeta.

Tek kelime ile maganda.

Böyle de bir kültür oluşmuş durumda.

Ya silahlı, ya falçatalı, ya da sığınmacılar kılıçla geziyor.

Ne de olsa Diyanet işleri bakanı bile cami’de mimbere hutbe için Kılıçla çıkıyor.

Ne alaka ise…

Herkes, her an potansiyel saldırgan.

Arabasında sanırım Beyzbol sopası türünden nerede ise taammüden saldırıya hazırlıksız kimse kalmamış gibi.

Ülke “Yol geçen hanı” na dönünce ister istemez herkes kendi çapında silahlanıyor demek ki…

BİR DE ÇAKMALARI TÜREDİ…

Nereye bakarsanız bakın liderine yaranmak için bir de ağzını bozan, önüne gelene hakaret eden “Çakma Adam” lar türemiş durumda.

Neyin nerede, nasıl söylemesini bilmeyen, Türkçe’den ve toplum bilincinden nasibini almamış görgüsüzler türemiş durumda.

Adam konuşmuyor, resmen böğürüyor.

Ne dediği anlaşılmıyor.

Kimi kastettiğini ne bilen ne anlayan yok.

Ama o liderine yalakalık yapıyor ya, oturduğu koltuğun hakkını veriyor ya.

Yeter de artar bile.

Kime ne dediği, niye söylediği o kadar da önemli değil…

DÜNYA SİYASETİ ÜZERİNE...

İsmet İnönü'nün II. Dünya Savaşı'ndaki Tarafsızlığını anlatır Altan Öymen, Bir Dönem Bir Çocuk kitabında...

Winston Churchill, İsmet İnönü'yü savaşa girmesi için ikna etmeye çalışır...

İsmet İnönü: "Savaşa giremeyiz, Almanlar İstanbul'a sadece yangın bombası atsalar bile kent cayır cayır yanar."

Winston Churchill: "İstanbul'u korumak için 1.5 uçak filosu vereceğiz. Bu size rahat rahat yeter."

(İnönü o an küçük bir manevrayla konuyu değiştirmiş gibi yapar.)

İsmet İnönü: "Ya burası ne kadar boğucu, amma çok asker koruyor şu küçücük alanı değil mi?"

(Churchill oltaya atlar.)

Winston Churchill: "Aaa öyle demeyin, bu Almanların ne yapacağı hiç belli olmaz, Girit'ten gelir bombalayıverirler burayı da. Biz her zaman yanımızda 10.000 asker ve 20 uçak filosuyla gezeriz."

(Winston Churchill hatasını anlar ama nafile)

İsmet İnönü: "Yaa demek şu futbol sahası kadar alanı 20 filo ancak koruyor da bizim koca İstanbul'u korumaya 1.5 filo yeter diyorsunuz ha!"

Franklin D. Roosevelt: "Yakalandın Winston, yakalandın!"

(Ardından üçünden de kahkahalar yükselir.)

Sanırım liderlik böyle bir ustalık istiyor.

Cephelerde geçmiş bir ömrün verdiği olgunluk ile…

Hem cesaret.

Hem engin bir zeka.

Hem de büyük bir vatan sevgisi…

Bilmem anlatabildim mi?!...