KADİR DAYIOĞLU


LAFIN TAMAMI…

Yasa tasarısı da bize böyle diyor, kısa yoldan; “suya sabuna dokunma!”  Yani lafın tamamı aptala söylenirmiş!..


Muhalefetin “Sansür Yasası” dediği düzenleme görüşmeleri haftaya kalmış. Biz de, yeni döneme, yeni Türkiye’ye ayak uydurabilmek için bir deneme yapalım dedik. Öyle ya yazmayı bırakacağız ya da “suya sabuna dokunmadan” idare edip gideceğiz.

***

Yasa tasarısı da bize böyle diyor, kısa yoldan; “suya sabuna dokunma!”  Yani lafın tamamı aptala söylenirmiş!.. Bu sözü, merhum Süleyman Demirel’den defalarca işittik. Bir kitaplık türünden bir laf… Çok hoşuma gider.

***

Yavuz Sultan Selim’e ait şu dörtlük bu türden. Umarım, “müritleri” tarafından uçurulan günümüz “şeyhlerin” kulağına küpe olur:

Sanma şahım herkesi sen, sâdıkâne yâr olur

Herkesi sen dost mu sandın, belki ol ağyar olur

Sadıkane, belki ol âlemde bir dildâr olur

Yâr olur, ağyâr olur, dildâr olur, serdâr olur.

***

Şimdi de sırada ünlü divan şairi Nâbi’nin(1642-1712) çok az bilinen dizelerinde.

 

Vermezdi kimseye nan minnet olmasa

Bir maslahat görülmez idi rüşvet olmasa

Yokbi-garaz muamele ehl-i zamanede

Kimse ibadet etmez idi cennet olmasa

***

Sıra, yine Urfalı NâbiPîrin, sık sık verdiğim dizelerinde. “İkbal meyhanesinde gurur sarhoşu olanların ayıkınca ki hallerini anlatıyor.”Merhum Bekir Sıtkı Sezgin (1936-1996), hüseynimakamında besteledi bu dizeleri.

 

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz

Biz neşâtın da gamın da rûzigârın görmüşüz

Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde

Bir hezârân mest-i mağrûrunhumârın görmüşüz

***

İsterseniz Ziya Paşa (1825-1880)  merhum ile devam edelim.

(Kaynak: www.siirparki.com/ziyapasa4.html);

 

Ey mürtekib-i har bu ne zillet ki çekersin

Birkaç guruşa müddet-i ömrünce hacâlet

 

(Ey rüşvetçi eşek, bu ne alçaklık ki.

Birkaç kuruş için ömrün boyunca utanç çekersin.)

***

Lâ’net ola ol mâle ki tahsîline ânın

Yâdîn ola yâ ırz u yânâmus ola âlet

 

(Lanet olsun o mala ki kazanılmasında.

Ya din, ya ırz ya da namus alet edilmiş olsun).

***

Sâdık görünür kisvede erbâb-ı hıyânet,

Mürşid sanılır vehledeashâb-ı dalâlet.

 

(Hainler dışarıdan bakıldığında sadık gibi görünürler,

Sapkınlar bir an için yol göstericiymiş zannedilebilirler.)

***

Ekser kişinin sûretinesîreti uymaz,

Yârab bu ne hikmetdir İlâhî bu ne hâlet

 

(Çoğu kişinin içi [ahlâkı] dışarıdan göründüğünden farklıdır,

Allahım! Bu ne sırdır, bu ne durumdur!)

***

Ümmîd-i vefâ eyleme her şahs-ı dagalde,

Çok hâcıların çıktı haçı zîr-i bagalde

(Her sahtekâr kişiden vefa bekleme,

Çok hacıların koltuğunun altından haçı çıktı.)

***

Şimdiki dörtlük de Neyzen Tevfik’e (1879-1953) ait. Vatan Gazetesi’nin sahibi, meşhur “dönme”Ahmet Emin Yalman(1888-1972) için söylemiş. “Vatan”, “tevriye” sanatına güzel bir örnek.

Şu bizim dönme dolap Ahmet Emin,

Yine ortalığı birbirine katıyor.

Başımız ağrımaz etsek de yemin,

Vatan’ı on kuruştan satıyor.

***

Günümüzde “dönme dolap”Yalman’a taş çıkartacak, “fırıldak” çok… Hem de mebzul miktarda…Hikaye meşhur… Adam cennete gitmiş. Bakmış birisi vantilatör gibi dönüyor tavanda. Nedenini sormuş. “Bu, hayattayken fırıldaktı… Huyundan vazgeçmedi… Burada da icrayı sanat ifâ ediyor” cevabını almış.