KADİR DAYIOĞLU


KURBAN BAYRAMI


 

 

Bugün arife… Yarın Kurban Bayramı… Kutlu olsun; hayırlara vesile olsun. Klasik temenni ile; “Allah senesine güle güle yetiştirsin”. Kurban kesmenin hükmü nedir? Farz mı sünnet mi vacip mi? Neler kurban edilir? Kimler kurban keser? Sorunlu ve tartışmalı bir alan.  Bunu ulema tartışa dursun… İşin orasında değilim. Zaten asırlardır tartışmışlar da… Hala tartışmaya da devam ediyorlar. Kıyamete kadar da edecekler. İşin içinden “akıl” çıkar “hazretlere dayalı nakil” girerse olacağı bu.

***

Bu vesile ile bir parantez açmak istiyorum. Sözlükte kurban, “yakınlaşmak”, “yakın olmak” anlamına geliyor. “Akraba” da aynı kökten. Tüm dinlerin, tüm inancaların ortak ritüeli ama kurbanlıklar, kurban edilenler farklı.

 

Demem o ki; bize has bir şey değil. Son tahlil de bundan murat,“Tanrıya yakınlaşmakta” karar kılıyor. O nedenle kurban, Tanrılar için kesilir; ona yakın olmak için kesilir.  Ama bizim inancımızda onun eti ve kanı Tanrı’ya ulaşmaz.

***

Halvetiye’nin Şâbani kolu büyüklerindenAhmet Tahir Maraşi Hazretlerinin şu sözü, Kurbanın ne demek olduğunu çok güzel anlatmakta. Hazret, mealen buyuruyor; “Kurban, insanın, tüm benlik bakiyesini yok etmesidir!” Muhteşemliğe bakar mısınız?

***

Evet. Evladını kurban eden insanlar, nedense, “benliklerini” kurban etmeye yanaşmıyor. Ah, bir onu yok edebilsek!.. Tabii, “yok” edebilen de çok. Yunuslar, Mevlanalar, Hacı Bektaşlar, Hacı Bayramlar, Sarı Saltuklar, Pir Sultanlar, İbni Arabiler, Niyazi Mısriler, Ahmed Amiş Efendiler vs. “yok edebilenler” cümlesinden…

***

Bu, “Çekemem bu derdi de yavrum bölek seninle!” yerine; “Sen ağlama kirpiklerin ıslanır / Ben ağlim ki belki deli gönül uslanır”, diyebilmektir.

***

Kim bilir, belki de ozan; “Yılda kurban bir olur/ Her gün kurbanım sana” dizelerini bu amaçla söylemiş. Merhum Saadettin Kaynak’ın, muhayyer makamında bestelediği bu eserin ozanı bilinmiyor. Ya da ben bilmiyorum. Bilenlerin yardımcı olmalarını dilerim.

***

***

İsterseniz; merhum Cahit Sıtkı’nın, 1930’larda kaleme aldığı dizeleri verelim. Biliyorsunuz, bunu yine merhum Münir Nurettin Selçuk (Saygıdan, erbabı, “Münir Bey” der) mahur makamında besteledi.

 

Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

 

Ve gönül Tanrısına der ki:
Pervam yok verdiğin elemden
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!

***

Ben Bayramın, tüm insanlığa huzur getirmesi dileği ile Bayramınızı kutluyorum ve konuya, bir kelam-ı kibar ile nokta koyuyorum:

 

Halvetiye’nin Şabaniye kolundan Ahmet Tahir Maraşi bağlılarından Fethi Gemuhluoğlu merhumun, yaygın bilinen ismi ile “Fethi Abi”nin, “Dostluk Üzerin” irticalen yaptığı konuşmadan bir pasaj: 

“…Beyefendiler, kan dökücü olmayın. Maktûl olun, kâtil olmayın. Mazlum olun, zâlim olmayın. Bize kassâb olmak, sayyâd olmak, dellâk ve dellâl olmak yakışmaz.

 

Dellâklar vücudunuzdaki kiri önünüze koyarlar.  Allah’ın Settar-ülUyûp vasfını rencide ederler. Dellâlar iki kişinin mâbeyninde  bir kişiyi iltizâm etmek durumunda kalırlar. Dellâl olmayın, dellâk olmayın, kassâp olmayın, sayyâd-ı bi insaf olmayın…”

 

Bundan sonra söyleneceklerin hepsi, zait…

Ağız tadı ile, huzur içinde nice bayramlar dileğiyle.