KADİR DAYIOĞLU


KTO ORMANI

Orman, asla insan eliyle oluşmazmış. Bilenler böyle söylüyor. Olsa olsa “ağaçlandırma” olurmuş. Tabii, ona da toprak, iklim izin verirse. Mesela ben beni bildim bileli Alidağı ağaçlandırıldı ama bir arpa boyu yol alınamadı?


“Ormanlaştırma” kervanına; “Her üye için bir ağaç” sloganı ile Kayseri Ticaret Odası da katıldı. Haber şöyle; “Kayseri Ticaret Odası (KTO) tarafından oluşturulan Hatıra Ormanı’nda binlerce fidan toprakla buluşturuldu. Şölen havasında geçen etkinlikte yaklaşık 230 dönüm arazi üzerine konumlanan Hatıra Ormanı’na, 25 bin adet fidan dikildi. Boğazköprü mevkii Kuzey Çevre Yolu üzerinde ‘Hatıra Ormanı’ oluşturdu. Hedef 70 binmiş. İlk aşamada 25 bini dikilmiş.

***

Törende Vali Bey, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Mehmet Özhaseki birer konuşma yapmış. Özhaseki ve Hisarcıklıoğlu’nun metinlerini görünce Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş geldi aklıma. Sanki, onun irat ettiği hutbelerden bir hutbe gibi geldi bana. Din, iman, Peygamber, hadis soslu bir konuşma. Hiç, “doğanın davranışı”, biyo-kültür, habitat, orman, ağaç vs. ile ilgili bir bilgi yok. Buranın neden seçildiğine dair bir not bile verilmemiş.

***

Evet, neden burası seçildi. Diğer yatırımlarda olduğu gibi, arazi boş olduğu için mi? Yoksa toprağı uygun, suyu bol, yanında bunu besleyecek bir “orman/ağaç emvali” var da ondan mı?

***

Tabii, genel bir değerlendirme yapmadan önce, verilen rakamlara biraz aklımın takıldığını belirtmek isterim. Anlaşılan şimdilik hedeflenenin üçte biri dikilmiş. Acaba, bu aşamada bile 25 bin ağaç gerçekten dikildi mi, yoksa “temel atma” gibi göstermelik bir tören mi yapıldı?

***

Bu kadar ağacı temin, yerinin hazırlanması, dikilmesi epey zaman alır. 70 bin için hayli zamana ihtiyaç var. Bu rakam biraz abartılı geldi bana, kusura kalmasınlar.  Bir de ayrılan 230 dönüm arazi için (bunun neti ne kadar?) 70 bin ağaç çok fazla. Mesela bir ağaç için  9 metre kare (3X3 m) ayrılsa, bazı literatürler, cinsine bağlı olarak, dekara (1 dönüm) başına yaklaşık 100 ağaç veriyor.

***

Demem o ki, 70 bin ağaç için yaklaşık 700 dönüme ihtiyaç var. Minimum alınsa, 4 metre kareye bir ağaç dikilse, dönüme 250; 230 dönüme 58 bin ağaç eder ki, geriye kalanı ne yapacaksınız. Mutlaka bunun bir planlaması yapılmıştır.

***

Umarım, hesabı doğru yaptım. Biraz abartılı bulduğumu belirtmek isterim rakamların. Yine umarım; Hisarcıklıoğlu’nun, alışık olduğu “abartmalardan” bir “abartma” değildir bu. Öyle ya, beyefendi ülkemizi ve dahi Kayseri’yi uçura uçura bu günlere geldi. Şimdi, ufaktan ufaktan sızlanmaya başladı. Burası faslı diğer.

***

İkincisi, bu da, yurdun çok yerinde, hem de yol boyunca gördüğümüz  “hatıra ormanların” dönmesin burası. Bir de bakmışsınız o kadar emek ve para boşa gitmiş...

***

Ama şu da denebilir: Olsun,, Yassıada için şu kadar yüz milyon avro harcayan TOBB’un bir taşra örgütü de bu iş için de birkaç yüz bin lira para harcasın. Öyle ya, “itibardan tasarruf olmazmış!”, büyüklerimiz öyle diyor. Demem o ki, her şey güzel başlar ama “tavuğun cücüğü güzün sayılırmış!”.

***

Yassıada deyince aklıma geldi; Rifat Beyin asla yanıtlamadığı bir konu… Rifat Bey, Yassıada projesine TOBB bütçesinden ne harcadınız? Biraz da buna yanıt verseniz iyi olur. Adayı, beton yığını haline getirmeniz de ayrı bir “çevre felaketi”. Kayseri’de ise, “çevrenin faziletinden” söz ediyorsunuz.

***

Bir diğer yanlışlığa ve yanılgıya, bir daha değineceğim. Şimdi, “ormanlaştırılacak” arazide, bir otun bitmeyiş nedeni, insanların/hayvanların “hor kullanması” mı yoksa, coğrafya ve arazinin izin vermeyişi mi? Eğer toprak yapısı, iklim vs. yani şartlar uygun değilse, ne yaparsanız yapın, bazıları dışında, ağaç yetiştiremezsiniz, zorlama ile. Yani, doğa zorlama kabul etmez.

***

Orman, asla insan eliyle oluşmazmış. Bilenler böyle söylüyor. Olsa olsa “ağaçlandırma” olurmuş. Tabii, ona da toprak, iklim izin verirse. Mesela ben beni bildim bileli Alidağı ağaçlandırıldı ama bir arpa boyu yol alınamadı? Neden. Son kertede, Başkan Özhaseki döneminde Alidağı’nın ağaçlandırılması için büyük paralar harcandı, sonuç ne oldu? Bilmiyorum. Hatta sulama tesisleri bile çekilmişti.

***

Erbabından öğrendiğimize göre orman, insan eliyle değil, kendi kendine, doğal bir süreçte oluşurmuş; süreçlere insanın müdahale etmesi doğru değilmiş. İnsan sadece yok edermiş. Aynı zamanda “orman” faunası ile florası adı ile büyük bir ailenin adıymış.

***

Bu saptamadan sonra bir tavsiyede bulunacağım. Merhum Prof. Dr. Hikmet Birand’ın, TÜBİTAK yayınları arasında çıkan “Alıç Ağacı İle Sohbetler” kitabını defalarca okudum. Her okuduğumda da yeni bir şey öğrendim.  Herkese tavsiye ederim. Okuyalım da, doğanın “biyolojik dengesini” görelim. Biri diğerinin tamamlayıcısı. Dolayısıyla, dengeleyicisi. Bir canlıyı yok ettiğinizde, diğeri de zaman içinde yok oluyor ya da mekan değiştiriyor.

***

Sonuçta orman; toprağıyla, mikroorganizmalarıyla, hayvan ve bitki varlığı ile yani görünen görünmeyen milyarlarca canlısı ile bir aileymiş. Üstelik bunlar, birlikte yaşamak zorundalarmış. Yani hayat zincirinin bir halkası koptuğu anda doğada haliyle ormanda, tüm canlı hayat yok olurmuş. Kısaca, biri diğerinin habitatı imiş. Birbirlerini beslermiş.