Kimseyi değiştiremezsin hayatta.
Ve kimse için de değişmemelisin.
Kimliğini kaybettiğin an yaşamını çöpe attın demektir.
İstemediğin sürece hiçbir şey için ödün vermeyeceksin.
Çünkü gün gelir verecek hiçbir şeyin kalmaz .
... Her şeyi sen istediğin için yapacaksın
başkası senden istediği için değil.
Ve sen sen olarak kaldığın sürece
senin yanında olanlar da mutlu olacaktır.
Bırak hayatına eşlik etmek isteyenler gelsin seninle.
Yolun bitimine kadar gelmeleri şart değil.
Herkesin gidebileceği bir yol vardır.
Sen yeter ki yanında yer almayı bil.
Ne sen kimse için mecburi istikametsin
ne de bir başkası senin için...
Seninle gelmek isteyenleri yanına al.
Belki beraber daha çok şey katabilirsiniz bu hayata.
Yanındaki seni mutlu ettiği sürece kalsın hayatında
zorlama kendini.
Hayat rahat ve anlayışlı insanlarla
Ve hayat hak ettiği gibi yaşandığında güzel...
Ve unutma ;
Aynı dili konuşanlar değil,
Aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir...
CHARLES BUKOWSKİ
**
ÜÇ CEVAP...
Allah kuluna üç şekilde cevap verir ;
"Evet" der, istediğini verir ;
"Hayır" der, daha iyisini verir;
"Bekle" der, en iyisini verir...
İçinizden geçirdiğiniz tüm duâlarınızın
kabul olduğu bir gün olsun inşallah.
**
YAVAŞ YAVAŞ SÖNMESİNE İZİN VER...
“Birini kalbinde öldürmenin en iyi yolu,
onu zihninde yavaşça ölüme terk etmektir.
Adını anmadan, onu çağırmadan,
ona yazmadan, onu aramadan…
Yavaş yavaş sönmesine izin ver,
yavaş bir can çekişme içinde,
bir daha doğamasın diye.
Çünkü onu çok ani bir şekilde bırakırsan,
her an seni rahatsız etmek için geri döner.
Onu hisset, onu ağla, onunla acı çek,
ama onu sonsuza dek taşımaya katlanma.”
JOAQUÍN SABİNA
**
BANA BİR ŞARKI SÖYLE
Bana bir şarkı söyle
Bütün renkleri kat birbirine
Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
Bana bir şarkı söyle ...
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
**
ADİL OLAN HERKESİN ÖLECEĞİDİR...
Madem ki ölümün önüne geçilemez,
ne zaman gelirse gelsin.
Sokrates’e: Otuz Zalimler seni ölüme mahkum ettiler,
dedikleri zaman: “Tabiat da onları!” demiş.
Bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık!
Nasıl doğuşumuz bizim için her şeyin doğuşu olduysa, ölümümüz de her şeyin ölümü olacak.
Öyle ise, yüz sene daha yaşamayacağız diye ağlamak, yüz sene önce yaşamadığımıza ağlamak kadar deliliktir.
Ölüm başka bir hayatın kaynağıdır.
Bu hayata gelirken de ağladık, eziyet çektik; bu hayata da eski şeklimizden soyunarak girdik.
Başımıza bir defa gelen şey büyük bir dert sayılamaz. Bir anda olup biten bir şey için bu kadar zaman korku çekmek akıl kârı mıdır?
Ölüm uzun ömürle kısa ömür arasındaki farkı kaldırır; çünkü yaşamayanlar için zamanın uzunu kısası yoktur.
Aristo, Hypanis ırmağının suları üstünde bir tek gün yaşayan küçük hayvanlar bulunduğunu söyler. Bu hayvanlardan, sabahın saat sekizinde ölen genç, akşamın beşinde ölen ihtiyar ölmüş sayılır.
Bu kadarcık bir ömrün bahtlısını, bahtsızını hesaplamak hangimize gülünç gelmez? Ama, sonsuzluğun yanında, dağların, nehirlerin, yıldızların, ağaçların, hatta bazı hayvanların ömrü yanında bizim hayatımızın uzunu, kısası da o kadar gülünçtür...Alıntı.....
**
İLKBAHAR...
İlkbahar gibi bir mevsimi olan bu
dünya, üzerinde yaşanmaya değer.
Ne olursa olsun...
SABAHATTİN ALİ
**
UZAKLAR ÇEKİYOR...
Bahar bulaştı ya hayata, ağaca, suya,
içimde öyle bir seyahat kımıldıyor ki,
diren direnebilirsen.
Yüreğim bavulunu toplamış çoktan;
ruhum sırtlamış çantasını.
"Uzaklar" çekiyor...
**
DEDİKODU NEDİR?
Senin yaptıklarına başkasının aslında imrenmesidir.
Onun gösteremediği cesareti gösterdiğin için, içten içe sana kızmasıdır.
Kendini seninle kıyaslamasıdır.
Kıskançlık duygusunun söze dökülmüş halidir.
Sana nasılsın, diye bile sormayanların hayatına burnunu sokma teşebbüsüdür.
Yapacağı daha üretken bir şey olmadığı için, boşa zaman harcamasıdır.
Kendi değer yargıları içinde, seni doğru ve yanlışlar olarak yargılamasıdır.
Seni toplum çemberinin dışına atmaya çalışmasıdır.
Enerji kirliliği üretmesidir ki, bu dünyaya da zarardır.
Haddini bilmezliktir.
Büyük laflar edip, bir gün kendisinin de bunu yapacağını bilmemesidir.
Kendini üstün görmeye çalışırken, aslında içindeki aşağılık kompleksinin çalışıyor olduğunu fark etmemesidir.
Bu yaşamda herkesin kendi yolu olduğuna saygı duymuyor olmasıdır.
Boşa laf kalabalığıdır.
Dolayısı ile seni ilgilendiren bir durum değildir aslında, dedikodu sadece yapanı ilgilendirir.
Ama sen buna aldırıyorsan ve onların istediği hayatı yaşamayı seçiyorsan, işte bu noktada üzerine koymaya çalıştıkları kafesi koymalarına izin vermendir.
Bu da senin kendini bilinmezliğin, dışlanma korkun ve kendine güvensizliğindir.
Yaşamaya bak.
"Bu hayat benim" de kendine...
Yanlış ve doğrular bana ait...
Ve "Sana ne" dediğinde çok daha mutlu bir yaşam gelecektir.
Hepimize özgürlüğümüzü kimseye vermememizi diliyorum.
Ve onlara yapılacak en güzel şeyin gülümsemeniz olduğunu da unutmayın diyorum.
"Dedikodu, basit insanların eğlencesidir.
Şunu iyi bil ki, başkasından sana laf getiren, senden de başkasına laf götürür." Alıntı
**
BİR BAŞINALIĞA ASLA!
Yalnızlığa dayanırım da bir başınalığa asla!
Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka baka,
bir dost arayışıyla...
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla ama,
''Günün aydın'', ''akşamın
iyi olsun'' diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.
Yoksa hiç zor değil, bir bardak demli çayı bardakta karıştırıp, bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama, ''çaya kaç şeker alırsın? '' diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...
CAN YÜCEL
**
ÖYLE İŞTE...
Oğuz Atay şöyle yazmıştı:
"Beni ya şımartın, ya da kapı dışarı edin.
Yarı içtenliğe dayanmam zor benim."
Öyle işte...


