KADİR DAYIOĞLU


KİM ÖDER?

Siyasal popülizmin gelebileceği yer, "denizin bittiği yerdir!" Evet. Kim ödermiş sonunda bedeli? Bugün "ah vah!" diyen muhterem ahali. Hani derler ya; “tatlı tatlı yemenin acı acı osurması olur!”


Yaklaşık otuz yıldır her gün yazarım, bu köşede… Ekonomi ile ilgili olanın çoğu yazımın başlığı “Kim Öder”di… Öyle ya, oynanan “toplamı sıfır” olan bir oyundu. “Borç ve alacak yekunu eşitti!”. Devletin bitmez tükenmez hazinesi yoktu. Sandık gündemimize girdiğinden beri tüm iktidarlar, “olmayanı dağıttı!”, “kimi beş fazla” verdi, kimi “iki anahtar!” Gelecek nesilleri borçlandırılması pahasına.

***

AK Parti iktidarı da daniskasını yaptı. Bunlar da bırakınız çocuklarımızı, torunlarımızı bile borçlandırdılar. “Yoksulluğu” kaldırma yerine “yönetmeyi” yeğlediler. Bu alanı sürekli sosyal yardımlarla desteklediler. Belediyelerin, vakıf ve derneklerinkinin ise haddi hesabı yok.

***

Öyle ya, o “alan”, “oy deposuydu”. Yine öyle ya; sokak röportajlarında “pahalılığın ve zamların” nedenini CEHAPE’nin sırtına yıkan mebzul miktarda. Neredeyse, nüfusun üçte biri “sosyal yardım” kanalı ile aldı/alıyor. Bu yetmedi, bir de “Kamu Özel İşbirliği” (KÖİ) ile verilen “geçiş”, “uçuş” garantileri  “ticari sırdır” kılıfı altında saklanıyor; bu yetmiyormuş gibi ödemeler dövizle yapılıyor, üstüne de ABD’deki enflasyon da katılıyor.

***

Tabii, yapımında bir kuruş para ödemediğimiz söylenen, KÖİ yöntemi ile yapılan köprü, otoyol ve hastanelerin “gerçek maliyetleri” de kamuoyunca bilinmiyor. Mesela, TOBB’un bir kuruluşu olan TEPAV’ın bir çalışmasından Başkent Şehir Hastanesi (BŞH) maliyeti ile ilgili çalışmanın sonuçlarını vereyim. Çok ilginç. Anladığım kadarı ile “ihale bedelini”, ihaleye hazırlandığı yıl birim fiyatları ile değil, beş yıl sonrasının “olası fiyatları” ile hesaplamışlar. Böyle bir yöntemi ilk kez duyuyorum.

***

“Sağlık Bakanlığı’nın 2017 yılı Bütçesi TBMM’de görüşülürken Bakanlık tarafından milletvekillerine “Paranın Değeri Analiz Yaklaşımı” (PDAY) isimli bir çalışma dağıtılmıştır. Çalışmada, Bilkent Şehir Hastanesinin (BŞH) geleneksel tedarik yöntemi ve KÖİ modelleriyle yapılması halinde ortaya çıkacak maliyetler karşılaştırılmıştır.  …  

…Öte yandan geleneksel tedarik yönteminin maliyetinin hesaplanmasında da varsayım hataları bulunmaktadır. Geleneksel tedarik yöntemi [ile] [maliyet] hesaplanırken, paranın karşılığı analizinde 2016 yılı inşaat birim maliyetini (1.610 TL) kullanmıştır. Oysaki BŞH’nin ihalesi 18.3.2011 tarihinde yapılmış olduğu için ihale tarihinden önceki inşaat birim maliyeti (1.144 TL) kullanılması gerekmekteydi.

Bu durumda yüklenici şirket, ihaleye girerken 2011 yılı fiyatlarını esas almışken paranın karşılığı analizinde geleneksel tedarik yöntemi maliyeti hesaplanırken 5 yıl sonrasının fiyatları esas alınmıştır. Benzer şekilde, geleneksel tedarik yönteminde kullanılacak kredinin maliyeti, 2010 yılındaki düşük Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) faiz oranlarının yerine 2016 yılında daha yüksek olan DİBS faiz oranları kullanılarak hesaplanmıştır.

Sonuç olarak, BŞH’nin KÖİ ile yapılmasının maliyeti [2011]; geleneksel tedarik yöntemine göre %173 daha yüksek olarak hesaplanması gerekirken, geleneksel tedarik yönetimine göre oluşan maliyetin [2016] %76’sı olarak hesaplanmıştır.” (Türkiye’de Kamu-Özel İşbirliği Modeli Uygulaması: Etkin Risk Paylaşımına Yönelik Bir Model Önerisi, Aralık 2021)

***

Tabii bu neyin nesi? Bunun ne anlama geldiğini, TEPAV Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na sormak gerekir. Rifat Bey, şahsen ben bu hesaptan bir şey anlamadım. Lütfetseniz de bir anlatsanız olmaz mı? Ucuza mı geldi? Yoksa normal mi? Yoksa kazık mı yedik?

***

Bu ayrı fasıl, gelelim elektrik ve doğal gaz konusuna.  “Konutlarda kullanılan elektriğin, ilk kademe elektriğin yüzde 50’sini devlet karşılıyor” diyen Özhaseki, “Doğalgazın da yüzde 75’ini devlet karşılıyor. Doğalgaz bir vatandaşa 1.000 liralık geliyorsa aslında o fatura 4.000 liralık”.

EDAŞ toplantısı sonunda, Enerji Bakanı da benzeri rakamları verdi. Yani, diyorlar ki, “biz bu hizmetleri gerçek fiyatlarından intikal ettirmedik, tüketicilere.” Yani, sürekli sübvanse ettik. “Artık yapacak bir şey kalmadı!”, türünden açıklama yapmaya başladı.

***

“Sarı çizmeli Mehmet Ağa ödüyordu hesabı!” diyorlar, muhterem ahalinin bir kısmı da buna inanıyor. Anlaşılan, “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” ölmüş onun haberini veriyorlar.  Tabii ahali, erinde geçinde, bu faturayı, yine kendilerinin ödeyeceğinin farkında değildiler. Hâlâ olduklarını da sanmıyorum.  

***

"el Hak' hak" doğru söylüyorlar.  Diyorlar ki; "Hazineden karşılaya karşılaya tulumba da su kalmadı. İmanımız gevredi. Su kalmayınca da gerçeği muhterem ahalinin gözlerinin önüne serdik." Yani, "oy" için olmayanı dağıttılar... Şimdi verecek bir şey; "kandilde yağ" kalmadı. Şaşırıp kaldılar. Kurdukları her cümleyi, "inşallah" temennisi ile bitiriyorlar.

Umarı muhterem ahali de; devletin bitmez tükenmez hazinesi olmadığını öğrenir, her verilen için "bu değirmenin suyu nereden geliyor!" diye sorar. Yoksa bu ense onlarda olduğu sürece daha çok "boza pişirirler enselerinde".

Siyasal popülizmin gelebileceği yer, "denizin bittiği yerdir!" Evet. Kim ödermiş sonunda bedeli? Bugün "ah vah!" diyen muhterem ahali. Hani derler ya; “tatlı tatlı yemenin acı acı osurması olur!”