KADİR DAYIOĞLU


“KENT HAFIZASINA KATKI”


Bu kentin hafızası yok. Olmayınca da herkes, miladı kendisi ile başlatıyor. Kim sorsan, “ben yaptım!” diyor. Ben de şaşırdım doğrusu. İlgili kuruluşların “hafızası” olmayınca, şuradan, buradan bulaşmış olanlar da “ben yaptım!” diyor. Doğrusu şaşırdım.

 

Kayseri’de “Planlı Sanayi Alanlarının” hikayesini yazıyorum. İnşallah kitap halinde yayınlayacağım. İnanın çok zorlandığım yerler oluyor. Ben de kolayını buldum; “ben yaptım!” diyenlere not gönderiyorum; “bu işin neresinde olduğunuz belirten bir yazıyı bana gönderin, noktasına virgülüne dokunmadan kitaba gireceğim”, diyorum.

***

Mesela, Argıncık Küçük Sanayi Sitesinde çok zorlandım. Zorlanmaya da devam ediyorum. Beş ya da altı kooperatiften oluşan “Doğu Sanayi” diye de bilinen siteler topluluğu. İnanın, hiçbir bilgi yok. Kimler kurdu, nasıl kuruldu, bir bilgiye rastlayamadım. Ya hu, daha dünden söz ediyorum.  Allah’tan imdadıma Sanayi Odası Başkan Danışmanı iken aldığım notlar yetişti. Bir de dostum, “Camcı Necmi” lakaplı Necmettin Feyzioğlu. Bu konuda bilgisi, belgesi olan varsa lütfedip göndersinler çok memnun olurum.

 

Dediğim gibi, kentin hafızası olmadığından “yalan-yanlış”, “eksik-fazla” bilgiler mebzul miktarda ortada dolaşıyor. İşin daha da acısı bunlar kitaplara giriyor. Bunlar, ileride nasıl temizlenir bilemem.  Mesela, Kayseri’nin gecekondulaşma ya da “kaçak yapılaşma” tarihini Niyazi Bey ile başlatır, “Milli Görüş” belediyecileri. Oysa doğru değil. Kusura pek bilgileri; ayrıca, bunları bilgilendirenlerin de, kusura kalmasınlar, dünyadan haberleri yoktu.

***

Gerçekten Kayseri Belediyecilik tarihine katkıda bulunmak istiyorsak bildiklerimizi yazılı hale getirmeliyiz, yansız, tarafsız ve art niyetsiz... İşi, “Benim babam senin babanı döver!” zeminine çektiğimiz taktirde sağlıklı sonuç alamayız ve de birbirimizi çok üzeriz. Ve hayırlı bir sonuç da çıkmaz…

***

Efendim; bilinenin aksine Kayseri’de kaçak yapılaşma ya da gecekondulaşma (kaçak yapı ile gecekondu arasındaki farkı biliyorum) 1970’de değil, 1950’de hatta daha önceleri başlar. İlk örneği de Gaziosmanpaşa semti. Yine sanılanın aksine mahalle anlamında en yoğun gecekondunun yapıldığı dönem 1950-1960 arası. Başkanlar da Osman Kavuncu, Şahap Sicimoğlu... Plevne, Barbaros, Yavuzlar (kısmen), kısmen Gültepe vs. bu dönemlerin yerleşim yerleri…

***

Çalık zamanında Battalaltı, Mahrumlar, Gültepe, Yıldırımbeyazıt vs. Bahçecioğlu döneminde ise yeni kurulan “gecekondu mahallesine” çok az rastlansa da tamamında yoğun bir biçimde yeni yapılara izin (ruhsatsız) verildi, elektrik ve su bağlandı.

***

Oysa, sözgelimi Çalık döneminde “iskan ruhsatı” olmayan yapılara elektrik ve su bağlanmazdı ama yıkılmazdı da… 1973 belediye seçimleri hemen öncesi, elektrik ve su verilmesi konusunda çok ısrar edildiyse de Çalık, inat etti ve verdirmedi. Belki de bu; “46 Ruhunun” bir daha belediyeyi kazananamasının, CHP’li Niyazi Bahçecioğlu’un üç dönem kazanmasının önemli nedenlerinden birisiydi bu. Bunu da tarihe bir not olarak düşmek istedim.

***

Gelelim şimdi işin bam teline: Gerek 1950 öncesi ve sonrası ve gerekse 1973’ten günümüze kadarki gelişmelerin özünde “göç” olgusu yatar. Gaziosmanpaşa, Plevne size neyi hatırlatıyor? Balkanları ve Balkan Türklerini, değil mi?

***

Bu insanlar göç ya da mübadele ile yurtlarını terk edince zorunlu olarak, ülkemizin her yerinde,  bu tür yapılarda barındırılmak zorunda kalındı. Bilmem, Plevne’yi bilir misiniz? “Teneke Mahalle” olarak da bilinen, Sümer Ortaokulu’nun hemen güneyinde idi. Damları, teneke ile örtüldüğü için verilmişti bu isim.

 

Kırsaldan şehre gelenlerin durumları da tıpkı buna benzerdi… 1970 ve sonrası şu ya da bu nedenle yurtlarını terk eden Doğulu ve Güneydoğu Anadolulu vatandaşlarımızın batıya akın akın göç etmeleri sonucu oluşan yerleşim yerlerinde böyle oluştu.

***

Göçlerin getirdiği yerleşim sorunları önlemler alınmadı mı, o dönemler? Neden alınmasın ki? Yukarıda ismini saydığım bazı mahalleler civarında, Çalık döneminde planlanan “1,2… nolu Gecekondu Önleme Bölgeleri” o dönemin çözüm modellerinden birisiydi.

***

Niyazi Bey Romen teknolojisi ile, “Prefabrik yapı elemanları” üretmek için yaptığı girişimi de unutmayın. Amaç gecekonduyu önlemek ve dönüşüm yapabilmekti. İlk ve tek uygulama da, Sümerbank kavaklığı denilen yerin, hemen kuzeyinde, Erkilet yolu üzerinde bulunan binalardı.

***

Mesela, Kent merkezinde yapılan Helvacı Dede etrafı (Sahabiye), Hunat/Kalpaklıoğlu/Yanıkoğlu, Küçükmustafa, Camiikebir, beğenin beğenmeyin o dönemlerin “imar dönüşüm” uygulamalarıydı. Yılı mı? 1960’lar, 1970’ler, 1980’ler… AK Partili Belediyeler “dönüşümü“ kendisi ile başlatmasınlar. Yok öyle şey!.. Ummadıkları bir anda, “bir Molla Kasım gelir, sığaya çeker!”

***

Göçler, bizim irademiz dışında oluşan olaylardı. Kimse engel olamazdı. Bunlara hazırlıksız yakalandık. Bu doğru. Hele hele 70’li, 80’li, 90’lı yıllar ülkemizin çok sıkıntılı dönemleriydi… Sanırım, gelişmiş illerin arasında Kayseri bu göçten en az etkilenenler arasında…

***

2000’in başları da dahil, şimdi ise Kayseri, neredeyse göç almıyor. Önümüzü görebiliyoruz. O nedenle, “şehircilik” açısından, topu taca atacak bir mazeret de yok artık. Ve şurası da muhakkak: Karatepe ve Özhaseki Kayseri tarihine, “eski mahalleleri” kaldıran ve buraları imara açan başkanlar olarak geçecekler. Oysa, Yavuz Taşçı, “kırka” yakın mahalleyi “sit” ilan etmişti, “imar planı”nda.

***

Yani, birkaç bin yıllık tarih, “dozer” darbeleri ile yok olup gitti. Bu kadar koruma yerine, “seçilmiş yapıların” korunmasına yönelik bir düzenleme daha mı uygundu? Yani hem “planlama” ve hem de “yıkım” iyi mi oldu, kötü mü oldu? Bilemem… Ama şunu biliyorum; “korurken” de “yıkarken” de hiçbir bilimsel referans yoktu. Çalakalem yapıldı…