Refikimiz Recep Bulut’un köşesinde (01 Mayıs 2023);“Kayseri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa’nın vize sınavlarını iptal ederek AK Parti 1. Sıra milletvekili adayı Hulusi Akar’ı,‘Ermeni meselesi üzerine’ konuşmacı olarak davet etmesi hem günlerdir o sınavlara hazırlanan öğrencilerin hem de velilerin tepkisine neden oldu“diyerek uzun bir yazı yazmış.Olayın detayını görmek isteyenlere makaleyi tavsiye ederim.
***
1950 öncesi, “Tek Parti Dönemini” acımasızca eleştirenler, parti devlet ilişkilerini anlatanlar yirmi bir yıllık AK Parti dönemini nasıl yazacaklar? Çok merak ediyorum… Gerçekten, “parti devletine” dönüşümüzün sayısız örnekleri var bürokraside, adliyede.
***
Tabii profesör unvanlı hocamıza, “üniversitenin” ne anlama geldiğini anlatacak değilim. Ayıp olur… Ama şunu söyleyeyim; üniversite “evrensel” demektir. Burada özgürlükler eğleşir… Özgürlük teneffüs edilir… Özgür bilim yapılır… Laboratuvara giren, tüm müktesebatını kapıda bırakır. Buralardan evrensel bilim havuzuna sular akar… Akan su miktarı ile ölçülür, üniversitenin kalitesi… Siyaset, yerleşkenin içerisine sokulmaz.
***
Çiçeği burnunda Kayseri Üniversitesi Rektörü, çok farklı bir tavır içerisinde… Bilime, özgürlüklere ne kadar açık bilemiyorum ama siyasete açık olduğu muhakkak… Hem de göbeğinde… Keşke, AK Parti’den adaylığa başvursaydı da, listeye girseydi de, seçilseydi de muradına erseydi, çok iyi olurdu.
***
Fakat Kurtuluş Bey, doğrudan siyaseti değil de dolaylı siyaseti tercih etti. Sandığa beş kala SayınAkar’ı davet ediyor;akademya ve öğrencilerin huzuruna çıkartıyor, hem de vize sınavlarını iptal ederek.
***
Olmadı sevgili hocam olmadı… İnanın, bunları yazarken çok üzüldüm. Buna fırsat vermeyecektiniz. Üniversiteyi, siyaset için araçsallaştırmayacaktınız… Ama yaptınız. O nedenle, eleştirileri de göğüslemek durumundasınız. Er meydanına çıktınız bir kere… Unutmayın; hamama giren terler.
***
Değerli Hocam; Sayın Akar ile şahsi dostluğunuz olabilir. Saygı duyarım… Evinizde ağırlayabilirsiniz… Anlarım… Anlarım ama her ne kadar Bakan olsa da, o şimdi bir siyasetçi, üniversiteye davet edemezsiniz. Bakanda olsa, seçim eğik düzlemindeyiz, siyasi kimliği ağır basar… Mesela, bir muhalif siyasiyi de davet edebilir misiniz? Mümkün değil. Anında görevden alınırsınız.
***
Siz ise, bir bilim insanı ve bunun da ötesinde kamu görevlisiniz… Nötr olmak zorundasınız… Yok, siyaset yapmak istiyorsanız, ayrılırsınız kamu görevinden. Bu takdirde saygınlığınızdan da bir şey kaybetmezsiniz.
***
Akar Paşamızın konusu da; “düğün değil bayram değil eniştem beni niye öptü!”türden, “Ermeni Meselesi”.Saygıdeğer paşamız“PKK, FETÖ” dese, onlarla yapılan mücadeleyi konu etse anlarım… Zira kararğahının tamamına yakını “FETÖcü” çıktı… Hiç olmasa, onların nasıl yanına sızdığını anlatırdı, soranlara.
***
Ama “Ermeni Meselesi” neyin nesi?
Sözde “Kıyım gününden” başka akla geldiği falan da yok.
Bu neyin nesi?
Tabii, takdir Sayın Akar’ın…
***
Ama Rektör’ün, üniversitemizi, AK Parti’nin arka bahçesi yaptığı gözden kaçmıyor. Sandık sonucu ne olur bilemem ama şayet Tayyip Bey kaybettiği anda, Sayın Rektörün o gece görevden “istifasını” arzu ederim… Aksi durumda, “görevden alınır”… Sanırım, bu daha kötü bir “sicil”, kendisi için. Sayın Karamustafa’nın gelecekte böyle anılması, herhalde istenmez.
***
Ne diyelim? Boğaz dokuz boğum… Takdir kendilerinin.
***
Rektörlerin ve dekanların/bölüm başkanlarını, üniversitelerce seçileceği; bilimsel, mali ve özerkliğe kavuşacağı günler dileğiyle…
***
Üniversitelerimizin, evrensel anlamda üniversite olması dileğiyle…
***
İstisnasız her konunun özgürce tartışıldığı; yerleşke içerisinde söylenen, yazılan ve çizilenlerin yasak kapsamına girmediği günler dileği ile…
***
Yerleşkelerde özgürlük şarkılarının, türkülerinin söylendiği günlerin gelmesi dileği ile…
***
İsterseniz, “insanın insana kul olmasının yok edilmesi umuduyla”, geçen gün kutladığımız,“Bahar, Emek ve Özgürlük Bayramı” anısına, Nazım Hikmet’in, çok bilinen ünlü dizelerini paylaşmak istiyorum:
Davet
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim.
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim.


