KADİR DAYIOĞLU


KAYSERİ LİSESİ ŞEREF MADALYASI  (2)

Dünkü yazımı şöyle noktalamıştım: “Şimdi soruyorum; şehit olduğu söylenen 62-63 öğrencinin hiç birisi madalya almadı mı? Bunları tanıyan hiç mi birisi yok? Vallahi, 73 yaşındayım, şehrin yerlisiyim, Kayseri Lisesi 1963-964 mezunuyum, anılan “Belgesel” yayınlanana ve basına intikal edene kadar böyle bir şey duymadım. Duyan varsa, beri gelsin.


Dünkü yazımı şöyle noktalamıştım: “Şimdi soruyorum; şehit olduğu söylenen 62-63 öğrencinin hiç birisi madalya almadı mı? Bunları tanıyan hiç mi birisi yok? Vallahi, 73 yaşındayım, şehrin yerlisiyim, Kayseri Lisesi 1963-964 mezunuyum, anılan “Belgesel” yayınlanana ve basına intikal edene kadar böyle bir şey duymadım. Duyan varsa, beri gelsin.

Duyan bir kişiye rastladım Mak. Y. Müh. Yalçın İnan (D.1942). Babasından ve Latif Baykal (Lala Paşa) Hocamızdan (D.1321) duymuş. Babası, 1318 doğumlu ünlü Felsefe Hocası, Muharrem Naci İnan (Şemşâmer).  [Yalçın Bey, vefat etti. O nedenle, adını anmak istemezdim ama mecbur kaldım. Rahmet diliyorum.]

Kendisini tanımam… Yalçın Bey, Hüseyin Cömert üzerine, “’Sakarya Savaşında Kayseri Lisesi Mezun Vermedi’ Masalı” başlıklı yazıma yanıt vermiş. Çizmeyi, biraz aşmış. Ama önemli değil. Yok, ben yanılıyorsam, bırakınız “belgeyi”, anılan hocalardan duyan, Yalçın Beyin dönem arkadaşları da dahil, varsa kapımız açık. Öyle ya, biz de hatamızı düzeltiriz. [Onlardan da bu konuda hiçbir şey duymadım.]

Yalçın Beye şunu sordum: Üstadım, merhum Babanızın ve Baykal Hocamızın anlattığı dönem Sakarya Harbi öncesi olmasın?

Çok mağrur ve kibirli bir biçimde yanıt verdi;“sen kim oluyorsun, başka şeylerle uğraş!” türünden. Oysa ben, Beyefendi’nin, hafızasını yoklaması için o uyarı yapmıştım. Tekrar konuya döneceğim. Fazla uzatmak istemem.

Bakınız, Filistin cephesi için, 1917 yılında, lise öğrencileri arasından, “fiziki” (Siması) yapısı askerliğe uygun olan öğrencileri seçip, cepheye göndermişler. Bunu da Ethem Öker Bey, anılarında anlatmış.

Tabii, bu seçim de, Türkiye’nin her yerinden olduğu gibi, Kayseri Lisesi’nden de epey bir öğrenci seçilmiş. Cepheye gönderilmiş. [Tokat’ın] “Hey on beşli on beşli!” ağıtı da bu nedenle yakılmış.

Yine Cömert anlattı; Arkadaşı, Selahattin Karakoç,“Benim dedemde ‘1315li’ olup öğretmen okulundan cepheye gönderilmiş gazi olarak dönmüştü”, demiş.

Kayseri Lisesi için söz konusu olan olay bu olsa gerek. Nitekim yine Cömert’in anlattığına göre merhum Cevat Esen de hatıralarında bunu anlatıyormuş.

***

Dikkat ederseniz, Sultan 2. Abdülhamit döneminde, bugünkü sınırlarımız içerisinde 51 idadi/lise var. (Belgesel, 1905-1906 döneminde). Hangi ile gitseniz, lise öğrencileri ile ilgili bu tür hikayeyi rastlarsınız.

***

Gerçek nedir? Arşivlerde gizli… İlber Hocanın dediği gibi, “tarih yakıştırmaya” çok yatkın bir milletiz, vesselam.

***

O nedenle, tarih nasıl yazı ile başlarsa, yine tarih “belge” ister. İddia sahiplerinden belge bekliyorum. Rivayet, hamaset, duygu üzerine tarih yazılmaz. [Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı gibi önemli bir müzenin bir parçası olamaz.]

Bunlar, “belgeyi” destekler, o kadar. İşin garibi, bunun metodolojisini bilmesi gereken, tarih üzerine formel eğitim almış, ismi lazım değil, bir hemşerimiz, [ki, Büyükşehir’de danışmandı o tarihlerde] olan bitene kayıtsız kalıyor, “tarih uydurmaya!” çalışanlarla bir olabiliyor, tepki vermiyor.

Buradan Belediye Başkanlarına da uyarımı tekrarlıyorum. “Resmi belge” olmadığı sürece yazılıp, çizilenlere, söylentilere bakarak, “tarih uydurulmasına” imkan tanımayın; “çanak tutmayın!”. Aksi takdirde vebal altındasınız. Bu vebale, ortak olmayın. (27 Aralık 2017)

***

Buraya kadar ki yazılarımı daha önce bu köşede vermiştim. Şimdi teklifimi tekrarlıyorum: Aslı astarı olmayan bu bilgiyi “silin” yerine, hiç olmasa; “Savaşlarda şehit düşen Kayseri Lisesi öğrencileri anısında!” diye bir not düşün.