Dün gazetemizde verdik.
Epeydir de aslında gündemde idi.
Sanırım sırası geldi de çoktan geçiyor bile…
“Kayserili işini bilir!” felsefesi iflas mı ediyor?
Ya da “Kayseri’nin adı başına bela mı oluyor?”
Zira son dönemde birçok sıkıntının içinde direkt olarak yer almaya başladı Kayseri.
Başta adına ister mülteci, ister sığınmacı ne derseniz deyin Kayseri’de ki Suriyeli, Afganlı, İranlı ve diğer ülkelerden gelenlerin sayısı 1.5 Milyonluk nüfusun yüzde 10’unu çoktan geçti.
Şu anda dillendirilen rakamlar nerede ise 5’te bir.
Yani 300 Binlere ulaşmış durumda.
Devamı da geliyor.
Özellikle STK’ların yardımlardan pay alabilmek ve başka amaçlarla kullanmak adına Kayseri’yi bu kadar hoyratça kullanmaları akıllara zarar bir tavır doğrusu.
NEDEN, HEP BÖYLE OLUYOR?
Son dönemde özellikle ilimizdeki kurum ve kuruluşların diğer illerdeki bölge müdürlüklerine bağlanarak lav edilmesi ciddi tepkilere neden oluyor.
Özellikle son BİK'in Adana'ya bağlanması ile birlikte "Kayseri cezalandırılıyor mu?" algısı daha net bir şekilde kendisini hissettirmeye başladı.
İlimizdeki kurumlardan Konya, Adana ve hatta Sivas'a bile bağlanan İl müdürlüklerinin sayısının her geçen gün artması 11. Cumhurbaşkanı Gül'ün Kayserili oluşu, AK parti içindeki huzursuzluk, koalisyon ortağı MHP ile ters düşme ve Özhaseki'nin görevi bırakması dahil bir çok konu başlığını ön plana çıkartıyor.
Malumunuz şu anda AK parti Genel başkanı Mustafa Elitaş dışında sanırım bir de Büyükşehir belediye başkanı Memduh Büyükkılıç’ın genel başkan ve genel merkez ile arası iyi.
Vekilleri saymıyorum.
Onun haricinde partiye uzun yıllar hizmet veren bir çok kişinin ya esamesi okunmuyor, ya da üzerleri çoktan kalın bir çizgi ile çizilmiş durumda.
AK parti’nin kalesi Kayseri’nin son seçimdeki aldığı oylar ve yaşadığı düşüş, başta iki seçimde olmak üzere Pınarbaşı ile birlikte 4 ilçenin CHP’ye kaptırılması ve AK Parti-MHP ikilisinin ilimizde umduğunu bulamaması da sanırım genel merkezin gözünden kaçmayan ve notunu kıran bir başka gelişme oldu hem 31 Mart’ta hem de 2 Haziran’da…
Bakar mısınız?
Yüzde 75’lerden nerelere?!...
TEPKİLER GEÇ KALIYOR!...
Bu arada vatandaşlar vekillerin haklı tepkilerine destek verirken şu önemli gerçeğe de dikkat çekmekten geri kalmıyorlar.
"Madem ki bu kuruluşlar başka illerin bölge müdürlüklerine bağlanacak bu vekiller neden daha önce bunları haber alıp, hem kamuoyu oluşturmuyor, hem kapanmasına engel olacak tavırlar sergilemek yerine basın açıklaması ile ya da meclis kürsüsünden bir iki dakikalık konuşma ile sadece günü kurtarıyorlar?" görüşleri ile olayın bir başka boyutuna da dikkat çekerek Kayseri'nin hem iktidardaki AKP-MHP ve hem de muhalefetteki CHP-İYİ Parti ve SP'li vekillerinin olaylara karşı daha duyarlı olmaları gereğinin altını çiziyorlar.
Kayseri’nin 10 Vekili var.
Bunun 7’si 5’i AK Partili ve 2’si de MHP’li olmak üzere 7 vekil.
Diğerleri CHP-İYİ PARTİ ve SP’den 1’er vekillik.
AK parti genel merkezi Kayseri’ye biraz önce yukarıda vurguladığım gibi 31 Mart’tan sonra biraz hor bakıyor.
Özhaseki’nin de bakanlığı bırakması ile gelinen yol ayrımı son derece önemli.
Olası bir Erken Seçim” durumunda tablo özellikle Milliyetçi muhafazakar kanat adına bir başka botuna evrilebilir.
Kartlar yeniden karılıyor siyasette.
SİZCE DE ÖYLE OLMAMALI MI?
Milletvekili ya da bakan dediğimiz kişi ilin sorunlarına vakıf gelişmeleri an be an, çok yakinen takip eden, iktidar tarafından olası yapılabilecek değişikliklere ve son dakika hamlelerine hazır olmayı gerektirmiyor mu?
Yani önceden haber almak, gerekli tepkiyi koymak, kamuoyu oluşturmak ve seçmenini hatta size oy vermeyen muhalifleri bile şehrin menfaatleri doğrultusunda bazı olumsuzluklara karşı ses çıkartmaya ikna etmek gerekmiyor mu?
Mecliste en çok söz almak, sanal alemde birinci olmak, en çok önerge vermek bunlar güzel şeyler.
Peki Kayseri’ye faydası bağlamındaki tablo nedir?
Mecliste aktif olmak belki kişisel manada vekilleri tatmin edebilir ama her verdiğiniz önerge ya da gensoru yada yaptığınız konuşma sadece meclis tutanaklarına geçtiği ile kalıyor ise vay halimize.
Arada bir bakanların cevap verdiği de olmuyor değil.
Peki cevap vermekle bu işi fiiliyata dökme boyutundaki sonuç nedir?
Geline nokta itibarı ile muhalefetin bazı şeyleri değiştirmeye gücü yetmiyor.
İktidar vekilleri ve ortakları da “Aman aramız bozulmasın, bizden bilmesinler!” modunda olduğuna göre olan seçmene oluyor.
KAYSERİ GÖÇMEN DEPOSU MU?
Son olaylar çabuk unutuldu sanırım.
Bu arada ilimize Filistinli göçmenlerin geleceği ve hatta 1500 Filistinli’den Türkiye’de barınacak 3 ilden birisi olarak Kayseri’de de 2+1 evler hediye edilerek barınmalarına ve kalıcı sığınmacı olarak yaşayacaklarına dair iddialar bir kez daha şu soruyu gündeme getirdi:
“Kayseri AK parti iktidarının göçmen deposu mu?”
Malum daha önce Türkiye’yi bir çöp deposu olarak kullanan iktidar şimdi de insanları depoluyor ülkemizde.
BU İDDİANIN SAHİBİ KİM?
Emekli Tümamiral Türker Ertürk’ten gündeme bomba gibi düşen bir iddia geldi.
Gören basın organları da bunun Kayseri'ye iftira olarak gördüler ne yazık ki.
Olaya bakış açınız son derece önemli.
Bakın ne diyor Ertürk?
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) Filistin’den gelen 1500 kişiye üç ilde ücretsiz 2+1 ev verileceği ileri sürüldü.
Bu illerden birisi malum olduğu üzere Kayseri.
Zira iktidarın Kayseri’den başka bir iki kozu var.
Diğerleri mi?
Konya ve Kocaeli…
Emekli Tümamiral Türker Ertürk, Sözcü TV’de katıldığı Aklın Yolu programında dikkat çeken iddialarda bulundu.
Ertürk, 1500 Arap kökenli kişiye Kayseri, Konya ve Kocaeli’nde ücretsiz 2+1 evler verileceğini, tüm masrafların AFAD tarafından karşılanacağını söyledi.
DEVAM EDİYOR ERTÜRK PAŞA…
“400 aile demek yaklaşık 1500 kişi demek. İki hafta bir zarf içinde para veriliyor. Kılık, kıyafet, ayakkabı getiriyorlar. Kurban Bayramı’nda etler.
Hatay’a yardım eli göstermeyen AFAD, Filistin’e gösteriyor. Kardeşim zengin Arap ülkeleri var, onlar göstersin.
Daha bitmedi, Kocaeli, Konya ve Kayseri’de, üç vilayette 2+1 evler verecek. Evlerin su, doğal gaz, elektrik masraflarını AFAD ödeyecek.
Evin tüm mobilyalarını da dayayıp döşeyecek. Hatay deprem bölgesinde, acılar içinde bunu yapıyorlar.”
Peki bunlara ne buyrulur?
Çifte standarda devam.
Kendi vatandaşına yok, ama başkalarına var.
BU DA BİR BAŞKA ÇELİŞKİ DEĞİL Mİ?
Cumhurbaşkanı Erdoğan “Filistin devlet başkanı Mahmud Abbas’ı Türkiye’ye davet ettik.
Davet ettiğimiz halde gelmeyen Abbas kusura bakmasın, ama bizden özür dilemesi lazım!”
Peki o Abbas ne diyor?
“Doğu Türkistan meselesi Çin’in terörle mücadelesidir.
Filistin hükümeti olarak Çin’in bu mücadelesini her zaman destekliyoruz.”
Ardından Erdoğan Rize’de “Karabağ’a Libya’ya girdik, gerekirse İsrail’e gireriz!” diyor.
Galiba 2012 yılında Emevi camiinde Cuma namazı kılacaktık.
10 Milyondan fazla Suriyeli Türkiye’de namaz kılıyor.
EN KOLAYI YALANLAMAK!...
Siz çıkıp bunu çatır çatır yalanlayabilirsiniz.
Önemli olan bu tür haberlerin yalanlanması değil ki.
Finalde doğru olup olmadığı.
Zaten Türkiye’de yapılan tek şey.
Doğruyu yalanlamak ve iftira boyutunda tepki göstermek.
Hepsi bu.
Peki biz bu 300 bin sığınmacıyı ne yapacağız.
Maazallah adamlar birleşseler ve ilimizde geçtiğimiz günlerde yaşanan kalkışmanın farklı boyutları ilimize sirayet etse ve günlerce sürse Kayserili ne yapacak?
