26 Mayıs 2022 Perşembe günü İstanbul'da oynanacak Türkiye Kupası final maçının heyecanı iyice sardı şehirleri. Sardı sarmasına ama geçmişte yaşanan “olayı” bilmeyenler de yalan yanlış, eksik bilgiler yayıyor etrafa… Gençlerin çoğu o dönemi yaşamadığından, haklı olarak yazılanların, çizilenlerin etkisinde kalıyor…
***
Dönemi yaşayan biri olarak bazı uyarılar, bazı anımsatmalar yapmak istiyorum. “Durumdan vazife çıkartmak isteyenlerin” gazına gelmesinler. Olay çıkartmak isteyenlere bir iki sözüm olacak. Umarım dikkate alırlar…
***
İki güzide ve kardeş kentin yaraları kapanmışken, bunu tekrar kaşımaya çalışanlara alet olmamak; ekmeklerine yağ sürmemek gerekir. Bu konuda, özellikle belediye başkanlarını ve yetkilileri uyarıyorum.
***
İşi, tabiri amiyane ile “sidik yarışına!” döküp, açık artırmaya çıkartıp, düğünde takı takıyor gibi; “şu kadar otobüs bizden!”; “İstanbul’a çıkartma yapacağız!” türünden açıklamalardan mutlaka kaçınması, otobüslerin stada yakın bir yerde durmaması gerekir.
***
İkincisi, yol boyu konaklama yerlerinde gidişte ve özellikle dönüşte, tedbir almak gerekir. Bunu da güvenlik güçlerine anımsatırım… Buraları, tahriklere açık alanlar.
***
Maç öncesi, “yazan-çizen” dostlarımız da çok dikkatli olmalı. Tahrike neden olabilecek yazılar yazmamalı. Telafisi mümkün olmayan olaylara neden olursunuz, bizden haber vermesi.
***
Sizleri, yarım asır öncesine götüreceğim, şimdi ismi tarihe geçen, yerinde devasa bir AVM bulunan Kayseri Atatürk Stadı’na… Olayı anımsamakta yarar var…
***
17 Eylül 1967'de Kayserispor ve Sivasspor takımları arasındaki maçta çıkan, 43 kişinin ölümü, yüzlerce kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan tribün olayları bizleri sonsuz acılara gark ettiğini unutmayalım.
***
Olay, merhum kaptan Oktay’ın (Aktan)’ın 20. dakikada attığı golle Kayserispor'un 1-0 öne geçmesi ile başladı. İki takım taraftarları arasında maç öncesinden beri gerginlik yaşanıyordu. Bu doğru… Keşke iş sadece gerginlikle sonlansaydı ama olmadı.
***
Karşı açık tribün Sivaslı taraftarlara ayrılmıştı. Maçın gergin geçeceği bir önceki günden belliyken dönemin vali ve emniyet müdürü bir rivayete göre, maç saatlerinde Gesi tarafında bir ziyafettelermiş. Gol sonrasında, kimin attığı bilinmeyen bir taş, Kayserili bir çocuğun kafasını “yarmış”. Bu ise olayın fitilini ateşlemiş…
***
Bunun üzerine, stat dış açık tribün tarafında bekleyen, çoğu çocuk tarafından atılan taşlar yağmaya başlamış. Paniğe kapılan Sivas taraftarları, çıkış kapısına hücum etmişler. Hatırlanırsa, büyük bir demir kapı ile sağda solda tuvaletler vardı… Kapıdan itfaiye araçları bile girerdi.
***
Kapı içe açıldığı için, yığılan insandan açabilmek mümkün değil. Tuvaletler dahi dolmuştu. İzdiham sonucunda ezilme ve havasızlıktan boğulma sonucunda 43 vatandaşımız hayatını kaybetmişti. Onlarca da yaralı…
***
Demem o ki; bir karşılıklı çatışma, kavga falan yok… Dışarıdan atılan taşlar ve haklı olarak bunun yarattığı panik var… Hatta olayın bu şekilde sonlandığını bilmeyen çok seyirci, feci durumu akşam haberlerinden öğrenmiş.
***
Atılan taşları mazur göstermek için söylemiyorum ama bir şeye dikkat çekmek isterim… İnşaat ve mimarlık mekteplerinde, tasarımında, yoğun insanların bulunduğu binalarda, ana kapıların dışarı açılması gerektiğini hocalarımız, “bismillah!” der demez öğretirler. Tabii, stadın proje müellifi nasıl çizdi bilemem ama uygulama böyleydi, kapılar hep içeri açılıyordu…
***
Sivas-Kayseri dostluğuna zarar getirmeyecek bir maç olması en büyük emelimiz. İç içe girmiş, et-tırnak olmuş iki kente de bu yakışır. Kimin kupayı alacağı elbette önemli ama bundan daha da önemli olan “dostluklardır”. İki tarafa da başarılar diliyorum…


