KADİR DAYIOĞLU


KARI KOCA

Karı, koca zemherinin çat ayazında, lapa lapa kar yağarken, oturmuşlar, karşılıklı kahvelerini içiyor… Tabii, “geyik” de yapıyorlar, kahve içerken… Eski günleri anıyorlar. Laf lafı açıyor, eski defterler karıştırıyorlar.


Karı, koca zemherinin çat ayazında, lapa lapa kar yağarken, oturmuşlar, karşılıklı kahvelerini içiyor… Tabii, “geyik” de yapıyorlar, kahve içerken… Eski günleri anıyorlar. Laf lafı açıyor, eski defterler karıştırıyorlar. Bir ara koca;

- Şansız adamım vesselam!.. Şöyle bir, içesine, “dört çeker Jaguar”lı eş bulamadım. Etraf, marka giyimli, “dört çeker jaguarlı” kadınlardan geçilmiyor.

Kadın altında kalır mı?

- Haklısın kocacığım. Ben de senden yana şansızım. “Tripleks villalı” bir herif bulamadım… Oysa, etraf “tripleks villalı” erkeklerden geçilmiyor.

Bir of çekti, dağları yıkarcasına; Herif herif otur oturduğun yerde, seninki de iş mi sanki… Üstelik kırk yıllık mühendissin, keşke “çarşı ağasına” gitseydim; üstüne üstlük etrafın da kırıklarla dolu, bir bokun da yok… 

Bunların da ötesinde, ecdattan kalanı da satıp satıp yedin… Saçımı süpürge ettim senin için… Hayat süpürmekten, kar kürümekten, buz kırmaktan gençliğimi mi bildim?

**

Anlatırlar Kayseri’de… Kız istemeye gitmişler. Hal, hatır; hoş beşten sonra kızın annesi sormuş:

-Oğlunuzun mesleği nedir?

-Mühendis.

Kız annesi;

-Keşke iki yıl daha okusaydı da çarşı ağası olsaydı.

**

Yani sizin anlayacağınız şansız aileyiz vesselam… 

Şanssız aileyiz demekle haksız mıyım, yani?

Şair boşuna dememiş; 

“Bîbaht olanın bağına bir katresi düşmez

Bâran yerine dürr ü güher yağsa semadan” 

Ziya Paşa merhumun, “Terk-i Bendinden” alına ve çok bilinen mısraların anlamı şuymuş: 

“Talihsiz olanın bahçesine bir damlası düşmez,

Yağmur yerine inci ve mücevher yağsa gökten”

**

Bizim kuşak ve eskiler iyi bilir, çarşı ağalarının, kadınların nasıl korkulu rüyası olduğunu. O yıllarda, evlerde pek musluk yoktu. Yaygın mahalle çeşmeleri var… Rahmetli Kavuncu Başkan1950’lerin başında, içme suyu şebekesi yeni yapılıyor.  O nedenle kadınlar, sabah ezanı, gidecek mahalle çeşmesine, güğümleri su ile dolduracak, sonra başlayacak çocukların boklu bezlerini yıkamaya. Bu esnada çarşı ağası gelir ne boklu bez kalır, ne güğüm… Yedikleri “gılgıt” da cabası.

**

Yarenlik karı ve kocadan açılmışken, bir yaşlı karı-koca geyiği daha anlatayım… Bizimkiler yatmış… Ama bir türlü uyku tutmuyor… Sağa dönüyorlar olmuyor, sola dönüyorlar olmuyor… Fasulye, nohut ayıklıyorlar, “uyku muyku” hak getire… Vakit geçsin, muhabbet olsun diye karı kocaya;

**

- Herif herif, şu eskilerden biraz anlatsan olmaz mı? 

Koca da;

- Ne anlatayım hanım? 

Karısı ısrarla aynı soruyu sormuş, koca da aynı yanıtı vermiş… Derken herif sinirlenmiş;

- Avrat avrat, tepemi attırıp durma… Bana bak… Aldığımda kız değildin ama yuttu sanma…

Karı gayet pişkin bir şekilde;

-Oooo… Herif, çok eskilere gittin…

**

Anlatırlar… 

Rahmetli Başkan Çalık, yeni göreve başlayan, bizim nesilden, iki üst görevliyi makama çağırmış… Oturun bakalım demiş… Oturmuşlar, sustalı maymun gibi… Başlamış söze; Bakınız sen arkadaşımın oğlusun, sen de mahalle komşumsun… Unutmayın, siz, “hümâyun” gibi adamsınız, “hümâyun” nasıl leke götürmezse, siz de öylesiniz… Ben bu kadar söyleyeyim, gerisini siz anlarsınız… Hadi gidin, işinize gücünüze bakın.

Umarım, sonraki ve evvelki başkanlar da personeline söylemiştir, bunları.

**

Hoca Nasrettin’e sormuşlar…

-Hocam, tuvalette sakız çiğnemenin dinen bir sakıncası var mı?

-Yok olmaya yok da evlat… Ama gören bir şey yediğini sanır…