KADİR DAYIOĞLU


KARATEPE AÇIKLADI…

Yüzde 50+1 şartını bilerek ve bilinçli olarak getirdik. Bugün tekrar önüme gelse ben yine aynı düzenlemeyi yaparım. Bunun iki önemli nedeni var:


Dün yayınlanan “Hayat ve Hayaller” yazımın bir yerinde; “Çok merak ediyorum, Başkanlık sistemine geçiş hazırlığını yapan hukukçular mesela Mehmet Uçum, mesela Karatepe hocamız, ‘yüzde 50+1’i düzenlerken, böyle bir sonu hiç tahmin edebiliyorlar mıydı?” sorusunu sormuştum. Hocamız; “Köşenizde aynen neşredersiniz memnun olurum” demesi üzerine aynen yayınlıyorum. Hocamızın görüşlerini, iki sözcük düzeltmesi ([]) ile, noktasına virgülüne dokunmadan verdim. Ayrıca; Boldlar bana ait. Görüş ve taktirleri uzmanlara ve kamuoyuna bırakıyorum. 

***

Yüzde 50+1 şartını bilerek ve bilinçli olarak getirdik. Bugün tekrar önüme gelse ben yine aynı düzenlemeyi yaparım. Bunun iki önemli nedeni var”, diyor ve açıklıyor. Metin şöyle: “Üstadım bugünkü yazında 50+1 konusunda Karatepe ve Uçum böyle olacağını düşündüler mi diye soruyorsun. Sorunuzun cevabi kısa ve net: Evet aynen böyle olacağını düşünüyorduk. Düşünme bir tarafa zaten bundan başka türlü olmayacağını biliyorduk.

Yüzde 50+1 şartını bilerek ve bilinçli olarak getirdik. Bugün tekrar önüme gelse ben yine aynı düzenlemeyi yaparım. Bunun iki önemli nedeni var:

1. Demokratik temsil tam sağlansın ve seçimden sonra meşruiyet tartışması olmasın. Bu açıdan bakınca, Tayyip Erdoğan Cumhuriyet tarihinde halk desteği en fazla olan  ve meşruiyetinden şüphe edilmeyen en güçlü devlet başka[n]dır. Bu hüküm sadece Tayyip Erdoğan için geçerli değildir. Milletin ondan sonra da seçeceği her devlet başkanı aynı niteliklere sahip olacaktır.

2. Muhaliflerin tamamı Başkanlık sisteminin bölünme getireceğini iddia ederken, biz siyaseti birleştireceği[ni], derleyip toplayacağını biliyorduk.

Nitekim öyle oldu, düne kadar birbirine selam vermeyenler bugün müttefik oldular. Bunun parlamenter sistemdeki koalisyonlardan üstünlüğü her türlü birleşme ve ayrışmanın seçim öncesinde ve milletin gözü önünde yapılmasıdır. Seçim, temsil gücü yüksek kesin yetkili bir Cumhurbaşkanı, yani hükümet çıkarmaktadır. Güneş Motel benzeri kirli koalisyon pazarlıkları devre dışında kalmaktadır.”

***

Konumuzla doğrudan ilgili değil ama bir parantez açmak istiyorum. Merak ettiğim bir şey var; Biliyorsunuz Karatepe Hocamız, “Tek Parti Dönemi”ni kitaplaştırdı… Tabii, o dönemin yöneticilerini, kurum ve kuruluşlarını çok sert bir biçimde eleştirir. 

***

Mesela,  “İZ Yayıncılık”(ilk baskı 1997)tanıtımda kitap için şu notu düşmüş: “Türkiye'de kurulan tek parti yönetiminin en önemli güvencesi ordu ve bürokrasidir. Devletin resmi kademelerine hakim olan bu iki kuvvet, tek parti düzeninde tasfiyeye yönelik girişimlerden er zaman rahatsız olmuşlardır. 1950'den bu yana yapılan değişikliklerle bürokrasi, tek parti ideolojisine bağlı mütecanis bir kitle olma niteliğini yitirmiş. Buna karşılık orduda henüz köklü bir değişikliğin başladığı söylenemez. Yarım asrı aşan çok partili siyasi tecrübeye rağmen, vatandaş-devlet ilişkilerinde tek parti dönemi düzenleme ve uygulamalarının sürdürmesinde askerlerin, özellikle darbelerin etkili olduğu kuşkusuzdur.”

***

Bakalım; “Yasakları, yoksulluğu ve yoksulluğu” (3Y) kaldırmayı vaat eden bu dönemi de yazacak mı? Yazarsa nasıl yazacak?

***

Mesela bu dönemde, bürokrasinin mütecanis olmadığını mı; valilerin partinin değil devletin valisi olduğunu mu: üst düzey sivil ve adli bürokrasinin toplumun her kesiminden gelen insanların görev aldığını mı, yazacak? Yani, yönetimde “hesap verebilir, çoğulcu ve katılımcı” bir iklim yaratıldığını, ordunun artık darbe yapma noktasından çok uzak olduğunu mı söyleyecek? Yoksa, bir siyasal iktidar, elbette kendisine yakın insanlarla çalışacak mı, diyecek? 

***

Yok, bunu diyorsa bu hakkı neden “Erken Cumhuriyet Dönemine(Tek Parti) vermiyor. Yeni bir “ulus devlet” kurma peşinde olanların elbette; “devrimlere inananlarla” çalışacaktı.  Elbette Rıfat Börekçi Hoca’yı Diyanet İşleri Başkanı yapacaktı, İskilipli Atıf Hoca’yı değil… Kusura kalmayın, benzeri bir uygulamayı da siz yapıyorsunuz. Sizden olmayana, “gül koklatmıyorsunuz?”

***

Mesela, Hocamız yazarken, altına imzamı atacağım, “liberal demokrasi” soslu, “amasızancaksız, fakatsız” özgürlükler vaat eden, “2002 AK Parti Programını” önüne koyacak mı? Merak ediyorum… Tabii, 2023 yılında, bu “Programın” neresinde olduklarını da… Umarım, ben, yaşarken yazar da görürüm…