“Karakışa” girdik. Önümüzde doksan gün kış var… Buna, “90 taşı” derdi eskiler. Karakışı, “zemheri”, onu da “gücük” takip edecek. Kış sezonu, 13 Mart’ta bitecek ondan sonra “sayılı günler” gelecek. “Mart dokuzu”, “dokuzun dokuzu”, “abdul beşi”, “illâ on beşi”, “Mayıs dokuzu” derken 21 Haziranı bulmadan yaz gelmeyecek. Sonra, iki ay etkin yazımız olacak. Ağustosun yarısı yaz yarısı da kış olarak geçecek. “Ağustosta suya girsem balta kesmez buz olur!”, herhalde bunun için yakılmış.
Tabii, karakışa, ekonomi de krizin de ötesinde buhranla girdik. Bunun geleceği, 2016’lardan belliydi. Savurduk paraları, taşa, toprağa, betona, asfalta… Bunu yaparken de; “Bas bas paraları Leylâ’ya, bir daha mı geleceğiz dünyaya!” şarkısı söyledik.
İyi anımsarım… Yine o yıllarda, “papaz-mapaz”, “Tramp-mıramp” yokken, bir “ekonomi kitabı” dahi yazamayan Kesiciler’den, Eğilmezler’den, Cansen’lerden, Korkmaz’lardan esinlenerek şunu demiştim, defalarca: Eski krizler “V” şeklindeydi, “vurdu-çıktı”. Şimdi ki ise “L”ye benziyor, “vuracak” ama ne zaman yukarı çıkacak belli değil…
Piyasalar “allak-pullak”. Kimse önünü göremiyor; “öngörülebilirlik” ortadan kalktı. Buna, “ekonominin karakışı” da diyebiliriz. Unutmayın arkasından zemheri geliyor.
Geçen gün dolar, 14,85 tl’yi test etti… Merkez Bankası 2,5 milyar dolar sürdü piyasaya.. İki hafta içinde dördüncü müdahale. Oysa yetkililer, “döviz fiyatı bizi ilgilendirmiyor!” demişti. Son müdahale bir lira geriletti. Yazarken, yine 14 lirayı aştı.
Diyeceksiniz ki, birkaç yıl önce, 128 milyar dolar ile ateşi sönmeyen dövizin, piyasaların ateşini, birkaç milyar dolarla söndürebilir misiniz? Tabii, bunun yanıtını evvelemirde, “Ekonominin kitabını yazanlar” verecek.
Tabii, bu iniş ve çıkışlardan, doları 14.85’ten satıp, bir gün sonra 13,85’ten alanlar vuracak. Bu şanslılardan birisi, herhalde ben değilim. “Mandacılar”, “iç ve dış düşmanlar”, “kökü dışarıda” köksüzler. Allah’tan, çiçeği burnunda Maliye Bakanı Nebati, kötü gidişin nedenini “dış güçlere” atmadı… “İç ve dış düşmanları” akladı.
Büyüğümüz Numan Kurtulmuş’un ifadesi ile “içki masasında” memleket kurtaranlar ortalığı karıştıranlar. Eeee… Öyledir! “İki ayyaş” da içki masasında kurmamış mıydı Cumhuriyeti; devrim yasalarını yapmamış mıydı, içki masalarında? İşte “iki ayyaşın” torunları, şimdi de dövizle, borsa ile oynayıp duruyor.
***
Neyse, “içki masasında” ahkam kesenleri, akıl verenleri bir yana bırakalım, Kayseri’de, karakışa nasıl girdik ona bir bakalım: Tabii, Kayseri gündeminden düşmeyen iki konu var; Kayserispor ve Kayseri OSB…
Birkaç yıl önce, Kayserispor ile ilgili suç duyurusu yapılmıştı savcılığa… Herhangi bir sonuç yansımadı kamuoyuna… Yok, “soruşturma” için “gizlilik kararı” alındıysa bilemem. Umulur ki, suç duyurusunda bulunanlar, “fikri takip” içerisindeler. Yok, bir takım sonuçlar alındıysa, kamuoyu ile paylaşmalarını bekleriz…
Beyler beyler, ortada gezen “alacak-verecek” meblağı öyle “çerez parası”, “bahşiş” gibi değil… Biri diyor ki: “Onlarca milyon” alacağım var; “onlarca milyon” kredi kullandırttım Kayserispor’a, sahibi olduğum kurumdan… Baba, oğula vermez bu parayı? Ne için verilir bu paralar? Çok merak ediyorum.
Mesela, ortada dönen rakamlar, maliyeyi hiç mi ilgilendirmez? Mesela, bir bakkalın defterinde kayıtlı üç-beş kuruşu inceleyen maliyenin, havada uçuşan “onlarca milyon lira” ilgi alanlarına girmez mi?
Hatırlıyorum. Merhum H. Ali Kilci, KTO Başkanı olduğu sırada Oda’dan, Kayserispor’a, hem de kayıtlı bir biçimde verilen 50 bin lira için sorguya çekilmiş, zimmet çıkartılmıştı. Sonuç ne oldu bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var, eşzamanlı, diğer ODA ve OSB’den verilenler için es geçilmişti.
Benzeri bir olayı, Kayseri OSB’de yaşadık. Başkan Tahir Nursaçan, “suçlanarak” görevden alındı. Yerine kayyım atandı. Hatta selefi Hasyüncü; “yanına bol bol tesbih al. Kodeste işine yarayacak!” türünden laflar da etmişti. Akabinde ve detayında konu mahkemeye intikal etti. Gidişata bakınca, konu soğumaya alınmış gibi.
Derken, Olağan Mali Genel Kurul’da Nursaçan aklandı. Peki, mali açıdan suçlanan Başkan, aklanınca görevi geri alması gerekmez mi? Evet. Alması ya da görevin iade edilmesi gerekir. Ama olmadı. Kim bilir belki de; “Sen, durduğun yerde dur, ağzını açma, görevi falan da isteme!” dedi birileri.
Tabii taktir Nursaçan’ın… Akıl vermek haddime değil. Kendim için konuşuyorum, lütfen alınmasın. Olay benim başımdan geçse, kıyameti kopartır; “tespih” tavsiyesinde bulunanlar da dahil, herkesle mücadele ederdim. Öyle ya; “Olağan Mali Genel Kurul”da aklandım.
Evet. Bu kentte; “garibülacayip” denecek türden olaylar cereyan ediyor. Sanırım, “görülmeyen bir el” devreye giriyor, taraflar arasında “sulh çubuğu” yakıyor… “Oturun oturduğunuz yerde. Zaman birlik ve dirlik zamanı!”, diyor. Unutmayın, araya giren işin künhüne vakıf olmasa, araya girmez. Konunun iki ucunun da açık olduğunu biliyor.
Ya hu, sonuçta “sulh çubuğu” yakılacaksa, ne diye kamuoyunu meşgul ediyorsunuz ki? Bu dönemde Kayseri, zannımca; “karara” bağlanan, takipsizlik kararı verilen, tozlu raflara kaldırılan bir dizi “dosya” ile anılacak.
Haydi hayırlısı, diyelim!..


