Önce haberi paylaşalım, sonra değerlendirmemi vereyim… “Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Kaftancıoğlu’na 5 ayrı suçtan verilen 9 yıl 8 ay 20 günlük hapis cezasının 4 yıl 11 ay 20 gün olan bölümünü onadı. Yargıtay, Kaftancıoğlu’na iki suçtan verilen 4 yıl 2 aylık hapis cezasını ise bozdu.”
Kaftancıoğlu’nun sosyal medya paylaşımları nedeniyle ”kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret”, ”Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılamak” ve ”Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlarından verilen cezaları onandı. Bu yetmiyormuş gibi, bir de “siyasi yasak” da getirildi.
***
Hangi dönemde? “3Y”yi yani “Yasaklar, Yolsuzluk ve Yoksulluğu” kaldırma vaadi ile iktidar olan AK Parti döneminde…
***
Kimin döneminde? Şiir okudu diye Belediye Başkanlığından alınan, “Bir daha muhtar dahi olamaz!” denilen Sayın Erdoğan iktidarında… İnanın siyasal tarih, bunu böyle yazacak. Peki, “Tek Parti Dönemi”ni yazan Şükrü Karatepe Hocamız bu dönemi nasıl yazacak, çok merak ediyorum.
***
Tabii, bilinen bir şiiri okudu diye “siyasi yasaklı” hale gelen, başkanlıktan düşürülen Tayyip Beyin, Kaftancıoğlu karar ile ilgili ne düşündüğünü de… Öyle ya, “halden anlayandır!” diye düşünüyorum.
***
İnanı, bu ülke mezarlıkları, siyasi yasaklılarla, kapatılan siyasi partilerle dolu. Bu hal, demokrasi adına, çağdaş Türkiye adına üzüntü verici. Umut kırıcı; umutları yok edici bir hal. İnanın, uyandığım her sabah, bir umut penceresinin daha kapandığını görüyorum. Bir ayağımız çukura yaklaştı. İnanın geleceğe yönelik bir umut kırıntısı bile kalmadı, ben de…
***
Yirmi yıllık siyasi deneyim bize şunu gösterdi: AK Parti’nin bireysel hak özgürlük anlayışının “türban, Kur’an kursu, İmam Hatip” ile sınırlı olduğunu… Demek ki, verilen tüm mücadeleler kamusal alanda “türban serbestisi” ile ilgiliymiş.
***
İşin acı tarafı, o gün, “başörtüme dokunmayın!” diye haykıran “benim bacılarım”, bugün yaşam alanına “kılık ve kıyafetine” dokunulan “hemcinslerine” sahip çıkamıyorlar. “Dokunmayın onların hayatına!” diyemiyorlar. Yani “benim bacım”, “üttük oynamıyorum!”, diyor. Herhalde tarih bu süreci çok acı yazacak.
***
Çok acı, çok acı bir deneyim… Ama iyi oldu; kimlerin özgürlüklerden ve ne bir tür özgürlükten yana olduğu görüldü. Ülkenin bunu yaşaması gerekirdi. Ne demek istediğimi, “yok böyle bir şey, biz 2002’de durduğumuz yerde duruyoruz!” diyen varsa, “amasız, ancaksız”, “2002 Parti Programı”nı mutlaka okusun.
***
Kaftancıoğlu kararına karşı, AK Parti savunması çok ilginç. Hafızaları zayıf değilse, “kulak üstüne yatma!” derler buna.
***
Ne diyorlar? “Yargı bağımsız”, “Kararı bağımsız mahkemeler veriyor, saygı duymalıyız!”, “Hukuk devletiyiz!” falan… Peki, Tayyip Bey ve Karatepe’yi başkanlıktan düşüren, bunlara “siyasi yasak” getiren, partilerini kapatan de bağımsız mahkemeler değil miydi? Şayet onlar değildiyse, bugünküler de değil…
***
Bu neye benziyor, biliyor musunuz? “İki kere iki kaç eder?” diye sorana; “Alırken mi yoksa satarken mi?” sorusu ile yanıt vermeye. Ya da yerel amiyane tabirle; “Üttüm oynamıyorum!” diyor.
***
Taktir edersiniz. Siyaseten bu yol çok tehlikeli bir yol… Bu mantık geçerli olduğu sürece, yol olur ve üstünden geçen de çok olur… O nedenle derler ki; “Bir kere yol olmaya görsün. Üstünden çok geçen olur?” Herhalde, ne demek istediğimi anlamışlardır.
***
Evet. Olay, sekiz dokuz yıl önce atılan “twit”lerle başlıyor. O gün harekete geçmeyen yargının, nedense, Kaftancıoğlu CHP İl Başkanı olunca; İstanbul seçimlerini İmamoğlu “iki kez” kazanınca; İstanbul’un büyük rantı elden uçup gidince akıllara geliyor. Yargı süreci, “twit”in atıldığı başlasaydı, uzun boylu bir şey denemezdi ama neden beş-altı yıl beklendi. Sizce bir gariplik yok mu bunda?
***
Hal böyle olunca, anında işlem yapılmayınca, zaman geçince, tozlu raflar arasında bulunan bilgiler harekete geçince, doğal olarak bu süreç hukuki değil siyasidir, hukuki prosedürlere uygun olsa da… Tabii, şu da aklı geliyor; tozlu raflarda bekleyen acaba daha kaç dosya var ve bunlar kimlere ait?
***
01 Haziran’da, YSK üyelerine hakaretten yargılanan, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu için karar verilecek. Sıra onda mı acaba? Karar, İmamoğlu aleyhine çıkar, İmamoğlu’nun Başkanlığı düşer ve siyasi yasaklı haline gelirse hiç şaşmam…
***
Valiliklerin etkinlikleri yasakladığı, siyasi mitinglere izin verilmediği, siyasilere ve basın mensuplarına acımasızca dayak atıldığı, insanların tehdit edildiği, kadınların kılık ve kıyafetlerinin gündeme geldiği bir süreçte, olacaklara hayret etmeyin…
***
Dostlar… Çok söyledim… 78’e merdiven dayadık. “Bağı dehrin hem hazanın ve hem de baharını gördük!”. Liderlerin, siyasi partilerin nasıl çıkıp, indiklerini de… Tarih sahnesinden nasıl silindiklerini de…
***
Bunun en önemli nedeni, liderlerin ve siyasi partilerin demokratik siyaseti, hukuk devletini, bireysel hak ve özgürlükleri yeterince özümseyemediklerinden kaynaklanıyor.
Ama şunu unutmayın: Siyasi yasaklı hale gelenlerin, “küllerinden yeniden doğan”, Simurg (Zümrüd-ü Anka, Phoenix) kuşu gibi, yıldızlarının parladığının örnekleri ile dolu siyasal tarih.
Yine şunu unutmayın; denge ve denetimin olmadığı ülkelerde siyasi liderler, en büyük ve geriye dönülmeyen hatalarını, en güçlü olduğu anda yaparlarmış. O nedenle, “şafağa en yakın zaman, gecenin zifiri karanlığı!” benzetmesi sık sık kullanılır, siyasal jargonda…


