KADİR DAYIOĞLU


İNÖNÜ ATATÜRK’Ü ANLATIYOR

Evet, Milli Mücadele’nin “diktatörü” böyle, “bürokratı” böyle. Nokta…


Bugün 30 Ağustos… Büyük zaferin yüz üçüncü yıl dönümü… Günümüzde Damat Ferit’in, Dürrizade’nin, Mustafa Sabri’nin torunları, yok saysa da, yok saymaya devam etse de “Büyük Gazi” bu milletin gözünde, gönlünde var olmaya ve hem de artarak devam edecek. Bunda kimsenin kuşkusu olmasın. 

***

“Daha nice yüzyıllara!” diyerek, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılığımı tekrarlıyor; bu coğrafyayı bizlere vatan yapan Atatürk ve arkadaşlarını özlemle, minnetle anıyorum. Ruhları şâd olsun. 

***

Bu vesile ile Mustafa Kemal Paşa ile ilgili iki anekdot veriyorum. Bakınız; “diktatör” denilen bir lider, diğerlerine benziyor mu?

***

Merhum Abdi İpekçi’nin, “asker kaçağı!” rahmetli İsmet Paşa ile yaptığı söyleşiyi, “İnönü Atatürk’ü Anlatıyor” isimli kitapta toplamıştı. Yaz boşluğunda bir kez daha okudum. Bu vesile ile anılan kitaptan bir bölüm aktaracağım. 

***

Merhum Paşamız, neden Başbakanlıktan ayrıldığını anlattığı bölümde bu anekdotu vermiş. Paşamız; 

Atatürk ile birlikte çalışmamızı iki ayrı devrede izah edebilirim. Başlangıçtan hastalığına kadar şöyle olmuştur: Akşamları bir araya gelir, toplanırız. O coşar, biz coşarız. Meydan okuyucu birtakım konuşmalar olur. Hepimiz katılırız buna... Atatürk dahil, şöyle yapalım, böyle yapalım diye birtakım kararlar alır ve gece geç vakit dağılırız. 

***

Ertesi sabah uyanınca düşünürüm: Dün akşam birtakım şeyler konuştuk, birtakım kararlar aldık... Hemen kalkar, Atatürk'e giderim. Onu yatakta iken uyandırırım, oturup konuşuruz. Söylerim: "Dün akşam biz yine coştuk, şunu yapalım, bunu yapalım diye kararlar aldık. Ama olacak şeyler değil, nasıl yapacağız?" "Canım sen bildiğini yap" der bana...

***

Sonra bir devir oldu... Yine aynı şekilde akşamları toplanıp alınmış kararları ertesi sabah görüşmeye gittiğimde artık "Sen bildiğini yap" demiyordu. Israr ediyordu bu sefer... Asabileşiyordu...

***

Esaslı bir değişiklik olmuştu Atatürk'te... Doktorlarına sordum. "Hastalığın bir safhasıdır bu..." dediler. Yani demek istediğim şudur ki, Atatürk'ün sıhhati ciddi olarak bozulduktan sonra sinir hakimiyeti, sinir sükuneti zayıflamıştı. Bu, birlikte çalışmalarımızı etkiliyor ve etrafında telkinler yapanlar için ümitli bir hal yaratıyordu.” (Birinci Basım Cem Yayınevi, 1968)

***

Evet; tekrar soruyorum: günümüzde “Sen bildiğini yap!” diyen bir amire, rastlamak mümkün mü acaba?

***

Bir “bildiğiniz gibi yapın!” hikayesi daha. 

***

Biliyorsunuz; AK Parti’nin ilk yıllarında, Ankara-İstanbul arasında, mevcut demiryolunda, seyir hızı artırılmak istenmişti. İstenmişti ama hız artırılınca Adapazarı, Pamukova/Mekece civarında bir kaza olmuş, onlarca (41 kişi) kişi hayatını kaybetmişti… Hatırladınız mı? 

***

Kazadan bir hafta kadar öncesi, “hız artırım!” talimatını duyan Demiryolcu, İşletmeci, mühendis Suat Hastorun abi, “Dayıoğlu… Bu emir, bir felaket, habercisi… Kaza da kaçınılmaz, zira bu yollarda bu hız yapılamaz!”, demişti… Suat abi gibi entelektüele ve mühendise çok az rastlanır. Benim, bilgi kaynaklarımdan birisidir… Keşke üniversiteler ve belediyeler, abim ile bir söyleşi yapsa ve arşivlerine koysalar.

***

Ben de yazmıştım. “Taktiri İlâhi” gereği, kaza olmuştu, bir hafta kadar sonra… O sırada bir de anekdot vermiştim yazımda… Mustafa Kemal cephede… Trenleri sevk ve idare eden de Behiç Bey (Erkin), demiryolları umum müdürü… Erkin, Kayseri ve Civarı Elektrik TAŞ’nin “İmtiyaz Mukavelenamesi” ile ilgili Kararnamede, Nafia Vekili olarak imzası bulunan kişi… 

***

Gazi’nin yaşça büyük arkadaşı, Kurmay Albay… Sonra, İkinci Harp sırasında Paris Büyükelçisi… İstiklal Harbi kahramanlarından Erkin’in hayatını torunu Emir Kıvırcık, mutlaka okunması gereken, “Büyükelçi” kitaplardan… Yerli ve yabancı devlet arşivlerinden, dedesinin günlük notlarından hazırlamış. Bazı alıntılar Ekşi Sözlükten. Mutlaka okunması gereken bir kitap. Diğeri de Behiç Beyin anıları. 

***

Paris büyükelçisi Erkin, Türk vatandaşı olan ve olmayan Yahudileri Nazi soykırımından kurtarmak için çok gayret gösteriyor. Binlerce insanın canını kurtarıyor. Fransa’yı işgal eden Hitler’e ve Nazi işbirlikçisi Fransızlara karşı çıkıyor; dünyaya insanlık dersi veriyor. Fransa’da yaşayan ve soykırım kurbanı olacak 20 bin’e yakın Yahudi’ye Türk vatandaşlığı belgesi verip canlarını kurtarıyor. Neyse!..

***

Gazi, bir “emir!” gönderiyor, Behiç Bey’e… Mealen şöyle; “Bu sevkiyat hızı ile harbi kazanmamız çok zor… Nokta! O nedenle insan ve mühimmat taşıma hızının artırılması gerekmektedir… Nokta! Emrin yerine getirilmemesi halinde, yetkililer Divanı Harbe sevk edilecektir… Nokta!

***

Behiç Bey’in, cevabı yine mealen şöyle: “Emir alınmıştır… Nokta! Ancak, demiryolunun fiziki şartları, hız artırımına imkan vermemektedir… Nokta! İkinci bir emrinizi bekliyoruz… Nokta!

***

Gazi’nin cevabı üç kelime: 

“Bildiğiniz gibi yapın…” Nokta…

***

Evet, Milli Mücadele’nin “diktatörü” böyle, “bürokratı” böyle. Nokta…