Telefon, internet ve diğer iletişim hizmetlerini özelleştirdik… Güya, altyapı hızla yapılacak; hizmette kalite, kalitede süreklilik gelecekti. Nerede? Gün günü aratıyor, sıkıntılar…Şehrin merkezine on kilometre uzaklıktaki HisarcıkKetenlik’te, ismi lazım değil servis sunucunun, cep telefonu ile kesintisiz konuşabilmek zor… Belli ki, baz istasyonlarının kapasitesi yeterli değil ya da sinyal zayıf. Belki de ikisinde de sorun var.
***
Bir de bakmışsınız sinyal gidiyor, konuşma kesiliyor, tekrar geliyor; tekrar gidiyor… Defalarca ve yıllarca “hizmet aldığım” firmayı uyarırım, hepsinin kaydı var… “Kös dinlemiş” gibiler. Ben sıkılmaya başladım, aramaktan, derdimi anlatmaktan. Onlar ise ne utanıyorlar ne sıkılıyorlar…
***
Bir kere abone oldunuz kolunuzu kaptırdınız… Gövdenizi de almak istiyorlar. Kaliteli hizmet sunmak umurlarında değil. Öyle ya; “kaz bir kere girdi kümese”, yolarlar mı yolarlar artık… Kamu da aldığı kallavi verginin peşinde; kaliteli hizmet umurunda değil; ahalinin de ilgi alanı dışında.
***
Telefon böyle de; internet hizmetleri nasıl? Al birini vur öbürüne… Birbirlerinden farkları yok; ikisi de “Osmanlı Bankası!”
***
Diyeceksiniz ki, bir başka operatör seç. Haklısınız ama eskisini arar duruma geliriz endişesi taşıyor, “lâhavle!” diyor, bizi yönetenlerin insafına, izanına bırakıyorum… Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ne iş yapar? Çok merak ediyorum. Tabii, istisnasız, anlı şanlı milletvekillerimiz de…
***
Hükümet ise, “folluğa” dönen kamu bütçe açıklarını kapatabilmek için, iletişim hizmetlerinden vergi üstüne vergi alıyor. Ama bir yetkili çıkıp da; “Ey benim muhterem ahalim, durumunuz nedir, ne haldesiniz?” diye bir çift kelam saf etmiyor. Ne diye etsinler ki; bu kadar duyarsız topluma ne verirsen, “kabulüm!” diyor…
***
Bu kadar gelir, bu kadar kazanç karşısında, bari altyapıyı kaliteli hale getirseler. Ne gezer… Ha bire fatura kesip para alıyorlar… Herhalde, dünyanın niteliksiz, kalitesiz telefon ve internet hizmeti alan ülkeler arasındayız.
***
“Et tekrar uahsen velevkâne yüzseksen!”yani“yüz seksen kez de olsa tekrar iyidir!” kavline sığınarak ama iyice “kabak tadı veren”, KıranardıÖzküz Çukuru Göleti’nden söz edeceğim. Bu gölet, Koçdağ’ı tarafında, Tekir yerüstü sularını toplamak ve bu havzada (Hisarcık/Kıranardı) bulunan bağ/bahçe sulama suyunu temin amacına yönelik, DSİ 12. Bölge tarafından yapıldı…
***
Neredeyse başlayalı on beş yıl, biteli on yıl geçti, bir buçuk milyon metreküplük, küçük bir su yapısı için… Ama o gün bugündür, su tutmuyor… DSİ, ne yapsa başarılı olamadı. Bilgisizlikten mi? Hayır… Deneyimsizlikten mi? Hayır… Kusura kalmasınlar, Hem DSİ’nin ve hem de yerel siyasilerin ilgisizliğinden; işin önemini kavrayamayışından sorun çözülemiyor.
***
DSİ’yi, sanırım, parasal imkansızlıklarköklü bir çözüme götürmüyor.Peki, DSİ’yi motive edecek, para temini için Merkezi sıkıştıracak yerel muhalif siyaset ne yapıyor? Onlar da kuş uçuruyor… İnanın, “göv ciğerim göverdi!” anlata anlata. Ya ben anlatamadım önemini ya da ilgili belediyeler anlamadı…
***
Her yıl olduğu gibi, geçen yıl da sızdırmazlık çalışmaları yapıldı… Yine su kaçırıyor… Yapılacak şey şu: Başkanımız BüyükkılıçDSİ Bölgeile temasa geçecek. Konuyu masaya yatıracaklar. Burada çözülebilecekse, yerinden çözülecek. Yok, “para”yaya da “olur”aihtiyaç varsa, DSİ Genel Müdürü’ne gidecek, konunun hallini isteyecek. “Yok, muk!” derlerse, “ipe un sererlerse”, yumruğunu masaya vuracak. Genel Müdüre; “Ya hizmet anlayışını ya da adresini değiştir!”, diyecek.
***
Bu sorunun, iş bitiminden beri devam etmesi, çözümlenemeyişi, çok ayıp. İnanın, ülkemizin gözde kuruluşu, DSİ’ye ve “referans” olduğunu iddia eden Büyükşehrimize yakıştıramadım, doğrusu…
***
Memduh Başkana bir anımsatma yapayım. Selefiniz merhum H. Mehmet Çalık, kanalizasyon yapılmasına karar verir… Yıl, 1960’lar… Fakatİller Bankası, bir sürü gerekçe ileri sürerek, “yapılamaz!”dedi. Bunun üzerine rahmetli Çalık; “Ben yapayım da siz görün!”restini çeker; Belediye imkânları ile işe koyulur.Çalık karşıtları ve karşıt partililer de çok uğraştı, “yapılmaması!” için… Hikâyesi ise çok uzun… Bir başka zaman anlatırım.
***
İşte, Kayseri kanalizasyonunun hikâyesi de, ana hattın ve şehir içine girişinin yapımı da böyle başlar. Sonra, şehir imara açıldıkça, çorap söküğü gibi geldi. Bugün, Tekir, Hisarcık vs. kanalizasyona kavuştu.
***
İller Bankası“ret yazısı”, Belediye arşivlerinde var. Karşılıklı yazışmaları kitabıma aldım. İnanın, bu anekdotu“nipet” olsun diye vermedim. Bir konuya açıklık getirmek için verdim. Az çok, bürokrat davranışını bilirim… İp atlatmak isterler siyasilere…
***
Yani, havza habitatı için önem arz eden bir konu, “kabak tadı!” vermeye başladı. Ama yine tekrar ediyorum… Bölge ahalisi, siyasiler ve özellikle ilgili belediyeler bunun bilincinde değil… Soruyorum Memduh Başkanıma; Değerli Başkanım, Erciyes tesislerinin içme, kullanma ve sulama suyunu nasıl temin edeceksiniz?
***
Havza sularının korunması; etkin ve verimli kullanılmasından başka seçeneğiniz yok. Kaynaktan son sulama noktasına kadar iletim ve dağıtım sistemini rehabiliteetmeniz gerekir. Yoksa yüzlerce metre derinlikten pompa/terfi ile su temin etmek zorundasınız. Tabii, su bulabilirseniz. Zira bölgenin jeolojik yapısının buna imkan vermeyeceğini, bilenler söylüyor…
***
Çok anımsattım… Bir hatırlatma daha yapayım… Tekir Göleti devreye alınalı, kırk yılı aşkın bir süre geçti… Haliyle, gövde teresübatla doldu… Aktif hacım azaldı… O nedenle, nasıl yapılır bilemem. İşin uzmanı DSİ ile temasa geçip onlardan bilgi ve teknik yardım/destek alıp bir temizlik yapılmasında yarar var. Bir de bakmışsınız, yirmi yıl sonra gölet diye bir şey kalmamış; bataklık bir alanına dönmüş… Bu, tehlikeye de dikkat çekmek istedim.


