Notlarımın arasında Hoca ile Çekirge arasında geçen bir diyalog dikkatimi çekti. Tekrar okudum… Ne yazık ki kaynağını not almayı unutmuşum… Hikâyeyi yazandan özür dileyerek sizlere aktarmak istiyorum, ilavelerle…
***
Olay Çin’de geçer… Ülkemizle, şehrimizle ve günümüzle hiç ilgisi yoktur… Bu nedenle kimse üzerine alınmasın… Durumdan vazife çıkartmasın!..
***
Hoca, vakti zamanında yani M.Ö. 1600’lerde falan devlete iş yaparmış… Bir gün Çin ülkesinde olup bitenlerden habersiz Çekirge, kafasına takılan bir konuyu Hoca’ya sormuş: “Hocam, devletten iş alabilmek için hiç rüşvet verdiniz mi?”
***
Hoca yanıtlamış; “Bak Çekirge, bizim gibi büyük iş alanlar rüşvet falan vermeyiz. Ama zaman zaman haraç vermek zorunda kalırız…”
***
“Peki hocam, rüşvetle haraç arasındaki fark nedir?”
“Rüşvet, hiç hak etmediğiniz ya da yapılması mümkün olmayan bir işin gerçekleşmesi için, elinde kamu yetkisi bulunan bir kişiye verilen paradır, maldır…”
“Allah, Allah!..”
Ya işte böyle; “Allah, Allah!” çekersin...
“Haraç ise; Hak ettiğiniz, legal ve ahlaki olan bir hakkınızı alabilmek için yani işinizin hatırına, sözü edilenlere ödediklerinizdir…”
Desene hocam, “ipin ucu birilerinin elinde!.. Ve bunun için bırakmak istemiyorlar, bunun için değişime karşı direniyorlar…”
***
“Aferin çekirge, bak sen de işin mekanizmasını yavaş yavaş kavramaya başladın… Tamam, aynen öyle!..”
***
“Peki hocam, bunlardan kurtulmak için ne yapmalı?”
“Bundan tamamen kurtulmak mümkün değil. Ama en aza indirilebilir… Bunun için bir: Siyaseti ‘aş ve iş’ aracı olmaktan çıkartmak; İki, bürokrasiyi azaltan, karar verenle denetleyeni ayıran; çoğu hizmetin yerinden verilmesini sağlayan bir sisteme geçmek; üçüncüsü de saydamlık, denge ve denetim gerekir… “
***
Tabi bir de bu, 20. yüzyıldaÇetin Altan nam kişinin diyeceği gibi; “Bürokratik devleti, teknik devlete dönüştürmekle” yakından ilgilidir...
***
“Biz sizi hoca diye biliyorduk. Demek ki aynı zamanda kâhinmişsiniz”.
***
“Öyle evlat, hem de nasıl... Bizde hem bilgelik var hem de kâhinlik... Ben geleceğe dönük neler biliyorum neler!.. Bir söylesem, gelecekte, kıyametler kopar. Sözgelimi, M.S. 1600’lerde gelecek Fuzuli isimli şair de şunları söyleyecek; “Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar!”Boş ver!.. İnsanlar yaşaya yaşaya öğrensinler.
***
Bak çekirge, Kanuni isimli bir Sultan geçecek Osmanlı’nın başına. Bunun bir vezir azamı olacak ve şöyle anılacak: “Osmanlı’nın en büyük yolsuzlukları ve en büyük camileri Muhteşem Süleyman-Damat Rüstem döneminde yapıldı.
***
Rüstem (1500-1561), bütün atama, kabul, ziyaretçi, imar, yol, liman, ticaret ve her türlü imparatorluk işini rüşvete bağlamıştı… Devletteki her işlemin bir resmi narhı, bir de rüşvet cetveli vardı… Narh devlete, rüşvet Rüstem’in kasalarına giderdi.
Rüstem öldüğünde; 11 milyon akçe para, 1.700 köle, 2.900 at, 1.160 deve, 1.100 altın üsküf, 500 altın eyer, 130 çift altın üzengi, 1.000 çiftlik ve daha … gibi akıl almaz bir servet bıraktı.” (https://www.turkishnews.com/tr/)
***
Yine sözgelimi 1900-2000’li yıllarda haracın, rüşvetin, soygunun boyutu o mertebelere çıkacak ki, “hortumcular” sözcüğü türetilecek, bu işleri yapanlar için… İşin garip yanı, bunlardan bazıları siyasete atılacak; bir bardak ayran ve bir adet ekmek arası döner dağıtarak oy isteyecekler!”
***
“Hocam, bu işin tılsımını, sırrını, mekanizmasını daha da iyi anlamaya başladım, galiba…”
***
Bak çekirge, son söz olarak şunu söyleyebilirim; bankacılığın yüzde 60–70’i, üretimin yüzde 60-70’i devletin kontrolündeyse yani bunların yönetenler siyasal iktidarlara göre değişiyorsa, böyle bir sistemde hem rüşveti ve hem de haracı önleyemezsiniz. Kamuyu, yağmalanmaktan kurtaramazsınız. Bugün Çin ülkesinde olduğu gibi…
***
Kim önleriz, yağmalatmayız diyorsa, en azından bilmiyordur…
Ya da çok saf ve temizdir…
Ya da bâkir Çin çocuğudur…
Bilmem yanıtlayabildim mi?”


