KADİR DAYIOĞLU


HIZ YOLLARI VE KAYSERİ RAHAT UYU!..

Benim tabirimle “hız yoluna” dönüşen şehir içi yollarda, gün geçmesin ki, zincirleme kaza haberi basına düşmesin…


Benim tabirimle “hız yoluna” dönüşen şehir içi yollarda, gün geçmesin ki, zincirleme kaza haberi basına düşmesin… 

16 Mart günü de, Kocasinan Bulvarı’nda, on araç birbirine girmiş, iki kişi yaralanmış.Umarım ve temenni ederim, önce Büyükşehrin, saniyen yapanların dikkatini çekiyordur. 

***

Tabii, bu kararları verenlerin başında Mehmet Özhaseki ve ekibi vardı. Yukarı da Allah var, bu oluşumda Çelik ve Büyükkılıç başkanların hiç mi hiç dahli yok. Onlar kucağında buldular, bu çarpık yapılanmayı.

***

 İnanıyorum, bunlar ‘Nazım İmar Planı’nda olmadığı gibi, doğru dürüst bir “fizibilitesi” (yapılabilirliği) de yok… Tüm uyarılarıma rağmen, “biz yaptık!” dediler. “Kent içinde hız yolu olmaz, trafiği ışıklarla kontrol edin!” dedik, bildiklerini okudular.

***

“Oluşan hıza yol geometrileri uygun değil!” dedik, kendisini (Korbüzer) sanan bir mimar bürokrat, bize; “Elektrik mühendisi ne anlar yol geometrisinden” dedi… Biri de inanmazsınız, bir yetkili; “Komünist dönemden kalma elektrik bilgilere sahip!” diye bizi küçümsemeye kalktı. Oysa“yol geometrisinden” bihaber beni, zaman haklı çıkarttı, şehir içinde oluşan hız yollarında, ayda birkaç kez zincirleme kaza oluyor. 

***

O zaman, isterseniz biraz lügat patlatayım, “komünist dönemden kalma bir elektrik mühendisi” olarak. İnsanların “sorun çözme” değil, “sorun yaratmama”performansını geliştirmek lazım. Bunu şu şekilde de anlatabilirim. Risk ve kriz yönetimi. Önemli olan krizi yönetmek değil. Önemli olan, riski yönetebilmek…

***

Şöyle örnekleyebiliriz. Her yol, her dere, her zemin, her fay, her ateş vs. birer risk kaynağıdır, krizleri de peşinden getirir. O nedenle, başında iyi bir planlama ile riskleri en az indirebilirseniz, olası krizi de o kadar rahat yönetirsiniz. Ya da iyi bir makine mühendisi, tezgâhın altına yatıp iyi tamir eden değildir, aksine o tezgahınarızalanmamasını yönetendir. 

***

Mesela, Kayseri’de, taşkın önleme kanalları var. Bu kanalları açık tutarsanız, sel ya da feyezanı rahat atlatırsınız. Ama diyelim, bu kanalların ERÜ içinde geçen kapalı kısmın ağzı tıkalı, içerisi teressübat dolu ise kanalların açık olması anlamlı değildir. Buradan şu altın sonucu çıkartıyoruz: “Bir zincirin taşıma kapasitesi, en zayıf halkasının kapasitesi kadardır”. Umarım, ilçe belediyeleri bu uyarımı dikkate alır. 

***

Cübbeli Ahmet Hoca, Kayseri’de çadırda kalan vatandaşlara seslenerek;“Bir korktular ki bütün bir Kayseri’de evde yatan yok. Ne dedik? Bir şey demedik ki. Kayseri rahat uyu. Fitne yok, bir şey yok” demiş.

***

Ahmet Hoca merak etmeyin, ben rahat uyudum. Fakat size uyarak değil. Sizin lafınıza inanarak hareket eden elbette vardır, saygı duyarım. Ama benim rehberim akıl ve bilimdir. Sizler değilsiniz… Mesela, perşembeyi cumaya bağlayan gece, 15:28’de meydana gelen depremde, eşimle uyandık. Birkaç dakika sonra büyüklüğünü öğrendik. 4,8 olduğunu öğrenince, yatağa tekrar girdik.

***

Ha bunu yaparken şunu biliyordum. Bir ana depremden sonra, mutlaka gelecek olan artçılar, genellikle, bunun altında olur. Eğer, evine güveniyorsan, sokağa dökülmene gerek yok. Bunu bana, rehber olan bilim söylüyor. Hoca, kusura kalma, size ve sizin gibilere inanmam ama dediğim gibi inananlara da saygı duyarım. 

***

Olayın evveliyatı şöyle: Salı günü, Ahmet Hoca’ya atfen bir bilgi dolaşıyordu çarşıda… 15 Mart, sabah karşı şiddetli deprem olacakmış. Bunu da “Cübbeli Ahmet Hoca” söylemiş. Rivayet bu… Haliyle, ahali paniklemiş, bağlara, dağlara kaçan olmuş. Oysa olayın aslı böyle değilmiş. “Şeyh uçmaz, mürit uçurur!” kavli gereği, yanlış anlamışlar. 

***

Aslı şöyleymiş;"Bir arkadaş derneğe rüyasını atmış, … ben rüyada demişim ki ’14.3 buna dikkat et.’ O da ’3’üncü ayın 14’üne dikkatet’ diye anlamış. … 3’üncü ay mart oluyor, 14’ü de Salı’yı Çarşamba’ya bağlayan gece oluyor. Bunun özelliği Rumi takvime göre ilk çarşamba olmasıdır. Biz bunu 1 hafta önce arkadaşlarla takvime bakıp tespit etmiştik" dedi. Buradan anlıyoruz ki, Rumi takvime göre, 1 Mart (m.14 martk.d.) çarşambaya denk gelirse, dikkat etmek lazımmış. 

***

14 Mart’ta beklenen deprem olmayınca yeniden bir video yayınlayarak Kayserililere seslenen Hoca;"14 Mart’tan korkmasalardı… Bir korktular ki bütün bir Kayseri’de evde yatan yok. Ne dedik? Bir şey demedik ki. Kayseri rahat uyu. Fitne yok, bir şey yok. Kayseri’ye selamlar olsun" dedi.

***

İlahi Ahmet HocaFitne falan yok… Fitne semtimize uğramaz. Biz, “fitnenin evvelini de ahirini de Şam”, diye biliriz. Tabii, selamınızı aldık kabul ettik. Biliyorsunuz; selam vermek sünnet, almak farz. Biz de bu “kelam-ı kibara” uyduk…Sizden ricamız… Din, diyanet dışına çıkmayın. “Ulum-u müsbete ve fenniye”ye karışmayın. Buna aklınız falan ermez.

***

Ziradoğa yasaları (Sünnetullâh da diyebilirsiniz) ile ilgili, sizlerin yazdığı “kara kaplı” kitabın dediği hiçbir şey tutmaz. Tutarsa da tesadüftür. Değerli Hocam; unutmayın, “Tanrı zar atmaz!”   Söz, Albert Einstein’e ait… Bunun anlamı şu: Kainat, bir nizam üzerinedir... Onun, değişmez, değiştirilemez yasaları vardır. Bunu değiştirmeye hiçbir “şeyh”in, hiçbir “efendi hazretleri”nin, hiçbir “gavs”ın gücü yetmez.

***

Ahmet Hoca’dan ricamız şu: “Tanrı’nın zar atmadığı bir ortamda, hiç olmasa siz zar atmayın!”“Ya tutarsa,moduna” girmeyiniz.   

***

Kör olası şeytan dürttü… Aslı 14 Mayıs’tı da,Ahmet Hoca, kaynak metni yanlış okudu da 15 Mart’ı mı işaret etti acaba? Öyle ya, şimdiden haber vereyim: 14 Mayıs’ta “kıyamet-i suğra” (Küçük kıyamet) denecek türden bir depremin olacağı muhakkak, ülkemizde.