İBRAHİM PEKBAY


HER RENGİMİZ BİTTİ, FISIĞI YEŞILİMİZ KALDI…


Öyle derler gereksiz işle uğraşanlara, “Her rengimiz bitti, fıstığı yeşilimiz kaldı.”
Benzer bir laf daha var, “Ayrığımız bitti, kuyruğumuz kaldı” derler…
ABD Başkanlık seçimlerini bir-iki gün izledim.
Sonra baktım ki kısa sürede bitek bir şey yok, bir de Trump ha bire “Bir şey olmamışsa
bile, kesin bir şey oldu” gibi itirazlara hazırlanıyor, artık vazgeçtim ilgilenmekten…
Halen de ABD Başkanlık seçimlerine medyada ilgi olanca hızıyla devam ediyor..
Hatta öyle devam ediyor ki, bir kısım sözde medya temsilcileri, sanırsınız ki Türkiye’de
seçim oluyor da sonuçları millete dakikası dakikasına iletmeye çalışıyorlar…
O da yetmiyor, sanki ABD’de Türkiye’nin başkan adayı Trump gibi, şurada öndeyiz,
burada kazandık, şurada gerideyiz, öteki tarafta kaybettik gibi bilgiler(!) veriyorlar…
İşte yazımın başlığı tam da bunu yapanlara söylenecek söz…
Bana ne ABD’deki başkanlık seçiminin sonuçlarından, bana ne birader, bana dert mi?
Bir de onu açıklasanız memnun olacağız…
Efendim Trump bizden yana imiş…
Biz kimiz, Trump kim oluyor?
Biden Türkiye karşıtı imiş…
N’olacak Türkiye karşıtı olsa?
ABD’de yıllardan beri başkanlık seçimi yapılır, her seçimde adaylardan biri Türkiye
taraftarı, ötekisi de Türkiye aleyhtarı söylemlerde bulunur.
Seçilir gelir “White House” yani “Beyaz Ev”’e, bakar ki kazın ayağı öyle değil, Türkiye öyle
seçim propagandalarında söylendiği gibi vazgeçilecek ülke değil, gerçekleri görür ve
davranışlarını, kararlarını ona göre ayarlar…
Önemli olan, Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerini başkanlara göre ayarlaması değil, iki
devlet arasında saygın ve karşılıklı çıkarlara dayandırılmasıdır.
Bir başka deyişle, doğru uygulanacak diplomatik ilişkilerdir, yüz göz olmadan,
sulandırmadan “Dostum” muhabbetine girecek kadar aşrıya kaçırılmadan.
Türkiye ile ABD ilişkilerini doğru değerlendirmek isterseniz, Kurtuluş Savaşı ve
sonrasındaki fikir ayrılıklarını ve gerçekleri bilerek konuşmak gerekir…
Türkiye, Atatürk ve İnönü döneminde, asla ABD ile ilişkilerini yüzgöz olma seviyesine
getirmemişlerdir.

Hele ABD başkanı ülkenin cumhurbaşkanına mektup yazacak da açıkça “Aptal olma”
diyebilecek, haddine mi düşmüş…
“Senin (Türkiye’nin) ekonomini çökertirim” diye tehdit edecek haa…
ABD ve Rusya, elbette iki kutbun güçleridir. Önemli olan, her iki devlet ile ilişkileri
sarsmadan ülkenin çıkarlarını ön planda tutarak yürütmektir.
Ayrıca…
Dünya devletleri arasında “Devlet” olarak bağımsız olmakla beraber, her konuda da
bağımsızlığın sağlanmasıdır…
Cumartesi akşam saatlerinde Joe Biden’in ABD başkanı seçildiği resmi olmayan sonuçlara
göre beli oldu. Bu saatten sonra “Bir şey olmasa bile kesin bir şeyler oldu” tarzındaki
seçime itirazlar sonucu değiştirmeyecektir.
Türkiye’nin düşüneceği şey, kimin başkan seçileceği değil, seçilen başkan ile olan
ilişkilerin karşılıklı çıkar ilişkisi ve diplomasi düzeyinde ve karşılıklı saygınlık içinde
yürütülmesidir.
Ülke olarak işimiz, derdimiz başımızdan aşmış durumda.
XXX
Bakın, Cumartesi günü gece yarısı itibariyle dolar 8,5153 lira, Euro 10,1225 lira oldu ve
bu gidişin yürütme katında bir sorumlusu olması gerekirken, fatura TCMB’nın 16 ay evvel
göreve atanan başkanı Murat Uysal’a kesildi, görevden alındı, eski maliye bakanı Naci
Ağbal da göreve getirildi.
Açıklaması bu olayın şudur…
“Her kötü giden olayın ardından ben bir bürokrat yerim…”
XXX
Uluslar arası kredi değerlendirme kuruluşları, yine Türkiye’nin notunu düşürdü ve
gerekçelerinden biri de TCMB’nın bağımsızlığını koruyamadığı.
Ben şimdi merak ediyorum…
Naci Ağbal, Berat Albayrak’ı dinleyecek mi, yoksa Merkez Bankasının bağımsızlığını
koruyacak mı?
Eğer emir komuta zinciri altında görev yapacaksa, gidenin ne suçu vardı, ne dense
yapıyordu sonuç olarak.
Bu şartlarda ABD başkanının kim olduğu bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor.
Halkın ilgilendiği şey, ekonomik verilerin kendisine nasıl yansıdığıdır.
Seçilene ilişkilerin boyutuna gelince…
Ağır dur, batman döv, hafif taşı kaldırır atarlar bir yerlere…