OSB Eski Başkanı Ahmet Hasyüncü, seçimlerin sağlıklı yapılabilmesi için OSB’ye kayyım atanması gerektiğini söyledi:
HASYÜNCÜ OSB İÇİN KAYYIM ÇAĞRISINDA BULUNDU!
*** OSB’ye kayyım atanması çağrısında bulunan OSB eski Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hasyüncü, “Bende şimdi diyorum ki sanayicilere, bu vesileyle duyurmak istiyorum, yaptıkları usulsüzlükleri genel kuruldan geçirerek kendilerini aklama gayreti içindeler. Böyle bir oyuna gelmek OSB’yi ipotek altına almaktır ve haklarında bu kadar suç duyurusu bulunan bir yönetimin ve bölge müdürünün bir an evvel geçici olarak görevden el çektirilip kayyım atanması gerekmektedir. Yapılacak genel kurulun sağlıklı olması için” dedi. Peki tartışmaların gerçek boyutu ne dersiniz?
OSB eski Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hasyüncü, Yusuf Agaşe ve Ersin Özden'in sahibi olduğu Gastepress adlı internet sitesine bazı açıklamalar da bulundu…
Görüntülü olarak yapılan açıklamayı baştan aşağı titizlikle izledim ve hatta önemli gördüğüm bölümleri de oturdum bizzat kendim çözdüm…
Açık söyleyeyim, eski Başkan Hasyüncü’nün mevcut OSB Yönetimi ile ilgili bazı eleştirilerine ben de katılıyorum…
Mesela eski hizmet binasının yıkılması…
Yıkılıp yeni bina yapılmadan onca masraf yaparak OSB’de ki okulun bir katının baştan aşağı yeniden dizayn edilmesi ve daha sonra yeni binaya taşınılması…
Sonra 406 sayfadan oluşan o müfettiş raporunu Kayseri kamuoyuna duyuran ilk ben oldum…
Müfettiş raporun da dile getirilen bazı iddialar…
Müfettiş raporuna girmeden önce o iddiaları defalarca ben dile getirmiştim… Osmanlı Odası, alınan tablolar, OSB’ye kurulan o televizyon falan filan bunları günlerce ben işledim…
Yine milyonlarca lira harcanarak bastırılan kitaplar meselesi…
Yine Sayın Hasyüncü’nün haklı olarak eleştirdiği bir nokta… Hasyüncü döneminde yapılan hizmetlere yer verilmemesi…
Daha önce de defalarca yazdım söyledim, Sayın Hasyüncü OSB’ye çok şey kazandırdı… İyi hizmetler de yaptı! Ancaaak yanlışlığı şuydu;
Kendisini o makama taşıyan meslektaşlarını, hatta kendi yönetim kurulu üyelerini bile on paraya almaz olmuştu!
Yani burnundan kıl aldırmıyordu… Dediğim dedik, çaldığım kaval diyordu!
Katrancılar Çarşısı’nda kına sattığı günleri unutmuş, büyük sanayici olduktan sonra, belediye başkanları, milletvekilleri, bakanlar ve hatta Başbakan ağırlamaya başlayınca artık havasından yana varılmaz olmuştu! Artık kendisini seçip o koltuğa oturtan sanayici meslektaşlarına bile tepeden bakar olmuştu!
İşte onu yıkan da o hava olmuştu! Açık söylüyorum, Sayın Hasyüncü’yü öyle kolay kolay kimse yıkamazdı!
Yoksa kimse Hasyüncü OSB’ye hiçbir şey yapmadı, 12 sene yan gelip yattı, kasasında ki 100 milyon lirayı yedi-içti-har vurup-harman savurdu demedi…
Ha… Eleştirildiği bir başka nokta da şuydu;
Yeni kurulan Abdullah Gül Üniversitesi Vakfı’na o zamanın parasıyla yaklaşık 5,5 milyon TL’nin aktarıldığı yönünde ki iddiaydı… Abdullah Gül Üniversitesi’ne bu kadar yüklü paranın aktarıldığı yönünde ki iddianın dillendirilmesi üzerine diğer üniversiteler de bu kapsama dâhil edilmiş ve “Bakın biz sadece Abdullah Gül Üniversitesi’ne değil diğer üniversiteler de yardımcı oluyoruz!” denmek istenmişti…
Hatta kongreye iki hafta kala da “emanet olarak” Kayserispor’a 300 bin TL civarında para verilmişti… Sayın Hasyüncü o tarihte genel kurulu kolaylıkla alacağına o kadar emindi ki son haftada bile her ne kadar Kayserispor’a da olsa bu tür “emanet para” vermekten imtina etmemişti…
Yine Erciyes Üniversitesi’ne bağlı sağlık Bilimleri Enstitüsü projesisin çizilmesi için o günlerde ABD’de yaşayan bir Türk’ün şirketine 475 bin TL para aktarılmıştı…
Herkes ABD’de okuyan bu Türk’ü merak ediyordu… Ama bir türlü sırrı anlaşılamadı.
Sonra ne oldu?
Ortada ne proje var ne de Sağlık Bilimleri Enstitüsü…
Açılan bir çukur öylece kala kalmıştı… Onca para da heba oldu gitti…
Neyse ki geçenler de yeni kurulan Kayseri Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi kurulmasına karar verildi…
Sonra Sayın Hasyüncü’nün verdiği o röportaj da arıtmadan övgüyle bahsediyor… Peki, daha önce Kayseri’nin arıtma projesini üstlenen sonra batıp giden Tekser Firmasına Kayseri OSB olarak o zamanın para birimiyle verilen 10 Milyon Mark’a ne oldu?
Yani birçok şey sıralanabilir ama bunları birilerini zengin etmek için verildi demek doğru olmaz, kimi hayır-hasenat için kimi memleket yararına olacağı düşüncesiyle yapılan işler…
Sanayici OSB’nin kasasında milyonlar yatarken bizlere destek olunmuyor, zorda olan sanayicinin elinden tutulmuyor, elektrik daha ucuza verilebilir falan filan diye çokça eleştirildi…
Sonuçta sanayici bu ve benzer durumlardan bir hayli rahatsızdı…
İşte bu havada kongreye gidilmiş Tahir Nursaçan’ın öncülüğünde genç grup seçimi kazanmıştı…
Şimdi o zamandan bugüne gelelim…
İki haftadır bir gürültü-patırdı aldı başını yürüdü…
Meslektaşımız Azim Deniz, Sayın Hasyüncü ile ilgili Twitter hesabından bazı paylaşımlar da bulundu…
Meğer epeyi bir süredir Azim Deniz’e karşı açtığı tazminat davası Sayın Hasyüncü’nün lehinde sonuçlanmış ve Sayın Hasyüncü’de, Azim Deniz’den alacağı tazminat parasını Azim Deniz’in müşterilerinden tahsil etme yönüne gitmiş, Azmin Deniz’de, “Vay sen benim müşterilerime nasıl bu tür bir yazı gönderirsin” diye Twitter hesabından yüklenmiş…
Yöntemi tasvip edersiniz etmezsiniz orası ayrı bir tartışma konusu… O bizim dışımız da, Azim Deniz ile Sayın Hasyüncü arasında…
Yani demem o ki günlerdir süregelen tartışmanın özü bu…
Durum bu kadar açık ve seçikken de çıkıp:
“Her genel kurul öncesi bir pilav ısıtılıp ısıtılıp önümüze konuluyor. Ben öyle inanıyorum ki her genel kurul döneminde bir çamur atma, pislikleri kapatma, insanları rencide etme, gözdağı verme, sindirme kendi kafalarına göre hareketlerinden biri. Bende şimdiye kadar genel kurullara gitmedim. Yani orda bir mesajdı sen gene genel kurula gelme gelip de bizim pislikleri ortaya çıkarma mesajıdır” demekte hem gerçeği yansıtmaz hem de haksızlık oldur…
Sayın Hasyüncü;
Müfettişlerin onca süre zarfında yaptıkları inceleme sonunda ortaya çıkardıkları yolsuzlukları genel kuruldan geçirerek kendilerini aklamış olacaklar diyor…
Ve sanayicilere şu çağrıda bulunuyor;
“Bende şimdi diyorum ki sanayicilere, bu vesileyle duyurmak istiyorum, yaptıkları usulsüzlükleri genel kuruldan geçirerek kendilerini aklama gayreti içindeler. Böyle bir oyuna gelmek OSB’yi ipotek altına almaktır ve haklarında bu kadar suç duyurusu bulunan bir yönetimin ve bölge müdürünün bir an evvel geçici olarak görevden el çektirilip kayyım atanması gerekmektedir. Yapılacak genel kurulun sağlıklı olması için.”
Yani Sayın Hasyüncü, Sanayicilere müfettiş raporunda yer alan o iddiaların genel kuruldan geçirilmesine fırsat vermeyin diyor…
Bu çağrısı yerinde ve doğrudur da!
Ama önerdiği yöntem son derece demokrasi dışı!
Sen de git o genel kurula…
Ne söyleyeceksen çık o kürsüye çatır çatır söyle…
Eleştireceksen eleştir, suçlayacaksan suçla…
Korktuğun mu var, çekindiğin mi var?
Korktuğunu, çekindiğini sanmıyorum…
Eee… Durum bu kadar açık ve seçik iken niye kayyım çağrısında bulunuyorsun?
Seçimle gelip seçimle gidilmesine inanan demokrat birine “Tahir’i biz indiremiyoruz, kayyım gelsin Tahir’i o alaşağı etsin!” diye çağrıda bulunmak yakışır mı?
Gücün yetiyorsa git sanayicileri ikna et, sandıkta devir!
Tıpkı geçmişte bazılarının Şeker Fabrikası’nda yaptığı gibi bugün sen de niye başka yerlerden medet umuyorsun?
Doğrusu geçmişte AK Parti saflarında siyaset yapıp Belediye Başkan vekilliği seviyesine kadar gelmiş birine böylesi bir yöntemle Tahir Nursaçan ve ekibini görevden uzaklaştırma fikrini hiç yakıştırmadım…
Ayıp, hem de çok ayıp!
OSB’ye 12 yılını vermiş biri olarak ne demek kayyım gelsin, Tahir ve müdürü gitsin!
Her şey demokrasi yoluyla olmalı…
Sandıkla geldiği gibi sandıkla gitmeli…
Bir yerlere mektup yazma…
Gelelim Beşler Tekstil olarak kurdukları ve daha sonra Belçika firmasına sattıkları fabrika arsası ile ilgili sözlerine…
Önce Sayın Hasyüncü’nün o röportajda söylediklerini aktaralım…
Sayın Hasyüncü diyor ki;
“Firmama zam yaparak almış olduğum ve daha sonra yabancıları satmış olduğum yeri cami yeri diye… Oysaki tamamen bizim planladığımız bir alan 12 milyon metrekare ve istediğimiz yeri istediğimiz metrede alma imkânımız vardı, elimizde bol miktarda arsa vardı…
Hatta o zaman birkaç kişiye de otomobil sektörüne de yazdım… Eğer ki bin kişi çalıştıracak varsa 100 bin metrekare bedava vereceğim dedim… Niye? İstihdamı arttırmak ve nitekim de 2 milyon 200 bin metre alanı burada ki mevcut sanayilerimize üçte bir kısmını bedelsiz verdik. Bugünkü bedeli 100 milyon dolar ve 700 tane parsel tahsis etmemize rağmen ve o 700’in içinde olmamıza rağmen, günün fiyatından alıp da bedelini herkesin ödediği şartla da ödememize rağmen cami yeri eleştiriliyor… Şimdi orda 2 tane 40’dan 80 metrelik parsel vardı. Biz almasak başkası alacaktı. İkisini birleştirip tevhit yapıp 80 metrelik yere yaptık. Ha, niye oraya yaptık, başka yere yapsak da olur muydu? Olurdu. Taşyünü imal ederken fırında ki yüksek ısımızın attığımız ısı var, burada kompresörden yenilenebilen enerji ile herhangi bir ısı ile bedavadan ısınıyoruz, orada da biz camiyi bedavadan ısıtalım dedik. Orada kış günü insanlar gelsin bedavadan ısınsın, sıcacık camide otursunlar dedik. Bütün yolsuzluğumuz bu…”
Sayın Hasyüncü, meseleyi o kadar yumuşatarak, doksandan filelere yolluyor ki sormayın gitsin…
Dini bütün bir vatandaş oturup Sayın Hasyüncü’nün bu konuşmasını dinlese:
“Canım bunda ne var ki, Sağolsun Sayın Hasyüncü, fabrikayı camin yanında ki arsaya niye kurmuş? Fabrikanın kazanından çıkan ısıyı bedavadan camiye verip, camiye gelen dini bütün vatandaşların oturup, sıcacık camide gönül rahatlığıyla ibadetlerini ifa etmeleri için! Bunun neresinde kötülük var?” diyesi gelir…
Doğru! Ne demeli bilmem ki?
Bir mesele ancak bu kadar yumuşatılarak ve masum hale getirilerek bu kadar güzel anlatılabilir…
Helal olsun Sayın Hasyüncü!
Bu ikna yeteneğini her zaman takdir etmişimdir!
Ama şunu sormadan edemiyorum;
Bu arsa dediğin gibi cidden 40’ar bin metreden oluşan iki ayrı parseldi de siz birleştirip tevhit yapıp 80 bin metre mi yaptınız?
Yoksa cami ve park olmak üzere toplam 130 bin metre kare olup, 40+40’ar bin metreden toplam 80 bin metrekaresini kendinize fabrika alanı olarak ayırıp geri kalan 25 bin metrekareyi camiye diğer 25 bin metrekareyi de ticari alana mı çevirdiniz?
Yani camiyle sırt sırta verip bedavadan ısıtacağız derken toplam 130 bin metrekareden oluşan cami ve park alanını mı yok ettiniz?
Cami gitti, park gitti, 2 bin 200 derece de taş eriten fabrika geldi ve o dev kazanlardan gelen ısıyla cami cemaatini bedavadan ısıtacaksınız öyle mi? Gürültüsüyle-kiriyle-pasıyla ve bacasından çıkan zahiriyle de cami cemaatini yok edeceksiniz öyle mi?
Allah aşkına Sayın Hasyüncü şu cami cemaati bedavadan mis gibi nasıl ısınacak bir daha anlatıversene…


