KADİR DAYIOĞLU


GÜZEL BİR ANEKDOT

Güzel bir anekdot. Paylaşmak istedim.


Güzel bir anekdot. Paylaşmak istedim. Yalçın Doğan’ın T24’de ki köşesinden aldım 

“Özgürlük şairi” diye anılıyor Namık Kemal… Şiirleri, yazıları, oyunları “özgürlük, hak, hukuk” kavramlarıyla örülü. Otoriterlikte sınır tanımayan, Meclis’i dağıtan Padişah II. Abdülhamit daha fazla tahammül edemiyor, Namık Kemal gözaltına alınıyor.

**

II. Abdülhamit ablasının eşini Namık Kemal’i yargılayacak olan mahkeme başkanı Abdüllatif Suphi Paşa’ya gönderiyor: “Padişahımız Efendimiz sizden şan’ı sadakata layık bir karar beklemektedir.” Yani, Namık Kemal’in mahkûm edilmesini istiyor.

**

Padişahın emrine rağmen...Yargıç Suphi Paşa bir suç görmüyor. Namık Kemal beraat ediyor. (Taha Akyol, Onlar Da Kahramandı, s.36).

**

Dava sırasında Adliye Nazırı (Adalet Bakanı) Abdurrahman Nurettin Paşa hukukun üstünlüğüne inanan, hiç kimseden emir almayan biri. Tarihe geçen, dev gibi bir Adalet Bakanı. Padişahın isteğine rağmen, Namık Kemal’in beraat kararını duyduğunda Bakan Nurettin Paşa: “Hünkarın emri her kapıdan girer ama adalet kapısından asla giremez.” (Taha Akyol, a.g.k., s.52)

***

Gazeteci Yalçın Doğan, Fatih Altaylı’yı ziyaret etmiş hapishanede… Söyleşi yapmış. Bunu da köşesine taşımış. İlginç bulduğum için ben de köşeme taşıdım. Yoksa niyetim Altaylı’yı aklamak, masum göstermek falan değil. Sanırım yargı süreci de henüz tamamlanmadı. 

**

Doğan şöyle diyor: “Kendisini ziyaret edenler arasında parti liderlerini, milletvekillerini, gazetecileri sayarken, ‘iş dünyasından arayan oldu mu’ soruma, sohbetimizin en ağır yanıtını veriyor:

**

“Dışarıya çıktığımda iş dünyasının içinden geçeceğim. Türk burjuvazisi filan deniyor, burjuva filan değiller. Üstü bakırla kaplanmış kasaba esnafı hepsi. Onların yanında, asıl üst sınıfı toplumun geride kalan çoğunluğu oluşturuyor.”

**

Neden bu kızgınlık?.. Açıklıyor: “Benim durumumda açık bir hukuksuzluk var, herkes görüyor bunu. Ama, iş dünyasından tek bir kişi çıkıp da bu durumla ilgi tek bir kelam etmedi. Tayyip Erdoğan bunların ruhunu okumuş, onlara layık oldukları gibi davranıyor. Erdoğan müthiş bir sosyolog ve psikolog.

**

Onlardan birine haksızlık olduğunda, biz onları destekleyen yazılar yazıyoruz ama, onlar bizlere uygulanan hukuksuzlukla ilgili seslerini çıkarmıyorlar. Ayrıca, reklam verdikleri kanallara bak, iktidara yaranmak için hepsi yandaş kanallara reklam veriyor. Muhalif kanallara gelince, korkudan onlara reklam veremiyorlar!..” (06 Aralık 2025).

**

Tabii, bu değerlendirmeye, bu yoruma itirazlar olabilir. Ben orasında değilim. Benim dikkatimi çeken cümle şu: iş dünyası için, “Türk burjuvazisi filan deniyor, burjuva filan değiller.”

**

Ne diyelim, günaydın!.. Bu kadar popüler, bu kadar iş dünyasının içinde, bu kadar entelektüel çevrelerde dolaşmış, gazete/TV kurmuş, gazete/TV yönetmiş bir adamın bu itirafı, aslında gerçeğin ta kendisi. Tabii, başına iş gelince farkına varmış.

**

Övünmek gibi olmasın, Anadolu bozkırında yaşayan bizler; “bu toplumun sıkıntısının burjuvası olmadığından!” söz ederdi… Parmakla bir iki aileyi gösterirdi. Evet bu ülkede, burjuva (kent soylu) yok, hiç olmadı da. Neden?

**

Nedeni şu: Rönesans ve reformu yaşamadık… Coğrafi keşifleri, merkantilizmi, kapitalizmi, sanayi devrimini ıskaladık… Osmanlı döneminde bırakınız sanayiyi, ondan fazla kişi ile üretim yapamayan “manifaktür” dönemini aşamadık… Cumhuriyet dönemindeki “kamu desteklerine” de “kendimize” yonttuk, servetimize servet kattık. Hasılı kelam, herkes ama herkes devletin eline baktı… 

**

Rahmetli Çetin Altan bu hâli; “hazineden geçinenler!” olarak tanımladığından, ne değini anlamadan, “bu herif ne diyor!” dedik; olmadık lafları ettik. Hatta, konuşurken domates, yumurta attık üstüne…

**

İşte böyle sayın Altaylı… “Hazineden geçinenlerin”, -sanayici, esnaf, tüccar, emekli, işçi fark etmez-, kamunun eline bakanların yoğun olduğu bir toplumda “burjuva” çıkmaz, “demokratik burjuva devrimleri” olmaz. Ancak, iktidarlara, “kul-köle” olurlar.

**

Mesela, bırakınız, bir kitaplığı, yüz tane kitabı olan bir sanayici varsa, parmak kaldırsın? 

Tüm bunlara rağmen yine Altan’ın dediği gibi; “Enseyi karatmayın. İnsanlık geriye gitmez!”