KADİR DAYIOĞLU


GÜVERCİNİ VURMAYIN!..

Güvercinlerin kanadını “çitileyip” uçmalarını engel olmayın... Pranga vurmayın ayaklarına… Temizliğin ve özgürlüğün simgesidir... Bu nedenle azat edin güvercinleri... Bırakınız, sonsuz mavilikte, özgürce uçsunlar. Hep özgür kalsınlar. Özgürlük herkese yakışır; onlara da…


Güvercin beslemek bir hastalık olduğu gibi bunları pineklerken, gezerken, uçarken seyretmek de öyle... Ülkemizin çok yerinde olduğu gibi şehrimizde de güvercin beslemek bir gelenektir. Hatta hastalık derecesinde… Bu gelenek hala günümüzde de devam eder. Şehir merkezlerinde besleyen kalmadıysa da sokaklar, meydanlar güvercinlerle doldu. Bir parçamız oldu…

***

Akın akın oradan oraya uçuyorlar, topluca yere konuyorlar, atılan yemlere hücum ediyorlar. İnsanlara çok alıştıkları için ayaklarınızın dibinde dolaşıyorlar… Ürküp kaçmıyorlar. Ama mahalle aralarında, caddelerde evlerin pencere önleri pislikten geçilmiyor… Biz de kolayını bulduk, penceremizin dışına, poşetler asıyor, onun salınımından ürken hayvanlar gelip konmuyor, pencere önlerine. 

***

Eski evlerin damlarında bulunan kuşluklarda beslenen hayvanlar bugün az da olsa bazı apartmanlara taşındı... Birçok sanayi kuruluşunda güvercin beslendiğine tanık olursunuz...

***

Eskiden kalma bir damın ya da bir bağ evi damının köşelerinde beyaza boyanmış taşlar görürseniz mutlaka orada güvercin besleniyordur ya da beslenmiştir. Bağlarımızda ise çok yaygınlaştı. Bir “niyette” en az birkaç güvercinlik görürsünüz… Her birinde, yirminin üzerinde, çeşitli cinsten güvercin vardır. 

***

Saraylı,gö, acanat, sivah, tosbasırtı, beyaz, çağşırlı...” gibi galat yani bozma kelimeler, cins güvercinlerin Kayserilicesi... Bunlara daha çok ilave edebilirsiniz.

***

Güvercinler uçuş sonu çoğu zaman kendi yuvalarına iner. Bazen da terk eder, gider... “Gitmeye gidiyon, bari bağrıma s..ç da git!” sözü bunlar için söylenir. Ha bir de, bir başka kuşluğa inen güvercini vermezler. Böyle bir yasası var bunun. Ama birbirlerine yavru vermekte bir beis görmezler. 

***

Güvercinlerin iki düşmanı vardır. Birincisi,hırsızlar… Güvercin hırsızlığı pek yaygındır. İkincisi ise atmaca gibi yırtıcı ya da “alıcı”kuşlar. Bunlardan kurtulmak çoğu zaman mümkün değildir. Allah, kuşları bunların pençesine düşürmesin!..

***

Genelde yükseklerde beklerler… Güvercinler uçmaya başladı mı, jet gibi pike yaparak inerler üzerlerine, pençesini taktığını alır götürür… Diğerleri perem pere olur… Bazen de alıcılar, semada süzüle süzüle dönerler… Bu dönüşlerin seyrine doyum olmaz. Hep güvercin için bulunmazlar, bazen “tosbağa”yı da alır götürürler, yükselince bir kayanın üzerine düşürüp parçalarlar, inip afiyetle yerler. 

***

Yırtıcı kuş ufukta gözüktümü kimimiz teneke çalar, kimimiz tabanca, tüfek sıkar korkutmak için... Ama şunu unutmayın; “Bir yerde bir av varsa, mutlaka orada bir avcı da vardır.” O nedenle, yırtıcı kuşların oralar da olması tesadüf değildir. Yine unutmayın, bu bir doğa yasasıdır. İnsanların da genlerinden gelen “animal” yanıdır… Bir de sonradan kazandığı “hüminal” yanı var, ayrı bir konu.

***

Güvercinin hastaları var… Çoğu bir servet bağlar… Şehirlerarasında bunun ticaretini yapanlar var. Bir de evcil güvercin, onlarca kilometre uzaktan bıraksanız, bir de bakmışsınız yuvasına gelmiş. Bilir misiniz bilmem, belgesellerde de var… Mesela İstanbul kuşçuları, yine mesela Sakarya’dan bırakırlar kuşlarını, İstanbul’da ki yuvasına geliş sırasına göre “kumar” oynarlar; müsabaka düzenlerler.

***

Yıllar öncesi, Urba’nın sahibiCemal Aslandağ’ın, elli kadar kuşunu çalmışlardı. Dostumuzun evlat acısına gibi çökmüştü içine!..”“Mağazayı soysalar bu kadar üzülmezdim” demişti.Hayrullah emmimin bir sofa dolusu kuşu vardı, İçerişar’da ki evinde. Adem Ağa’nın oğlu merhum Mehmet Abi’nin, merhum Abdullah Soysaraç’ın güzel kuşları vardı. Bizim bağ komşusu, “Joke Kazım”’ın da…

***

Güvercin alım satımı eskiden, kalenin içinde yapılırdı. Çok dükkanda bunun ticareti yapılırdı... Anımsadığım “Yumurtacı, ağzı yamuk” Boncuk Mustafa… Yumurta da satardı. Yumurtayı satarken; “Tavuğun götünden yeni çıktı!”, derdi rahmetli. Düvenönü’nde karşı komşumuzda. Müfrit Demokrat Partiliydi. Kardeşi bisikletçi, “topal Memet” arkadaşımdı. Doğumda, kalçası çıkmış, öyle kalmış… 

***

Almasak bile saatlerce doya doya seyrederdik, asil hayvanları... Kalenin içi boşaltılınca alım satım işi, kalenin doğu cephesinde yapılmaya başlamıştı... Bir ara İl Sağlık Müdürlüğü güney duvarı dibindeydi… Şimdi, nerede ticareti yapılıyor ya da pazarı kuruluyor, bilmiyorum. Bir de gübresi çok aranır; eti de…

***

Güvercinin yatay uçarken saranı yani takla atanı makbul sayılmaz. İlla, yukarı çıkarken dikey saracakyani burgu gibi… Buna fişekleme denir…Bir seferdeki fişekleme sayısı kuşun kalitesini gösterir. Hem bunlar, bir mitralyözden çıkan mermi sesi gibi peşpeşe gelecek... Aşağı indiğinde de koltuk atları kan revan! İçerisinde kalacak, kanat çırpmasından...

***

Bir de güvercini “çitilemek” önemli. Çitileme, kanat teleklerini iple birbirine bağlamakla olur… Çok kıymetli kuşlar, tek kanatla kaçabilir endişesi ile iki kanadı birdençitilenir… Bir de açılmış beş parmak gibi“çağşırları” olanlar vardır, yürürken bir birine değer bunlar, haliyle kuş yürümede zorlanır. 

***

Bağlarda, eski evlerin damlarında, karanlık çökmeye başlayınca güvercinleri yuvaya indirme telaşı başlardı... Öyle ya, bazen sürüler halinde, göğe yükselir, gözden ırak olurlar. Lüks lambaları yakılır damın köşelerine konurdu... Lüksü olmayanlar ise gazlambasıyla idare ederdi. Öyle ya, ışıklar damı gösterecek kuşlara. Güvercinler indimi bir neşe çökerdi eve... Bir kısmı inemeyip kayboldumu aynı mekan ölü evine dönerdi!.. Öyle ya, zor gelir artık… Ya bir de alıcı aldıysa…

***

Güvercinlerin kanadını “çitileyip” uçmalarını engel olmayın... Pranga vurmayın ayaklarına… Temizliğin ve özgürlüğün simgesidir... Bu nedenle azat edin güvercinleri... Bırakınız, sonsuz mavilikte, özgürce uçsunlar. Hep özgür kalsınlar. Özgürlük herkese yakışır; onlara da…