KADİR DAYIOĞLU


GÜNLÜK

Sonuçta; ya yanlış “tip” seçildi ya da işletme ve bakım hizmeti yeterli değil. Bunun ikisi de doğru… Önerimi tekrarlıyorum: Sıfırdan yenileyin…


Sayın Kılıçdaroğlu, “başörtüsünü yasal hale getirelim”dedi. Bunun üzerine CHP bir kanun teklifi verdi. Bunu fırsat bilen Tayyip Bey, “Anayasa’ya koyalım, gerekirse referanduma gidelim”dedi.  Çalışma başlattı. Kendi ifadesi ile verilen pası gole çevirmek istedi.

***

Olur ya da olmaz, bilemem… Ama bildiğim bir şey var. O da şu: Toplumsal ve bireysel “temel hak ve özgürlükler”, referandum konusu yapılamaz… Yaşama hakkı, inanç hakkı, konut edinme hakkı, mal-mülk edinme hakkı; örgütlenme hakkı; düşünceyi açıklama hakkı; sağlık ve eğitim hakkı; kadın-erkek eşitliği vs.

***

Mesela devlet; “Alevilik bir kültürdür, inanç ve cemevleri ibadethane değildir!”, diyemez, bunu da “referandum” konusu yapamaz.

***

Bu, çoğulculuğun da bir gereğidir… Aksi, çoğunlukçulukDespotizme; çoğunluk sultasına kadar gider… Günümüz demokrasi anlayışına, demokratik standartlara uygun değildir.

***

Diyelim başörtüsünü referanduma sundunuz ya milyonda bir ihtimal dahi olsa, “hayır!” çıkarsa ne yapacaksınız? Bu sefer, kazanılmış haklar yok olur gider… O nedenle, referandum, tehlikeli bir silahtır, “olur-olmaz” şeyler için kullanılmaz; bir de bakmışsınız “geri tepmiş”.

***

Geçenlerde, Millet Caddesi’ne yolum düştü… Mehmet Özhaseki’nin“100 yıl dayanacak!” dediği, yağışta “buz patenine pistine” dönen, “mücella” karolara, sanki tarak vurulmuş gibi tırtıklı hale getirilmiş, “taraklı mozaik” gibi, kayılmasın diye.

***

Bu aklı kim verdi. Bilemiyorum…Bu kararı verenler, zahmet edip bir yerinde görsünler… Darbelerden olsa gerek çoğu kırılmış, bir kısmı da “un-ufak olma” yolunda... Yani, anlaşılan, darbelerden zayıflamış, malzeme… Belli ki, yağmurda, çamur akacak. Nitekim bu tahminimi bir esnaf doğruladı. Geçen yağışta, kopkoyu su akmış, kaldırımdan…

***

“Buz Pateni Pisti”, deyince bu konuda, geçmişte yazdığım sayısız yazılardan birisinde anlattığım ve bizzat şahit olduğum bir olay aklıma geldi… Mücella karoların üstüne halı döşemişlerdi, Kayseri’nin muhterem ahalisi kayıp düşmesin; kolu, kafası, “hot kemiğini” kırmasın, diye…

***

Önümden giden iki yaşlı amca şunu söylüyordu, diğeri de onaylıyordu: “Allah, belediyemizden razı olsun!.. Kaymayalım diye, halı döşemiş!”

***

Bunun üzerine ben de şu değerlendirmeyi yapmıştım bir yazımda: “Keşke bu amca şunu diyebilse: Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Halı neyin nesi? Doğru dürüst taş döşenseydi de halıya gerek kalmasaydı. Bunun parasını ben ödüyorum!”.

***

Tabii, muhterem ahali bunu diyebilse, sandıktan nasıl bir sonuç çıkar? Bilemiyorum… Ta, o yıllarda, bu uygulamayı eleştirdiğimde, Başkan Mehmet Özhaseki’nin tepkisi ilginçti. Adımı vermeden şöyle demişti: “100 yıl dayanacak kaliteli taş döşüyorum… Kayseri’nin en iyi mimarı [merhum Turan Elmaağaçlı] ile çalışıyorum yine yaranamıyorum!”

***

Oradan geçen kısa bir zaman sonra, bu bölgede ki, döşemenin yenilenmesi, neyin nesi? Öyle ya; parası, karar verenlerin kesesinden ve kasasından çıkmıyor, ben ödüyorum…

***

Söz yenilenen kaldırımlardan söz edilmişken bir anımsatma yapayım… Sivas Bulvarı’nın Melikgazi tarafı kaldırımları yenileniyor. İnşallah, Kocasinan tarafını unutmazlar… Öyle ya, uygulamayı Büyükşehir yapıyor. “Berlin Duvarı” gibi Tramvay ile iki yakayı ayırdınız bari hizmette de ayırmayın!

***

Hunat, Kocasinan ve Melikgazi alt geçitlerinde yürüyen merdivenler var… Bunlar, kurulduğundan beri dikiş tutmaz… Sık sık arıza yapar. Başkanları sık sık uyardım; “Arıza sıklığını size rapor halinde getirsinler, nedenlerini de bir birtetkik etsinler. Bakalım ne çıkacak?”, dedim. Tabii, ne oldu bilemem…

***

Ama o zamanda söylediğim, bir tahminimi tekrarlayayım: Bu merdivenler atmosfere açık… Yağmura, kara, toza maruz… Acaba seçimde bir hata mı yapıldı? Teknik tabirle acaba buralara “dahili tip” mi kondu? Bir de; işletme ve bakım yapanlar; kurumda bu işe bakanlar acaba “ehil” değil mi?

***

Öyle oldu böyle oldu… Olan oldu ama bizim paramıza… Bana kalırsa, sık sık arıza yapan bu merdivenleri, sürekli tamir masrafı vereceğimize, yenileyelim; “harici tip” koyalım. Artık, yüzü astarından pahalı olmaya başladı… Önerim, bunların yenilenmesi. Zira ne yaparsanız yapın dikiş tutmuyor artık.

***

Değerli başkanlar ve yetkililer, makam araçlarından inmediklerinde, yaşlıların, hamilelerin, pusetli kadınların, çocukların ne çektiğini bilmiyor… Anlaşılan empatide yapamıyorlar… Her gün, merdivenleri en az iki kez kullanan birisiyim. O nedenle, duyduklarımı değil, yaşadıklarımı anlatıyorum.

***

Mesela, Kayseriform’a sık sık giderim. Orada da bu merdivenlerden var… Operasyonları da, taşıdığı insanlar da en az bunlar kadar… Ama inanın, arızalı olduğu hale hiç rastlamadım.

***

Dostlar kusura kalması… Biraz mühendislik kırıntısı var. O nedenle şüphelenme, gözlem yapma buradan bir sonuca varma, mesleğimizin gereği. Bunu sizler de bilirsiniz. Ben de, yanılabilme parantezini açık bırakarak, bir teklifte bulunuyorum.

***

Sonuçta; ya yanlış “tip” seçildi ya da işletme ve bakım hizmeti yeterli değil. Bunun ikisi de doğru… Önerimi tekrarlıyorum: Sıfırdan yenileyin…