Gün dönümüne bir hafta kaldı. 21 Haziran gelmeden, yaz gelmez bu coğrafyaya… Zaten, bağ ve yaylaya göçümde bu tarihten sonra olur… Çok söyledim merhum peder, gün dönümü gelmeden “mest-lastiği” çıkartmazdı ayağından.
***
Mayıs ortalarından itibaren Haziran ortalarına kadar genellikle yağış olur. Erciyes’e kar düştüğü de… Zaman zaman yağış dolu biçiminde de düşer. Dolu ise mahsul üzerinde olumsuz etki yapar. Mahsulü yerle bir eder. Engir kıran da bugünlere rastlar.
Tabii, günümüzde “ötmeli” bağ evi kalmadığından, kuyu başlarında yatılmadığından, daha muntazam evler yapıldığından gün dönümü öncesi de bağ göçler başladı. Hele hele doğal gaz ile ısınma, bunu daha da tetikledi.
***
Pandemi nedeniyle, biz de bir ay kadar önce bağa göçtük (19 Mayıs). Bir anlamda kaçtık. Kaçtık ama bu sefer de soğuk karşıladı… Allah’tan, kaldırdığımız sobayı yeniden kurduk. Atıyoruz odunu; ara sıra bir iki kürek de kömür… Battaniye, kazak, çorap vs. ile yatıyoruz. Tabii, endişemiz üşütmemekk ya da soğuk algınlığına duçar olmamakk.
***
Gündüzleri hava iyi… Hep öyle olur zaten… Sürekli de yağış oldu, hem de “içesine”. Dağlar, taşlar, fauna ve flora suya doydu… Ama bundan sonra ne olacak? Kıraç bağlar için bir sorun yok. Ya, “sulu bağlar”?
***
İşte, sorun da burada başlıyor. Belediyeler, maalesef, beklenildiği gibi, rasyonel bir “su yönetimi” kuramayınca, eski belediyeleri aratınca; “sulu bağların” ne anlama geldiği bilinmeyince, yıllardır yaptığımız uyarılar, bir kulaklarından girdi, diğerinden çıktı.
***
Yeniler alınmasın. Kastım umumidir. “Arkları rehabilite edin?” dedik ama yıllık rutin bakımdan öteye gidemediler. “Su kayıplarını giderici önlemler alın?”, dedik, ne dediğimizi anlayamadılar. “Kadim ve aktif olmayan kuyu ve mahzenleri kullanıma teşvik edin dedik?”, umursamadılar.
***
Mesela, “bittiğinden beri su tutmayan Öküz Çukuru Göleti’nin sızdırmazlığını giderin?”, dedik.. “ne o dediler!”. DSİ pek yanaşmıyor, bari Büyükşehir üstlensin bu işi dedik, “bize ne!” dediler… Oysa, DSİ’den teknik yardım alarak, birkaç milyon liraya Büyükşehir Belediyesi bu işi yapabilirdi…
***
Yine dedik, temmuz ortalarından sonra pek verimli olmayan Tekir Pınarlarına el koymayın; fauna ve florayı yok edersiniz dedik… Ama tesislerin ihtiyacı için el koydular… Öyle ya; Tekir Projesi denilen devasa bir projenin içme ve kullanma suyunun nasıl temin edileceğini, başında düşünmemişlerdi. Yok, bununla ilgili, zamanında yapılan öngörüden bir sayfa göndersinler, büyük bir özür dileyeceğim… Ama yok, böyle bir şey.
***
Bununla yetinmediler, Kıranardı Kent Ormanı yaptılar, 100 dönüme yakın çayır ektiler, ağaç diktiler, tesisler kurdular. Bunların sulama suyu sorun oldu. Öyle ya; “nereden ve nasıl temin edeceğiz?”, sorusu akıllarına hiç gelmemişti.
***
Bunun üzerine, Kent Ormanı’nın üst tarafına sanırım beş bin tonluk depo yaptılar… Bunu, Öküz ve Çaylak Çukur’ndan gelen su ile dolduruyorlar. Bu su, yazın ortalarında, neredeyse hiç kalmaz. O nedenle, Öküz Çukuru Göleti herkes için can simidi idi ama uyarılarımıza kulak asmadılar. Gece 24.00’ten itibaren, sabah 06.00’ya kadar yani altı saat suyumuza el koydular; depoya yönlendirdiler… Buradan da yedik mi darbeyi…
***
Kalakala kaldık, Haziran suyuna… Geçen yetkilileri aradım, Gölet’te su tutulmadığı için, suyun olması mümkün değil. Zira, pınarlar gitti. Bakalım, bir kez de olsa, yeterli su alabilecek miyiz? Ondan sonra? Yok… Anlayacağınız, yılda en az üç kez sulayabildiğimiz bahçemizi bir kez dahi sulayamaz olduk… Çok acı!..
***
Hemen belirteyim, mahallinde su hizmeti verenlerin hiçbir kabahati, kusur yok. Onlar, ellerinden geleni yapıyorlar. Ne yapsınlar? Öyle ya, DSİ’ye, Gölet’in sızdırmazlığını gidertecek halleri yok ya. AK Parti büyüklerini dikkate almayan DSİ, işçi takımını mı dikkate alacak; Allah’ınızı severseniz!..
Sonuçta; bilinen hikaye, hem inekten ve hem de küpten olduk.
***
Bu gidişle, şayet Öküz Çukuru sızdırmazlığı giderilemezse, Allah da ömür verirse Büyükşehir ve Melikgazi Belediye Başkanlarının da bulunacağı bir törenle, ağaçları kesme, odun haline getirme töreni yapacağım. Öyle ya, su olmasa ne yapacağız ki? İnanın, hepsi evladım gibi. Ellerimle büyüttüm… Yok olan her birini gördükçe, evladımı kaybetmiş gibi oluyorum.
***
Yani, hinterlant ile kendi ayağımıza, kendimiz sıktık. “Ali hocaya okuttuk…” türünden bir şey… Destek verdiğim için, benim mezarımda da çok keçi otlar. Oysa Belediyelerimiz (Kıranardı ve Hisarcık) varken ne güzel yönetilirdi, sulama suyumuz. Perşembe saat 12.00 oldu mu suyu, Hisarcık tarafına yıkar, Pazar saat 12.00 ‘ye kadar ihtiyacımızı giderirdik, iyi kötü.
***
Aslında bu, “kadim su hakkımızdı”, o da yok oldu gitti. Tekrar ediyorum, bedava akıl vermeye devam ediyorum: Tekir ve Öküz Çukuru Göletlerini paralel çalıştıramadığınız, birinden diğerine cazibe ile -ki, mümkün- su transferi yapamadığınız sürece Tekir Projesi’ne de, Kent Ormanı’na da, “sulu yerlerde” ki bağ ve bahçeciliğe de, “fauna ve floraya” da Fatiha okuyun. Arzu ederlerse, yerinde de gösteririm önerimi; “Şekil A’da gözüktüğü gibi!” diyerek… Daha ne diyeyim.


