KADİR DAYIOĞLU


GÜNAYDIN!..

Ne diyelim, üniversitelerin ruhuna; “El fâtiha!”


Efendim, sabah şerifleriniz hayırlı olsun… Bıçak kemiğe dayanınca akademyadan, hali pür melallerini anlatan bir ses çıktı… Neymiş efendim; “bilim insanlarının geliri yoksulluk sınırının altına inmiş!”. Söyleyen kimmiş? Bakalım kimmiş? Haber bizim gazeteden (Gerçek Haber, 24.01.2024)

***

Erciyes Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Doç. Dr. İsmail Ülger, yaptığı açıklamada;“son dönemdeki enflasyon ve yaşam giderlerinden dolayı bilim insanlarının gelir düzeyinin yoksulluk sınırının altına indiğini” söylemiş.

***

İlahi hocam, ülkenin hali pür melali, bıçak kemiğe dayanınca mı söylenir, Allah aşkına… Şimdiye kadar neredeydiniz? Bir ülkenin, üniversiteleri, akademisyenleri sesini çıkartamazsa, olacağı bu… Kusura kalmayın. Öyle ağlamak sızlanmak, “testi kırıldıktan sonra yol göstermek”, olmaz.

***

Değerli Hocam, 1992’den beri derneğiniz faaliyette… Şimdiye kadar nerelerdeydiniz? Çok çok az olan istisnaları hariç üniversite camiası, konuşmaları gerekirken akademisyenler “üç maymunları” oynamayı tercih ettiler… Tabii, bunda siyasal iktidar ve idarenin baskılarının olduğu muhakkak. Üniversitelerde ne akademik, ne ekonomik özgürlük var. Aslında kavgayı, “maaşlar”için değil de,“bağımsız ve özgür üniversite” üzerinden vermek lazım. 

***

Kabul ediyorum, içerisinde bulunduğunuz “ahval ve şeraiti”… Ama unutmayın, sevgili hocam, bizim zamanımızda üniversiteler böyle değildi… Eleştirirler, seslerini çıkartırlar, özgür bir ortamda akademik çalışmalarına devam ederlerdi… Ama şimdi üniversiteler, “toz oldular” ortada gözükmüyorlar.Sesini çıkartanların tepesine biniyorlar. Mesela, Boğaziçi Üniversitesi’nin üç yıldır maruz kaldığı baskıya hiç ses çıkarttınız mı?

***

Ülke ekonomisi, hukuku yanıyor, konuşması gereken sizlerden çıt çıkmıyor; çıkmayınca da halinizden memnunsunuz sanıyorduk! Demek ki, değilmişsiniz!

***

Değerli hocam, tek akademya mensupları değil, yoksulluk sınırları altında yaşayan; yığınlar var… Hocamız devam etmiş; “Son yıllardaki yüksek enflasyon, artan yaşam giderleri ve korunamayan gelir adaleti karşısında bilim insanlarının gelir düzeyi hızla yoksulluk sınırının altına inmiş; kıdemli profesör maaşının bile yoksulluk sınırının altında kalmasına yol açmıştır.”

***

“Alt unvanlara sahip akademisyenlerin durumu ise daha vahimdir. Akademinin yükünü çeken ve geleceği olan araştırma görevlisi maaşları 30 bin TL dolaylarında seyretmektedir. Özellikle büyükşehirlerde barınma ve beslenme bilim insanlarının da birincil sorunu haline gelmiştir. Konut kiralarının maaşların büyük bölümünü oluşturması bilim insanlarını da geçim kaygısına itmekte ve mesleğine yönelik çalışmalara odaklanamamaktadır” dedi.

***

Tabii, Sayın Ülger, “malumu ilâm etmiş!”, yığınların yaşadığı hali anlatmış… Yani, benim yaşadığımı hali, akademisyenler üzerinden bana anlatıyor. 

***                                                                                                        

Hocamız devam ediyor; “Gerek yurtdışı gerekse de yurt içi kongre, konferans ve sempozyumlara katılarak bilimsel yenilikleri ve gelişmeleri takip etmekle yükümlü olan bilim insanlarının, bahse konu faaliyetlere katılması da ekonomik olarak imkansıza yakındır”, diyor.

***

Başkan Ülger; “Tüm bunların yanında kurum içi çalışma barışının da varlığından söz etmek zor görünmektedir. Akademik personel, idari personel ve destek personeli bileşenlerinden oluşan üniversite kadrolarındaki gelir adaletsizlikleri içten içe öfkenin büyümesine ve aidiyet duygusunun örselenmesine yol açmaktadır.”

***

Sözlerine şu şekilde devam etti:“Tüm bunlar bir arada düşünüldüğünde akademi için tehlike çanları çalıyor” demek yanlış olmayacaktır. Şartlar itibariyle birçok bölümün araştırma görevlisi bulamama sorunuyla karşı karşıya kalması çok uzak görünmemektedir.”

***

Bilim ve teknolojide gelişmiş ülkelerde akademisyenlere endişesiz bir hayatı finanse edecek düzeyde maaş verilir ve bilimsel araştırmalara kendi maaşlarından harcama yaptırtmazlar; üniversitenin bunun için özel bütçesi vardır.”

***

“Akademisyen maaşları o kadar düşük düzeyde ki, bir araştırma görevlisinin aylığı, yoksulluk sınırının da altına düşmüştür. Araştırma görevlisi olacak adaylar akademiyi tercih etmeyip özel sektör veya diğer kamu kurumlarında kendilerine iş imkanı aramaktadır.”

***

Tam bu noktada Hocamıza samimi bir soru yöneteceğim: Diyelim akademisyen ücretleri istenilen seviyeye geldi. O taktirde, “özgür” bir ortamda bilimsel çalışma yapabilecek misiniz? Kusura kalmayın, hiç sanmıyorum!

***

Ne diyelim, üniversitelerin ruhuna; “El fâtiha!”