Gün dönümü 21 Haziran’dı… Yaza merhaba denilen gün… Üç ay sürecek yazın başlangıcı. En uzun gündüz haliyle en kısa gece yaşanır… Bir müddet sonra gündüzler kısalmaya, geceler uzamaya başlar… Bu döngü, on binlerce yıldır devam eder… Kuşkusuz, bundan sonra da devam edecek…
***
Eskiler, “gün dönümü gelmeden yaz gelmez!” derlerdi… Rahmetli peder, “mest-lastiğini” gün dönmeden önce çıkartmazdı… Haliyle, gün dönmeden de bağa göçülmezdi… Şimdi ki evler muhkem, ulaşım kolay olduğundan, erken göçenler çok oluyor…
***
Hele hele depremden korkanlar, ta kışın kapağı attı bağlara… Tabi, “bir musibet bin nasihatten iyidir”, kavli gereği, merkezi ısıtmanın, münferit ısınmaya nazaran daha ucuz olduğunu gördüler. Umulur ve temenni edilir ki, apartmanlarda, sitelerde yaşayanlar, yakıt parasından şikâyet etmezler.
***
Tabii, asıl şikâyet etmeleri gereken, “görevli maliyeti!”Nitekim öyle de olacak… Bir görevlinin maliyeti, yakıt parasına “Mevlut okutacak” hale geldi, asgari ücret net, 11.402 lira olunca… Bir de bunun şu ya da bu nedenle ödenecek “kıdem ve ihbar tazminatı” var…
***
Bundan böyle asıl kavga; “görevli olsun mu olmasın!” noktasında olacak. Muhtemelen, işe son vermeler başlayacak. “İllegal çalışma!” hayatı günümüze girecek. Bu tür bir çalıştırmanın sonu ağır bedellere duçar olur, haberiniz olsun… Çalışan, iki tanıkla parasını alır, mahkemeden…
***
Gün dönümü yaklaştıkça yağışlar da peşinden gelirdi… Ama bu sene bol oldu ve çok erken başladı… Mayıs neredeyse yağışlı geçti… Şimdi ise, 21 Haziran gök gürültülü sığınaklar devam ediyor… “Sel seli götürdü!”, denecek türden…
***
Bir anlamda, çok uzun süreler öncesi gördüğümüz, hasret kaldığımız, “kırkikindi yağmurları” gözüktü, bu yıl… Ama bu da eskilere rahmet okuttu… Yani, “kabak tadı verdi!”; “olmaz ki, bu kadarı da!” dendi…
***
Bostanlar ve hububat büyük zarar gördü… Biz, üçüncü kez fasulyeyi ekeceğiz. Bakalım çıkacak mı? Yanlış anımsamıyorsam, çıkmayan ama toprak içine yönelen fasulye tohumlarına; “gök göbek oldu!” derlerdi, eskiler…Mahsul, toprak şöyle bir sıcak görmedi ki, kendisine gelsin… Etraf diz boyu otlarla dolu… Tabii, bu yağışlar daha çok meyvesiz bitkilerin işine yaradı… Dağlar taşlar yemyeşil…
***
Bu sene, yine kayısı yok… Sanki“kayısının” köküne kibrit suyu dökülüyor gibi… Çocukluğumuzda kayısıdan dallar yıkılır, kadınlar lanet okurdu… Öyle ya, toplanacak, sonra “yarılacak”… Kuruyacak sonra toplanacak… Öyle günler olurdu ki, “lüks lambası”, “fener” eşliğinde gece yarılarına kadar kayısı yarılırdı… Hatta toplamaktan bıkanlar, toprağa gömerlerdi, babalar, “hacı babalar” görmesin, diye…
***
Demem o ki, o güzelim kayısılar, yok olup gitmekte… Bir gün gelecek, nasıl olsa ürün vermiyor diyerek, insanlar kayısı dikmeyecek ve kendiliğinden nesli tükenecek, Kayseri’de… Tabii, bu benim, cahilane yorumum… Daha bilimsel bilgiyi, tarım il müdürlüğünden alabiliriz…
***
Neyse, dönelim siyasetteki gün dönümüne… Müthiş bir satranç oynanıyor, Ankara’da… “Ankara’da oyun bitmez!” dedirtecek türden. Arkaya geçip “üç puan” alma peşindeler… Arkadaşların “keyfi gıcır”“yırtılan tüfekçi Bekir’in yakası!”. Kurt ne bilsin kuzunun kıymetini…Umurlarında mı!..
***”
Ortalık toz duman… İktidar seçim sarhoşluğunu üstünden atamadı, kaybedenler ise, “ölü evi sakinleri”gibi… Muhalefet özellikle CHP ve İYİ Parti’de kazanlar fokur fokur kaynıyor… Kaynayan kazanları doldurabilmek için var güçleri ile çalışıyorlar.
***
Bakalım, kim kimi yiyecek… Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Akşener’e anımsatayım… Parti içi bu kavgalar, bir “Pirüs Zafer”e de dönüşebilir, haberiniz olsun…
***
Bakınız; “gün dönümünden” girdik, “siyasetten” çıktık… Son sözüm şu: Siyaset duvarı, kendisine ait olmayan taşları bünyesinde barındırıyor. Bu taşlar ne zaman ait oldukları duvarlara gitti, siyaset o zaman netleşmeye başlar…
***
Bu, demokrasimiz için olmazsa olmaz şart; taşlar mutlaka ait oldukları yere gitmeli. Bir de olmazsa olmazlara, şunu ilave edeyim: Üyeliğin yasa gereği zorunlu olduğu kuruluşlar (Esnaf, ticaret, sanayi, MMO, tabip, eczacı odaları, yargının bir ayağı olan barolar hariç) ne zaman “gönüllülük ve çıkar” esasına göre örgütlenir, işte o zaman kamil anlamda demokrasinin önü açılır.
***
Yoksa, henüz sınıfsal bilinci, “zorunlu üyelik” nedeniyle göre oluşmamış kuruluşlarla, “sarı” hale gelmiş sendikalarla demokrasimiz bir adım öteye gidemez. Kamunun sivil içerisinde ki uzantısı haline gelmiş, onun gözü kulağı olmuş odalarla,“sarı” hale gelmiş memur ve işçi sendikaları ile demokratik standartlarımızın yükselmesi mümkün değildir. Kaynakta ki ya da “kaynak sorunlardan”birisi bu… Ya hu, bir oda, bir sendika başkanını çeyrek aşırı geçkin bir süre görevde kaldığı.


