İnanın gülmeyi unuttuk. Gerçekten üzüntülü ve sıkıntılı günlerden geçiyoruz… Siyasetin ağzı iyice bozuldu; ağızdan çıkanları kulaklar duymuyor… Yazık, hem de nasıl? Hasılı kelam, işler pek iç açıcı değil… Bir türlü sorunlarımızı, “makul” de “arama” gibi bir performansa sahip olamadık; çözümü makulde arama hayat tarzımız olabilse, çok şeyi hallederiz.“Çözümünü sadece kendimizin bildiği sorun yaratmada” mahiriz.
***
İnanın TV özellikle liderleri, haber ve haber programları izleyemez oldum… Tansiyonum fırlıyor, hiç tevazu göstermiyorum, keşke bazı şeyleri bilmeseymişiz.Sokakta ki, sıradan bir vatandaş olmayı çok isterdim. Aklın eriyor ama gücün yetmiyor, vesselam… Böyle can sıkıcı ve kasvetli bir ortamda, birkaç fıkra ile gündemin dışına çıkmak istiyorum…
***
Kıvılcım Kitapevi’nde mutat toplantılarımızın birindeyiz… Burası, Ayhan Çetinkaya’ya ait… Ayhan ise, “Ülkücülüğünden” hiçbir şey kaybetmeyenlerden… Dünya değişir ama Ayhan’ın “Ülkücülüğü” değişmez. “Söz verdim bir kere dönmem yolumdan!” diyor.
***
Hüseyin Cömert hocamız bir fıkra anlattı… Kadın evleneli üç ay olmuş ve bir çocuğu doğmuş. Adam sormuş hanımına: “Üç aylık çocuk neyin nesi?” Kadın başlamış hesap yapmaya: “Bak herif. Ben evleneli üç ay oldu. Sen evleneli üç ay oldu. Etti mi altı? Üç ayda da çocuk doğdu. Etti mi dokuz… Ne yani, on günü mü başıma mı kakıyorsun!”
***
Bunun üzerine bizim eski saylav sinsice güldü: “Bizim genel başkanın hesabına döndü!” … Saylav kim, genel başkan kim? Hiç sormayın, gitsin…
***
Tabii, SaylavımızHüseyin hocamızdan hiç geri kalır mı, bir fıkra da o patlattı: Adamın biri dükkân çırağına; “Daş…yidiğim, bana bir bardak su verir misin?”Çırak da pi…n teki: “Vermem amca, takım halinde yersen su veririm!”
***
Başbakanımıza göre, her ne kadar “milli içkimiz” ayransa da, kimilerine göre “rakı”. Onun da yanına yaklaşılmıyormuş. Ucuz olduğu için şarap içenimiz çoktur… Gerçi, şarap da çok pahalılaşmış, “Şarapçı” arkadaşın ifadesine göre. İspirtonun fiyatı nedir? Bilmiyorum. İspirto deyince, “ispirto çeken” ayakkabı boyacısı “Çeto” aklıma geldi. Ne yapsın, garibim?
***
Şarap, hem de günlük hayatımıza o kadar girmiş ki, takılan isim haline de gelmiş… Mesela “rakıcı”, “viskici” denmez ama “şarapçı” denir… Bizim zamanımızda, Demirspor’un bir kalecisi vardı, “Şarapçı Zeki”…Anlatırlar, şarap içmeden maça çıkmazmış… Bir de, “şarapçı” lakaplı hakem vardı. “Sallabaş!” da derlerdi. Sümer sahasında maç yönetirdi. Çok da dayak yerdi…
***
Bir de, “Şarapçı Kazım” ağa vardı. Şarap satardı… Yeri de, Meydan’dan Düvenönü’ne giderken hemen soldaydı… Yine mesela; “şaraphane” vardır ama “viskihane”, “rakıhane”, “votkahane” yoktur…
***
Şarap şişesi dışında para eden, içki şişesi olmazdı. Bu nedenle, şarapçılar, kumanya “çıkışırken”, “boş şişelerin” kaldığı arkadaşın hesabın şöyle yaparlardı: “Kırık kırk daha seksen… Seksen seksen daha yüz seksen… Tamam mı?”“Tamam!”Eeee… Boşuna dememişler; “Sarhoşluk arabacılık değil!”
***
Yine bizim zamanımızda kumanya ile içilen içkilerde, “hak geçirilmezdi”. Bu nedenle beyaz peynir tavla zarı gibi parçalara ayrılır, leblebi sayılarak önlere konurdu…
***
Şimdi bol olduğuna bakmayı, hel hele kışın salatalık falan hak getire… Turfanda olurdu… Bir bahar günü çilingir sofrası kurulmuş, bir tane de salatalık varmış masada… O masanın yabancısı merhum “düğmeci” abimiz de katılmış… Nerden bilsin “hak geçirilmeyeceğini!”… Almış salatalığı eline, “hard!” diye ısırmış, üçte birini ağzına atmış… Bunun üzerine merhum Dayımız; “Ha, bir Temmuz ayı!” diye tepki vermiş…
***
Adam biri dışarı çalışmaya gitmiş… Aradan birkaç yıl geçmiş, memleketine gelmiş… Bakmış ki evde dört çocuk var… Adam başlamış saymaya; “Bak hanım şu Ali, şu Veli. Şu da karnındaki. Ya şu yoğurt yiyen neyin nesi?” Kadın cevap vermiş: ”Aman be herif… Dert ettiğin şeye bak, o da sana baba falan demiyor ki, kendi halinde oturmuş yoğurdunu yiyor!”
***
Birkaç kez anlattım bir kez daha anlatayım… Balayından dönen kızına anası sormuş: “Yediğin içtiğin senin olsun, Paris’te gördüklerini anlat!” demiş… Kız da içini çekmiş: “Ne anlatayım anacığım… Tam bir ay, kaldığımız otel odasının tavanından başka bir yer görmedim!”
***
Bizim halimiz de buna benzer… Hayatımız “lider kavgalarını” dinlemekle geçti… Hâlâ devam ediyor. Aslında bu; “cambaza bak cambaza!” numarasından başka değil… Ah bir de iktidar, cebimize göz dikmese? Vallahi, yolunmuş tavuğa, kümesteki kaza döndük… Vere vere bir şeyimiz kalmadı.
***
Tabii; “papaz” eriğine “hafız” eriğine dönüştüğü, “suyun üfleyerek içildiği”, etrafı “buyur hacı abi”lafının, “Şiremenlinin çalgıcılarının” yerini mehterin aldığı Kayseri’de bunları anlatmak pek hoş karşılanmayacak. Biliyorum… Eeee… Ne yapalım, maksat muhabbet olsun.


