KADİR DAYIOĞLU


GÜCÜK BEREKETİ İLE GELDİ!

Merhum Çetin Altan ustanın dediği gibi; “Enseyi karartmayın!”, Kayseri’ye, “Fakılı istasyonunda beklese de!” hızlı tren de gelir, otoyol bağlantısı da yapılırAma bizim kuşak görebilir mi? Bilemem.


Ramazan yarılandı, gücük de… Yakında cemre toprağa da düşecek. Şunun şurasında, iki hafta kışımız var. Pek sevinmeyin, artarda “sayılı günler” gelecek. Asıl o zaman sebze ve meyve, “kaçacak yer”, bulamayacak. 

**

Birinden kaçsalar diğerlerine yakalanacaklar. Bu döngü hep böyle oldu, olmaya da devam edecek, insan iradesinden bağımsız; tıpkı deprem gibi…

**

O nedenle pek sevinmeyin, “bu yıl bol bol meyve yiyeceğiz!” diye. Güzel bir sözümüz var; “Tavuğun cücüğü gücün sayılır!” Bekleyip göreceğiz.

**

Evet. Ramazan ve gücük yarılandı. Ramazan “bereketi” ile geldi mi? Bilemem. Onun muhterem ahaliye sormak gerekir. Ama şüphesiz, gücük bereketi ile geldi. Bol bol yağış var. “Gücük de kar, güdük devenin kuyruğuna çıkar!” sözünü doğrularcasına. 

**

Şayet bu yağışlar, marta da devam ederse, ağaçlar/tabiat geç uyanır, işte o zaman sebze ve meyve de bol olur. Şunun şurasında ne kaldı ki? Göreceğiz. 

**

Tabii, bu kadar kar, kalır sanmayın. “Gaba yil memuru izinden dönsün”,  bir saat essin, dağlarda taşlarda dirhemi kar kalmaz. O nedenle, sık sık olmasa bile arada bir yağış olmalı ki, “dağlar karını martta alsın!”. Tabii, “Erciyes’in karı da kâra dönsün!”

**

Büyükşehre sorarsanız, döndü bile. Ama “kurt kışı geçirirmiş ama yediği ayazı unutmazmış!” kavli gereği bunu otellere, işletmecilere soracaksınız. Ne diyecekler acaba?

**

Ha unutuyordum, Erciyes bir de “termal turizme” açılacaktı. Sonda üstüne sonda yapıldı. Sonuç ne? Bir açıklasalar da öğrensek. Yoksa, “abaya kürek mi çektik?” Harcana par ve emek boşa mı gitti?

**

Dikkat ederseniz, “hızlı trenden” de ses ve seda çıkmaz oldu. Fiziki ve parasal gerçekleşmeleri bir açıklasalar da öğrensek. Yoksa, tren geliyor da, Fakılı istasyonunda ikmal mi, yapıyor?

**

Başka yerlerde var mı bilmem. Kumar masasında kağıt atmak için bekleyenlere, “ha bir Fakılı istasyonu” derlerdi. Tabii, şimdi trenler dizele dönüşünce, bu istasyonun kıymeti kalmadı. 

**

Öyle ya, buharlı trenler su, odun, kömür ihtiyacını burada karşılarlar, o nedenle, mecburen beklerlerdi. 

Bizim nesil çok şanslı, “kara tren”, “dizel” ve elektrikli tren dönemlerini gördük. Seyahat ettik de… Bizden sonraki nesiller “kara treni” bilmezler. Şarkılarda türkülerde görürler, ancak. 

**

Dostlar, trenin hayatımızdaki yeri, başka ulaşım araçlarına benzemez. Tren bir anlamda hasret giderme ve buluşma aracı.

**

Üzerine, yüzlerce yazı yazılmış, şarkı/türkü bestelenmiş. Ama uçak üzerine yazılan bir cümle yazı, yapılan bir beste, yakılan bir türkü gördünüz mü? Ben görmedim.

**

Hâkeza, otomobil üzerinde de… Benim bildiğim merhum Münir Bey’in, bir filim için bestelediği; “Otomobil uçar gider / Ömrüm gibi geçer gider” şarkısı var. Bunu da en güzel Nesrin Sipahi okurdu. 

Başka? Bildiğim yok. Ama “kara tren için” tümen tümen… 

**

Mesela; “Uzayıp giden tren yolları!”, “kara tren gelmez mola/ Düdüğünü çalmaz mola” ya da;

**

Duyarım, yazmışsın iki satır mektup

Vermişsin trene hâlini unutup

Kara tren gecikir, belki hiç gelmez

Dağlarda salınır da derdimi bilmez

Dumanın' savurur, hâlimi görmez

Gam dolar yüreğim, gözyaşım dinmez.

**

Merhum Çetin Altan ustanın dediği gibi; “Enseyi karartmayın!”, Kayseri’ye, “Fakılı istasyonunda beklese de!” hızlı tren de gelir, otoyol bağlantısı da yapılırAma bizim kuşak görebilir mi? Bilemem.