KADİR DAYIOĞLU


GÜCÜK

Cemrelerin takvimi şöyle: • Birinci Cemre (Havaya): 19 Şubat 2026 • İkinci Cemre (Suya): 26 Şubat 2026 • Üçüncü Cemre (Toprağa): 5 Mart 2026


“Anam babam hesabı” kışın altmış gününü geride bıraktık. Şunun şurasında bir ay kışımız kaldı. Bu aya da halk “gücük” der. Karakış ile zemheri geride kaldı artık. Tabii, gücükten sonra “sayılı günler” var. O nedenle, fazla sevinmeyin, kış bitti diye. Kısa zamanlı, daha ne soğuk günler gelecek.

**

Bu coğrafyaya, gün dönümü gelmeden yaz gelmez. Rahmetli peder, “mest/lastiğini” gün dönümü gelmeden kaldırmazdı. Asıl sebze ve meyveyi, sayılı günlerde ki “don/soğuklar” vurur. Bir vurur, pîr vurur. Vurur geçer, farkına bile varmazsınız. Ama bitkiler varır ama nafile, “yalancı bahar!” onları da aldatır. Hemen çiçek açar, sonra feleği şaşar.

**

Zemheri yağışlı geçti. Yükseklere kar, alçaklara yağmur düştü. Çok sıkıntılı soğuklar da olmadı. Öyle ya, geçtiğimiz ay, “zemherinin çat ayazı” beklenirdi. Nitekim Evliya Çelebi merhum bu ayı şöyle anlatır: “Erzurum’da kedi, damdan dama atlarken havada donmuş!”

**

Tabii, yine halk girdiğimiz “gücük” için; “Gücükte kar, güdük devenin kuyruğuna çıkar!”, ya da “Dağlar karını martta alır!” derler. Aslında bu günler, çiftçinin tarım takvimi için önemli virajlar. Bunlara göre ekim/dikim için hazırlık yapılır.

**

Mesela, dikmeler, güllere dikilir; bunların yerleri değiştirilir; yine bunlar budanır. Yarma/kalem aşısı yine ağaçlarda kış mücadelesi için “bordo bulamacı” bu ayda, yapılır. Ağaçlar uyandıktan, tomurcuklar oluştuktan sonra “kış mücadelesi” yapılmaz. Zira, meyve gözlerini yakar.

**

Ağaçlara su yürüdükten sonra artık bu aşı yapılmaz. Gün dönümü (21 Haziran) beklenir, “yaprak aşısı” için. Daha sonra “yavsu/uyku” aşısı devreye girer. 

**

Siz siz olun da, “ebe-ecdattan” kalan meyve ağaçlarını, aşı yolu ile çoğaltın, nesillerini devam ettirin. Öyle ya, nesillerin devam etmesi gerekir. Ben bunu başardım. Çok kolay sizler de başarabilirsiniz. 

**

Ama henüz sebze ekilip, dikilmez. Onlar için toprağın ısınması beklenir. Yine eskiden; “çıplak kıç” ile toprağa oturulur, “kıçın ısınma” durumuna göre, hareket edilirmiş. Bunların tarihleri de, bu coğrafya için, 19 Mayıs sonrasıdır. Daha önce ekilen tohumlar, çürüyebilir. Fideleri don vurur.

**

Bir de kuyu/mahzeni olanlar mutlaka, mümkünse akar su, gücükte iyi yağarsa, kar; hatta damlara/çatılara düşen yağmurla doldursun. Yazın çok yararını görürler. Unutulmasın, ülkemizin ve de dünyanın en önemli sorunu ne şu, ne bu, sadece su.

**

Bir de önümüzdeki günlerde, mart ortalarında, yağışlar ve karların erimesi ile, “feyezanlar” oluşabilir. O nedenle, belediyelerin taşkın kanallarını, şimdiden temizlemeli, açık tutmaya başlamalı. Bu uyarımı da yapmak istedim. 

**

Biliyorsunuz “feyezan”, “feyz”den gelirmiş. Bolluk, bereket demekmiş. “Fâiz” de aynı köktenmiş. Fakat, “riba”, katlanarak artan/büyüyen anlamındaymış. Bu kısa nottan sonra devam edelim. 

**

Tüm bunlar, süreçler normal giderse, doğru. Bir de, geçen yıl olduğu gibi, “iyi meyve olur bu sene!” dendiği anda, şiddetli bir “don” olursa, avcunuzu yalarsınız. Her türlü meyvenin tanesine hasret kalırsınız. Başka illeri bilmem ama geçen yıl Kayseri bu hali yaşadı. Hasılı kelam, “baharı görmeden yaz geldi geçti!” Bakalım bu sene nasıl geçecek havalar?

**

Tabii, bugünlerde, “Birinci cemre ne zaman düşer ile cemre düşme sırası ve aralıkları!” sorulur.  Şubat ayı ortalarına gelirken merak edilen konulardan biri, bu. Yine bugünlerde bu konu, havaların ısınmasını bekleyen vatandaşların gündeminde yer alır.” 

**

“Kışın soğuk günlerinin geride kaldığını haber veren cemreler; sırasıyla havaya, suya ve toprağa düşerek doğadaki ısınma sürecini temsil ediyor.”

**

Cemrelerin takvimi şöyle:

• Birinci Cemre (Havaya): 19 Şubat 2026

• İkinci Cemre (Suya): 26 Şubat 2026

• Üçüncü Cemre (Toprağa): 5 Mart 2026

**

Bu tarihlerle birlikte hava sıcaklıklarında artış gözlemlenirken, doğada da yavaş yavaş bahar belirtileri ortaya çıkmaya başlıyor. Daha çok çok günler var “mihricanlara”. Ama olsun, çok sevilen türkünün metnini verelim; huzur dolu günler dileyelim.

**

Mihrican; (Fars. mihrgān). Pagan döneme ait olup günümüze kadar gelen bir halk inancını ifade eder. Sonbahar. Eski Îranlılar’ın, gece ile gündüzün eşitlendiği yedinci güneş ayının on altıncı gününden başlayarak altı gün kutladıkları bayram. Bizde de çok kullanılan “mihrican” ile artık yazın bittiği, kışa doğru adım atıldığı günler anlatılır. “Küçük” ve “büyük” mihrican peş peşe gelir.

**

“Mihrican mı değdi, gülün mü soldu, /Gel ağlama garip bülbül ağlama, /Felek baştan başa kimi güldürdü, / Gel ağlama garip bülbül ağlama,

**

Şakı benim Şeyda bülbülüm şakı, /Bu dünya kimseye kalır mı baki, /Sana da mı değdi feleğin oku, / Gel ağlama garip bülbül ağlama,

**

Gonca gül açılır, har ile geçer, /Dertlilerin ömrü zar ile geçer, /Turabi biçare serinden geçer, /Gel ağlama garip bülbül ağlama.”

**

Turabi de çok güzel dizelerle anlatmış. Bir de bu türküyü Aysun Gültekin gibi ustalardan bir dinleyin de bakalım. Yöre, Yozgat-Deremumlu Köyü. Kaynak kişi İbrahim Bakır. Derleyen, Muzaffer Sarısözen