KADİR DAYIOĞLU


GÜCÜK

“Gücük’te kar, güdük devenin kuyruğuna çıkar!”; “Dağlar karını Mart’ta alır!” derler…


Zemheri çıktı, “doksan taşının” sonuncusu “gücük” girdi… Şunun şurasında otuz gün daha kışımız var… Arkasından “sayılı günler” gelecek… Derken; “baharı görmeden yaz gelip geçecek!”. Sonra, “freze bas kara bas!”Doğadaki bu döngü binlerce yıldır devam eder durur.

***

Sevgili dostlar, yaşlılıkta“numaratör”çok hızlı dönüyor, bugünlerde dönen akaryakıt sayaçları gibi. Bir de bakmışsın yıl bitmiş. Ne zaman geldi, ne zaman bitti fark edemiyorsunuz… Ama şunu iyi hissediyorsunuz; “Ömrümüzün son deminin, son baharının” geldiğini…

***

Ne diyelim; “hepimizin hüsnü hâtimesi için, rıza’enlillahi Teala… El Fatiha!”

***

Gelelim mevzuu hutbemize. “Gücük’te kar, güdük devenin kuyruğuna çıkar!”; “Dağlar karını Mart’ta alır!” derler… Bakalım öyle mi olacak. Gücük yağışlı mı yoksa Hüseyin Cömert Hocamızın dediği gibi “kurak” mı geçecek…

***

Hocamızın ifadesi ile“o eski kışlar gelmezmiş artık!”Anadolu’da müthiş bir iklim değişikliği söz konusuymuş… Bitkilerin ve hayvanların yeni şartlara uyumu için uzun bir zaman geçmesi gerekirmiş.

Kim bilir belki de ona bu bilgileri, “mânâ âleminden”, piri Sarı Saltuk veriyordur. O nedenle, Gücük geldi diye sevinmeyin.  Bira daha sabırla bekleyin; bahara daha zamanımız var. İnşallah, bol bol yağış gelir.

***

“Sarı Saltuk” dememin bir nedeni var… Önümüzdeki hafta düşmeye başlayacak “cemreler”. “Cemre düşmesi”,Halk kültüründe, halk irfanında, Türk dünyasındabüyük öneme sahipmiş. Bir “Şaman” geleneğiymiş, yine Hocamıza göre en büyük “Şaman”da Sarı Saltuk’muş.

Tabii, ‘Abdal Musa’yı, hepsinin tepesinde duran “Barak Baba”yı unutmayın. Hacıbektaş’ın, Yunus’un, Mevlana’nın esin kaynakları bunlarmış. Orta Asya’dan, Rumeli’ye kadar oluşan Türk halk irfanının esin kaynağı bunlarmış.

Diğerleri mi? Yerim dar ve hem de konumuz olmadığı için zamanına havale ediyorum.Yok, bu konuda detaylı bilgi sahibi olmak isteyenlere merhum Hocamız A. Vehbi Ecer’in “Yesevi’den Ahi Evren’e” isimli eserini, hararetletavsiye ederim. Tabii, Ahmet Yaşar Ocak Hocamızın kitap ve makalelerini de… Ecer de sağlığında kıymetini bilmediklerimizdendi. Allah rahmet eylesin. Neyse, konumuz bu değil…

***

Cemreler, bir anlamda dönemsel tarım takvimimin de başlangıcı. Bu günlerde, ağaçlarda kış mücadelesi yapılır. Aslında daha önce başlamak gerekirdi. Olsun, “göztaşı”nındiğer adı ile “bordo bulamacının”tam zamanı. Budamayı da ihmal etmeyin.

Zira ağaçlara henüz su yürümedi. Su yürümediği için “yarma” ya da kalem aşısının tam zamanı, Mart. Gerçi bizim rahmetli peder, güz sonunda, ağaçlardan su çekilince başlardı yarma aşıya. O da güzel aşı yapardı. İnanın, hiç özen göstermeden yaptığı aşılardan hiç “sapan” olmazdı.

***

Biliyorsunuz; bunu yaparken da sert çekirdeklileri kendi arasında; yumuşak çekirdeklileri de kendi aralarında aşılayabilirsiniz. Mesela badem ile kayısıyı, vişne ile kirazı, elma ile armudu vs. Bir de işin uzmanları, kullanılan kesicileri mutlaka “dezenfekte edilmesini” tavsiye ediyorlar.

***

Hayırlısıyla Nisan’ı, tabii, “Mayıs 7”sini yani Hıdırellez’i atlatırsak meyve yeme şansımız var. Unutmayın, Mayıs ayı da tuzaklarla ya da “sayılı günlerle” dolu. O nedenle, içesine, ağız tadıyla meyve yiyebilmek için yine hayırlısıyla Mayıs’ı da atlatalım.

***

Henüz sebze ekim ve dikimi için henüz vakit erken. Ama seralarda tohum ekebilirsiniz. Ekebilirsiniz ama “soba” da hazır olsun. Umulmadık bir anda şiddetli soğuk olabilir. Açıkta sebze ekmenin zamanı şöyle tayin edilirmiş: Çıplak kıçla toprağa oturacakmışız… Şayet kıçımız ısınıyorsa, ekip, dikebilirmişiz. Soğan çiçeklerinin de dikiminde de toprağın ısınmasını beklemek lazım. Ama dikme dikmenin, yerlerini değiştirmenin tam zamanı.

***

Saksı çiçeklerini dışarı çıkartmayın. Hele bir Nisan’ın ortalarını bir bulun. İki yıl önce, 30 Mart’ta, şiddetli soğuk, korunaklı diye “köşke” çıkarttığım saksıları, kavurdu attı. Çiçekler, kendilerini zor toparladı. Hele hele ortancası olanlar için, bu günler, kıştan daha tehlikeli.

***

Sandal, dayanıklı bitkidir. Budaya bilir, çelikle çoğaltabilirsiniz. Biliyorsunuz, çok da su istemez. Dedim ya, dayanıklı bitki diye. Bana sorarsanız, saksı çiçeklerinin hası, sardunya. Mevsimliklerin de “petunya”. Yıllar yıllar önce, sardunyayı bana, Ömer Dengiz’in babası merhum Emir Dengiz tavsiye etmişti. Emir abiyi de rahmetle anıyorum. Güzel insandı, vesselam.

***

O tavsiyeyi hiç unutmam, sizlere de tavsiye ederim, mutlaka sardunya dikin. “Eksi derecelere düşmeyen” bir bodrumunuz varsa, orada bir kış koruyabilir; bu günlerde, saksının içinde uyandığını da görebilirsiniz. Ha. Bendeki bu çiçek sevgisi, rahmetli annemden miras…Çocuğu gibi severdi çiçekleri. Hele bir “küpeleri” olurdu, abartmıyorum, kucaklayamazdınız.

Hasıl kelam doğayı severseniz, faunaya ve floraya sevginizi aktarabilirseniz, onun dilinden anlarsanız, o da çok cömerttir. Misliyle size iade eder. İnanın böyle… O nedenle, bitki ve hayvanlarda “his” yok diyenler, müthiş derecede yanılırlar. Yeter ki siz onlarla konuşun!..Yazınızın da, kışınızın da bugünlerden daha güzel ve daha hayırlı olması dileğiyle, nice “doksan taşlarına”.