Çoklarına ters gelecek. Hatta tepki çekecek bir iki laf edeceğim… Korunması, gözümüz gibi bakılması gereken “girişimci”den; müteşebbisten… Bunlar, zor yetişir... Ot gibi topraktan bitmez ya da “hudâyinâbit” değildir.
***
Boşluğu gören adamdır… Boşluğu dolduran adamdır. Unutmayalım; doğa gibi ekonomi de boşluk kabul etmez, mutlaka doldurulur… İşte devletlerde, bunun nasıl doldurulacağında, “hukuk” deveye girer. O nedenle, tüm olmazsa olmazların başında “hukuk” gelir, “hukuk devleti” gelir…
***
Bir ülkede “hukuk” yoksa orada da dolduran olur mutlaka. Dedik, işin doğası böyle… Ama artık “merdiven altı”, “illegalite”, “mafyalaşma” söz konusudur…
***
Her iktisadi sistemin olmazsa olmazları vardır. Serbest piyasanın olmazsa olmazı da “girişimcidir”. Diğer unsurlardan bazıları olmasa ya da eksik olsa bile piyasa sistemi, iyi kötü çalışır ama “girişimcisi” olmayan bir piyasanın çalışması mümkün değildir.
***
Söz serbest piyasadan, girişimciden açılmışken, bir başka olmazsa olmaza daha değinmek istiyorum; “aracı”. Aslında, “aracı” da bir girişimcidir; buna da bu gözle bakmak gerekir. Ama maalesef, aramızda “aracıya”pek iyi gözle bakılmaz; “asalak” gibi algılanır. “Aracıyı kaldırdın mı abicim, bak ortalık nasıl süt liman oluyor!” muhabbetini sık sık duyarız.
**
Unutmayın; aracı ya da komisyoncu ya da kabzımal“üreticinin” sigortasıdır…
***
Aslında;“Aracısız piyasa olmaz!”. Bu söz üstadımız Ege Cansen’e ait... Geçen yıllarda, eski Tarım Bakanı Sami Güçlü’nün; “Halleri kaldıracağız!” sözü üzerine Üstadımız ; “Aracılara ölüm!” başlığı altında, nefis bir yazı yazmıştı. Sayın Bakanın, “Halleri kaldıracağız, dolayısıyla sebze ve meyve fiyatları yüzde 8 kadar ucuzlayacak!” sözünü duyunca yüreğim cız etmişti… Sonradan; “Yanlış anlaşıldım!” falan dese de lâf ağızdan çıkmıştı bir kere…
***
Şuanda ülkede uygulamaya çalıştığımız piyasa modelini, bir sistem bütünlüğü içerisinde değerlendiremezsek, bu sistemin araçlarını hayata geçiremezsek bir arpa boyu bile yol alamayız. Bu nedenle serbest piyasa modelinde hem “aracı” vardır ve hem de “spekülatör”. Bunlar piyasanın önemli aktörleridir. Bu nedenle, aracısız ve spekülatörsüz, piyasa düşünülemez.
***
Bunu düşünen “Büyük Türk Büyükleri” olmadı mı? Elbette oldu. Hem de mebzul miktarda. Bunların hikayesini de, Cansen’in anılan yazısından özetle takip edelim... Aslında bizim ve bizden önceki kuşağın yakından tanık olduğu ve fakat unuttuğu bir hikayeydi bu...
***
“Üreticiden tüketiciye aracısız satış” fikrinin şampiyonu, CHP’dir. 1970’lerin başbakanı merhum Ecevit, domatesin Silifke’de tarlada 25 kuruşa satılırken, Ankara’da manavda 125 kuruşa satılmasına akıl erdirememişti. Daha doğrusu bunun, değiştireceği ‘bozuk düzen’in bir parçası olduğuna inanmıştı.
***
1950’li yıllarda İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Fahrettin Kerim Gökay’ın, yaş meyve ve sebzede ucuzluk sağlamak için ‘icap ederse Taksim meydanında (belediye olarak) domates satarım’deyişi hâlâ hatırlardadır. Daha sonraki yıllarda CHP’li belediye başkanları da aynı yolda yürüdü. TANSAŞ hikayesi...
***
Bu hikayenin aslı, genel kabul görmüş bir yanlışa dayanır; o da “ticaretin, katma değer yaratmadığıdır”. Bu ülkede ve özellikle sosyalist kültürünhakim olduğu daha pek çok ülkede, ticaret, “asalak” bir iktisadi faaliyet olarak algılanır. Aracılar ortadan kaldırılırsa yani üretici ile tüketici karşı karşıya gelirse, hayatın ucuzlayacağı sanılır.
1970’lerde ki TANSAŞ denememesi, “piyasacı”Özal ANAP’ının, Mehmet Kızıklı başkanlığındaki merkez ilçesinin, şimdi WyndhamOteli’nin bulunduğu alanda, kamyonlarla “üreticiye!”, sebze meyve sattırmaya kalkması, bu kökünden yanlış, bir ekonomik bâtıl inancın sonucuydu. Yani, CHP’liler böyleydi de ANAP’lılar, DYP’liler vd. çok mu farklıydı ki, sanki?
***
Peki, şimdi AK Partililer bunlardan çok mu farklı? Bunlarda, “narhlarla” ekonomiyi düzeltebileceklerini sanıyorlar… “Leblebiye narh koyarak Osmanlı ekonomisini düzeltebileceğini sanan vezirler ne kadar ciddi” idiyse, “soğan” ve “patates” fiyatlarına “narh” koyarak ekonomiyi düzeltebileceğini sananlar o kadar ciddi…
***
Günümüzde bunun en tipik örneği; mesken kiralarının yasa ile sınırlandırılması… “Üç” harfli marketlere baskınlar…
***
Üretici, toptancı, aracı, perakendeci gibi olması gereken bir ticari zincirin tamamının ya da bir kaçının görevini üstlenenler ya da birden fazla kademenin işlevini yapan firma, her işlevin maliyetine katlanır ve riskini taşır. Tek kademenin brüt kármarjıyla iki-üç iş birden yapılmaz.
***
Ayrıca unutmayalım; haller, birer borsadır. Burada satıcılar ve alıcılar buluşur. Hallerin esas iktisadi işlevi “fiyat” oluşturmaktır. Haller, ayrıca perakendecilerin alım yaptığı toptancı pazarlarıdır. Ayrıca; hallerdeki “komisyoncular” tacir değil, üretici veya toptancı temsilcisidir.
***
Gelelim Üstadımızın son sözüne: “Aracı gider, maliyeti kalır.” Ne zaman adam oluruz biliyor musunuz? Ekonomik bâtıl inançlarımızdan kurtulduğumuz zaman.


