MUSTAFA CENGİZ


GAZETECİNİN ÖZGÜR OLMADIĞI ÜLKEDE DEMOKRASİDEN SÖZ EDİLEBİLİR Mİ?

10 Ocak 1961 yılında ilk kez gazetecilerin haklarını koruyan, düzenleyen 212 sayılı yasa yürürlüğe girdi. Bir de meşhur 24 Temmuz basın bayramımız var. Günümüzde gazetecileri koruyan tek yasa olan 212 sayılı yasa basın kuruluşlarında yeteri kadar kullanılmasa da gazetecilerin güvencesi olmayı bir şekilde sürdürüyor. Aslında Ocak ayı Türk basın tarihi adına büyük kayıpların yaşandığı bir Yas ayı. Başta Uğur Mumcu olmak üzere birçok gazetecinin katledildiği acı bir ay Ocak ayı tarih içerisinde. Bu nedenle aslında biraz buruk, biraz hüzünlü birazda genel manada Medya sektörü ve Basının içinde bulunduğu açmazlar nedeni ile de karmaşık duygular içerisindeyiz.


Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk diyor ki;

Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde, basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir.”  

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü daha geride kaldı.

Klasik söylemler.

Nutuklar, davetler ve Gazetecileri geleneksel olduğu üzere onore edici bir çok güzel söz ve tebrik mesajı kimilerine de çanta çanta hediyeler.

Malumu olduğu üzere Basın özgürlüğüne dair pespembe tablolar.

Peki gerçekte tablo ne, ya da durum ne?

Bunlardan hiç söz eden var mı?

Sırf söyledikleri ve yazdıkları nedeni ile kaç gazeteci Hapiste, ya da Türkiye’nin Basın Özgürlüğü sıralamasındaki yeri kaçıncı sırada.

Bir başka soru ile Gazeteci gerçekten mesleğini icra edebiliyor mu ve aldığı ücret geçimini sağlamaya yetiyor mu?

Ve… Basın Özgürlüğü konusunda hapistekileri ya da düşündüklerini yazmak isteyenleri Yasa dışı illegal örgüt üyesi ya da terörist ilan etmek en kolay yol…

Yurt genelindeki tablo’nun bir de yerel ayağı var şüphesiz.

Yerel basının nasıl yok olduğu, Yerel gazetelerin önce seslerinin kısılarak sonra da zorunlu birleşmelere mahkum edilerek sayılarının 1300’lerden 500’lere nasıl düşürüldüğü…

Bu konu da genelden aslından çokta farklı değil.

Bu soruları uzatmak mümkün. Ancak yerimiz dar ve konuyu uzatmak yerine gerçeklerden bahsetmek en önemlisi.

BÜYÜK KAYIPLAR…

Aslında Ocak ayı Türk basın tarihi adına büyük kayıpların yaşandığı bir Yas ayı.

Başta Uğur Mumcu olmak üzere birçok gazetecinin katledildiği acı bir ay Ocak ayı tarih içerisinde.

Bu nedenle aslında biraz buruk, biraz hüzünlü birazda genel manada Medya sektörü ve Basının içinde bulunduğu açmazlar nedeni ile de karmaşık duygular içerisindeyiz.

10 OCAK 1961’DEN 2022’YE

10 Ocak 1961 yılında ilk kez gazetecilerin haklarını koruyan, düzenleyen 212 sayılı yasa yürürlüğe girdi.

Bir de meşhur 24 Temmuz basın bayramımız var.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü ki buna birçok meslektaşımız haklı olarak kaşı çıkıyorlar ya da 212 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği günün yıldönümü münasebeti ile birçok meslek örgütümüz yayınladıkları mesajlar ile bu günü kutladılar ve Basının içinde bulunduğu duruma dair verileri paylaştılar.

Günümüzde gazetecileri koruyan tek yasa olan 212 sayılı yasa basın kuruluşlarında yeteri kadar kullanılmasa da gazetecilerin güvencesi olmayı bir şekilde sürdürüyor.

TABLO İÇ AÇICI DEĞİL…

Yasanın kabulünün 61. yılında yine karanlık bir tabloyla karşı karşıyayız.

Son 10 yılda iktidarın baskısıyla kapanan yüzlerce medya kuruluşunda çalışan gazetecilerin üçte biri işsiz kalmış durumda.

Medyanın yüzde 95’i iktidarın kontrolü altında.

İktidarın gazeteciliği suç olarak tarif ettiği ülkemizde gazetecilerin çoğunluğu Basın İş Yasası ile çalıştırılmamaktadır. Meslektaşlarımız yoksulluk sınırında aldıkları ücretlerle ayakta durmaya çalışmaktadır.

Avrupa’da yüzde 25 olan sendikalaşma oranı Türkiye’de yüzde 8’dir.

Yayın yasakları, para cezaları, açılan davalar, gözaltılar, tutuklamalar, sansür, oto sansür artık günlük olaylar haline gelmiştir.

Türkiye’de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği bir ortamda, her gazeteci kendini mahkeme karşısında bulabilmekte ve hüküm giyebilmektedir. 

İŞTE SON RAKAMLAR…

TGC Basın Müzesi Bilgi ve Belge Merkezi’nin hazırladığı rapora göre 2021 yılında gazetecilere 284 dava açıldı. Gazetecilerin haberlerine, videolarına, köşe yazılarına ve attıkları tweetlere 141 engelleme kararı getirildi. 19 olayda 24 gazeteci gözaltına alınırken, 34 gazeteci ise hala cezaevinde. 2021 yılında 390 gazeteci işten çıkarılmış, 139 gazeteci ise baskılar nedeniyle istifa etmiş durumda. RTÜK Fox TV, Halk TV, Tele1, KRT ve Habertürk’e 71 kez para cezası vererek, beş kez yayın durdurma kararı aldı. 4 gazeteye toplamda 110 gün ilan kesme cezası verilirken, 2021 yılında da gazetecilere saldırılar sürdü. Gazetecilerin hedef gösterildiği 120 olayda 146 gazeteci sözlü ve fiziksel saldırıya uğradı.

80 olay ve haberde gazetecilere sansür uygulandı. 

21 Nisan 2020 Tarihli açıklamaya göre ise Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde bu yıl 180 ülke arasında 154'üncü sırada yer aldı.

Raporda Türkiye'de internet üzerinden sansürün arttığı vurgulandı.

BASIN ÖZGÜR OLMALI…

Ulu önder Atatürk diyor ki; “Basın hürdür, sansür edilemez”

Gazetecilik mesleğini suç gören anlayıştan vazgeçilmesini, cezaevindeki gazetecilerin serbest bırakılmasını, gazetecilerin çalışmasının ve örgütlenmesinin önündeki engellerin kaldırılması gerekiyor.

Gazetecilerin görevlerini yapamadığı, haberin özgür dolaşımının sağlanamadığı bir ülkede demokrasiden söz edilemeyeceği gün gibi aşikardır.

Gazetecilerin çalışabilir ve görevlerini özgürce yapabilir olmasının demokrasinin ayrılmaz bir parçası olduğu yadsınamaz bir gerçektir.

Gazetecilerin görevlerini özgürce yapamadığı, haberin serbest dolaşımının sağlanamadığı bir ülkede demokrasiden söz edilebilir mi?

Bugün içinde bulunduğumuz ortam içerisinde çalışabilen ve işsiz tüm meslektaşlarımızın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyorum.

Çözüm mü?

Yine Ulu önder Atatürk’ten;

“Basının tam ve geniş hürriyeti iyi kullanmasının, ne derecede nazik bir vaziyet olduğunu söylemeye lüzum görmem. Her türlü kanuni kayıtlardan evvel bir kalem sahibinin ilme, ihtiyaca ve kendi siyasi telakkilerine olduğu kadar vatandaşların hukukuna ve memleketin, her türlü hususi telakkilerin üstünde olan, yüksek menfaatlerine de dikkat ve hürmet etmek manevi zorunluluğu, asıl bu mecburiyettir ki umumi düzeni temin edebilir. Bununla beraber bu yolda yanılma ve kusur olsa bile; bu kusuru düzeltecek etken ve vasıta; basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir.