Şimdi yeni bir türkü tutturdular… Neymiş efendim, biz de gaz ve elektrik ucuzmuş Avrupa’ya bakarak. Verilen rakamlara bakınca, gerçekten ucuz… Ama unutmayın; Avrupa ülkeleri, ortalama kişi başına geliri bizden çok çok yüksek. Bizde, resmen yüzde 50 olan enflasyon da ortalama yüzde 5’in altıda.
***
Tabii bu gerçeği; “yüzde 6” fazlayı, “6 katı” fazla sanan kafalara anlatabilmek mümkün değil. Mesela, matematik, fizik, kimya, biyoloji zorunlu dersler cümlesinden de neden “ulumu diniye!” değil diyenlere de anlatamazsınız…
***
Tabii, yine bunlar; “havuz problemlerini” kavrayabilselerdi, devri iktidarlarında harcadıkları 4,2 trilyon dolar kamu kaynağını “fizibil” (yapılabilir) projelerde kullanırlardı. Havuz boşalmazdı. “Etkinlik” ve “verimliliğin” ne olduğunu; kaynakları “etkin” ve “verimli” kullanabilseydik, bu duruma düşmezdik…
***
“Geçmiş seçimlerde” ve referandumlarda bu hizmetleri, “reel fiyatlardan” sunsalardı acaba “sandıktan” çıkabilirler miydi, AK Parti? Peki, diyeceksiniz ki, “bu varsayım doğru olsa, sandığın yaklaştığı şu günlerde, çok mu aptallar ki zam yapsınlar, elektrik ve doğal gaza?” Tabii, denizin bittiğini, kamu tulumbasında su kalmadığı gördüler. Naçar vaziyetteler; zamlar kaçınılmazdı artık?
***
“128 milyar dolar nerede?” sorusu da bununla ilgili. Şimdi ise, ”birkaç on milyar dolar” bulabilmek için dünyayı dolaşıyorlar. Umutlarını, bu sezon gelecek Rus ve Ukraynalı turiste bağladılar. Rus-Ukrayna savaşı da umutları bir başka bahare bıraktı. Yastık altındaki altınları bile ekonomiye sokmak istiyorlar… Halimizin nice olduğunu buradan anlayın.
***
Netice de, “siyasal popülizmin”; hesap kitap bilmezliğin geleceği yer burası.
***
Hatırlar mısınız? Bir sandık sonrası yapılan zamlar için rahmetli Özal; “seçim öncesi zam yapacak kadar aptal mıyım?”, demişti… Şimdikiler de, hâşâ huzurdan, “aptal” olmadıklarına ve ufuktan da “sandık” görüldüğüne göre, bu zamlar neyin nesi? Bir yıl daha idare eder giderlerdi. Ama deniz bitti…
***
Evet. Kim ne derse desin, kısa dönem de elektrik ve doğal gazda bir indirim beklemeyin. Yapılırsa, bir ayarlama yapılır. Yani, birinden “indirirler”, diğerine “bindirirler”. Topyekun bir indirim mümkün değil. Unutmayın; oynanan “oyun”, sıfır toplamlı bir “oyun”.
***
Baksanıza; “tekeden yağ çıkartma” misali, üniversite girişlerde, - bazı bölümler hariç-, taban puanı kaldırdılar. Mesela, bir Türkçe, bir matematik sorusu yapabilen bire üniversitelere girebilme şansı yakalıyor. Yeter ki, liseyi bitir?
***
Neden yaptılar bunu? Gençlerin oyunu alabilmek; “gençleri”, en az dört yıl daha “üniversitelerde oyalayıp”, “genç işsiz” sayısını düşürebilmek; dönüp muhterem ahaliye; “Bakınız, işsizliği nasıl düşürdük!”, diyebilmek. Tabii, bir de sınava ve üniversitelere ne kadar çok öğrenci girerse, o kadar çok para toplayacak, YÖK ve üniversiteler.
***
Satın alma gücüne göre elektrik fiyatlarındaki değişime bakıldığında da zirvede Türkiye var. Satın alma gücüne göre son 2 yılda elektrik fiyatları Türkiye’de yüzde 30,6 arttı. Aynı dönemde AB ortalamasındaki artış ise yüzde 1,4’te kaldı.
***
Akaryakıt fiyatları ne? Takip edemez olduk. Benzinin litre fiyatı 20 liraya yaklaştı. Fakat bu, akaryakıt talebi düşünce “alınan vergiler” azalacak, zaten cüzi kâr ile çalışan istasyonlar zorda kalacak. Bir de, talep artınca “toplu taşımada” kapasite gündeme gelecek… İşin bu yanı da var. Buna, “çözdükçe düğümlenme!” deniyor.
***
Bu veriler, sistemin nasıl sıkıştığını, düdüklü tencerenin daha fazla dayanamayacağın, ufukta sandık gözükmesine rağmen fiyatların yükseltilmesinin gerekliliğini gözler önüne seriyor.
***
Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre Türkiye, 2023’te 25 bin dolara çıkacağı vaat edildiği halde, 2019 yılına göre 528 dolar azalan kişi başına milli geliriyle 192 ülke arasında 74'üncü sıraya düştü. Yine Türkiye, 2020 yılı için açıklanan 8.599 dolarlık kişi başına milli geliriyle Bulgaristan, Romanya, Kazakistan, Uruguay, Polonya gibi onlarca ülkenin gerisinde yer aldı.
***
İsterseniz, güzel bir fıkra ile yazımızı tatlıya bağlayalım… Efendim; köyün birinde, girer ya, öküzün başı küpün içine girmiş. Köyün tüm akilleri toplanmış, bir türlü çare bulamamış. O esnada, gelecek ya, Hoca Nasrettin çıkmış gelmiş. Durumu görmüş; “getirin bana keskin bir bıçak!”, demiş. Getirmişler… Çalmış bıçağı öküzün boğazına… Gövde bir yana küple birlikte baş bir yana… Bu sefer de, bir keser getirin demiş. Vurmuş, küpe… Küp paramparça, baş bir yana, küp kırıkları bir yana… Sonra ahaliye dönmüş; “Gördünüz mü, nasıl kurtulurmuş?”


