KADİR DAYIOĞLU


“GACIRTIYI GICIRTIYA...”

Dolar 27, avro 30 liraya dayandı… Dolar 18’lerden 12’ye düşünce, “davul-zurna”; “takım çalgı” eşliğinde halay çekip göbek atan bir kısım Malatyalı şimdi ne yapıyor, dersiniz? Herhalde, “karalar bağlamıyor!”; “kader ve sabır planında bu da vardır!”, diyordur.Öyle ya; hoca efendiler camilerde böyle söylüyor.


Ne desek alınıyorlar!.. Ne söylesek alınıyorlar!..Çok alıngan toplum olduk, vallahi. Emekliye zam belli oldu mu?Olmadı ama yüzde 20’yi geçmeyeceğinden eminim… Belki de yüzde 25… İyi para, güle güle, ağız tadı ile harcasınlar… Bu laflarıma bile alınacaklarından eminim. 

***

Meydanlarda verilen sözlere bakmayın… Her zaman oynanan oyun bu seçim öncesi de oynandı. Oyunuz sandığa düştü bir kere… Geri çıkmaz, artık… Ağlamak sızlamak fayda vermez… Hele bir 2024’un Ocak’ını bulalım, verirler bir “kallavi zam”, alırlar emeklinin gönlünü; alırlar yine oyu… Bu toplumu çok iyi tanıyor, iktidar. 

***

Dolar 27, avro 30 liraya dayandı… Dolar 18’lerden 12’ye düşünce, “davul-zurna”; “takım çalgı” eşliğinde halay çekip göbek atan bir kısım Malatyalı şimdi ne yapıyor, dersiniz? Herhalde, “karalar bağlamıyor!”; “kader ve sabır planında bu da vardır!”, diyordur.Öyle ya; hoca efendiler camilerde böyle söylüyor.

***

Sonra ne olacak? Mart/2024 seçimleri sonra, “turpun büyüğü heybeden çıkacak” ya da “balkabağı” satan asıl o zaman gelecek. Şimdi ki zamlar, vergiler daha ne ki; uvertür… Ufaktan ufaktan alıştırıyorlar. Öyle ekonomi on otuz milyar dolara, sağdan, soldan alınacak borçlarla ya da varlık satışlarıyla düze çıkacak gibi değil… Yine; “tüfekçi Bekir’in yakası yırtılacak!”

***

Keşke, 65 ve üstü yaş emekliler, “ücretsiz” toplu taşıma binmek yerine, adam gibi maaş alsalardı da, bedeli ödeseydi de, kliması çalışmayan, yaşlanmış araç sahiplerinden hesap sorabilseydi.

***

“Ücretsiz” biniş sayısını, hiç olmasa ayda 60-70’e indirilmesini salık verdiğimde, demediklerini bırakmadılar; “bedava” sözünden alındı, beni ayıpladı bazı okurlarımız. Emekli düşmanı, sermayenin adamı ilan ettiler. 

***

Tabii, popülizme sığındılar. Aslında, farkına varamadıkları şuydu: Sistem, ister istemez toplamı “sıfır” olan bir oyundur… O nedenle, ücretsiz binenlerin bedelini mutlaka birileri öder… Bu, kendi çocukları, torunları da olabilir… 

***

Son tahlilde, işletme zarar eder. Bunu belediye karşılar… O da bu zararı, diğer hizmetlere yansıtır… Öyle ya; başkanlar kesesinden karşılayacak değiller ya!.. Yine o nedenle, toplamı “sıfır” olan oyun dedim. 

***

Tabii, Bakan Sayın Mehmet Şimşek; “Rasyonel politikalara döneceğiz!”, dediğinde meşhur ağa, arabacı, araba hikâyesini anlatacaktım ama ağır kaçar, diye vazgeçtim… Ama olsun, biraz hafiflerini anlatayım.

***

Her dönem tazeliğini koruyan bir fıkra ile başlamak istiyorum... Biraz kerih olacak ama ne yapalım; umarız bağışlanırız... Ayıp değil ya, yaşanan olayları başka türlü anlatabilme becerisini gösteremiyorum... 

***

Adamın biri “yellenirken”kıçı ile de salaş tahta sandalyeyi sallamaya başlamış... Bunu gören Bekri Mustafa; “Hemşerim, hemşerim, gacırtıyı, gıcırtıya denk getirdin anladık... Ama çıkan kokuya ne diyeceksin!” 

* * *

Gerçi fıkranın başında, “her dönem...” demek ihtiyacını hissettim ama fıkranın geçerli olmadığı dönemler yok mu? Elbette var. Öyle ya her zaman Bekri Mustafa’yı nerede bulacağız. “Hemşerim, gacırtıyı, gıcırtıya ne güzel denk getirdin. Üstelik, etrafı da mis gibi bir koku saldın” der günümüzün “ dalkavukları”. 

***

Galiba, günlük hayatımızda da,  “gacırtıyı, gıcırtıya denk getirmeye çalışıyoruz ama çıkan kokuya da bir türlü engel olamıyoruz.” Gün geçmiyor ki, “memleket büyüklerinin” ya da yakınlarından birisinin adı, “akçeli” işlere karışmasın... “Pis kokular” çok hızlı bir biçimde etrafa yayılıyor... 

***

Evet… Siz, “gacırtıyı, gıcırtıya denk getirdik” zannıyla, icrayı sanata devam edin!.. Nasıl olsa koku almıyor, burunlar. 

* * *

Günümüzde örneği pek kalmadı... Eskinin “dalkavukları”, “memleket büyüklerine”,“Def-i hâcetinizim efendim!” sözünü sık sık tekrarlarmış...  Bu bağlamda, çizerini hatırlayamadığım, ünlü Akbaba Dergisi’nde, fotoğraf çekinen  bir “dalkavuk” karikatürünü anımsıyorum: Makine, eskilerin hatırlayacağı, körüklü makinelerden. Fon olarak da, bir cami avlusu ve  “s” harfi ters yazılmış, “İstanbul Hatırası” yazısı bulunan bir bez kullanılmış... 

***

Fotoğrafçının, “tamam çekiyorum!” uyarısına duyan “dalkavuk”, her seferinde, öne doğru eğiliyor... Bir, iki... derken fotoğrafçı baktı olmuyor, bu sefer çözümü, adamın boğazına geçirdiği bir yuları arka duvara çivilemede buluyor... 

* * *

Bekri Mustafa deyince gönlüme merhum NeyzenTevfik geldi... Hazret, “sefihler” yani “zevk ve eğlenceye düşkün, parasını pulunu hovardaca harcayanlar” için şu benzetmeyi yapmış...  

“Bezm-i meyde süfehânın neye meftun oluşu,

Nazarımda, su içen eşeğe çalınan ıslık gibidir.” 

* * *

Mala, mülke, paraya... gözü doymayan “aç gözlüler” için Hazret’in şu nefis beyti ile yazımızı noktalayalım: 

“Feleğin kahpe başında paralansın parası,

Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye!” 

Ruhu, şâd olsun...