Ülke kara kışa teslim oldu… Kayseri de nasibini aldı… İstanbul’dayız. Kısmet olursa, kar izin verirse, yarın yola çıkacağız. Herhalde İstanbul İstanbul olalı böyle karı az gördü. Çok başlı yönetimin; CEHAPE’li belediyeleri “topal ördek” yapma isteğinin nelere mal olacağı da bu vesile ile görüldü.
***
Başkan Özhaseki’nin, “öcü” gibi göstermeye çalıştığı “Eski Türkiye” böyle değildi. Yönetimler bu denli kamplaşmamış, bu denli ayrıştırılmamıştı. Sevmediklerimiz olurdu ama nefret etmezdik. Maalesef bunu da gördük…
***
Bizim zamanımızda, yani “beğenilmeyen yıllarda”, Karayolları, Köy hizmetleri diye kurumlar vardı… Yolda kalanların imdadına yetişirdi… Kar kürüyen bir grayder, bir kepçe korku duvarını aştırırdı bizlere. Ama göremiyoruz şimdi. Sahi ne oldu, bunlara?
***
İnanın, Karayolları Bölgeleri, bir biri ile yarışırdı, hizmet için… Şimdi ise bırakınız doğuyu, İstanbul’un burnunun dibindeki otoyol birkaç gün kapanıyor, kardan… Uçaklar, pist başından körüğe dönemiyor. Güya hizmetin kalitesi, etkinliği dolayısıyla verimlilik artsın diye özelleştirildi bu hizmetler. Peki, TELEKOM’un serüvenini, yenen “kazıkları” kimse sormayacak mı?
***
Biliyorsunuz eski mahallelerde, cadde nerede, sokalar dört metreyi geçmezdi. Onlar da eğri büğrü… Daracık sokaklardan bazen körük/fayton zor geçerdi. Hele hele kamyon, hiç… Damlar “kürünecek” ya sokağa, ya evin “hayadına” ya da dört evin arasında bulunan “karlığa”… Bazı evlerde toprak damlar çöker o nedenle hemen “kürümek” lazım. Vaktinde iyi “yuvaklanmadıysa” toprak dam su sızar evin içine, leğen, kova konur altına…
***
Analarımız ne çekerdi. O kadar işin arasında bir de “herifin” derdi çekilecekti… Betonarme ve beton damlı evler çoğalmaya başlayınca, en fazla onlar rahatladı… Odunlu termosifonlar imdada yetişti. Bir de merdaneli çamaşır makinesi ile buzdolabı oldu mu, mesele kalmazdı.
***
Biliyor musunuz, 1960, 1970’lerde, şehir evlerinde konfor artmaya başlayınca, “bağcılık” ölmüştü. Ölünce de analarımız rahatlamıştı. Hele hele bu yıllarda “kıraç bağlar” “hozan”, per perişandı… Alabildiğince yıkık “ötme” ve “tollar” vardı… 1980 sonrası cepler para görmeye başlayınca bağcılık tekrar gündeme geldi. Şimdi de şehirden kaçmalar başladı.
***
Bu hatırlatmadan sonra dönelim kara… Çok anlattığım bir gerçek vakayı bir kez daha vereyim. Umarım başkanlarımız selefleri gibi, karın kalkmasını “gaba yil memuruna” havale etmez… Yıllar önce, Lömen Ağanın Mustafa Çavuş Kayseri Belediye Başkanı… Yağan, “kürünen” kardan sokaklar dam seviyesine kadar karla dolar… Geçebilmek için “ayakçak” yapılırdı… Ayaklar kaymasın diye de sokak sakinleri soba külü dökerdi…
***
Mahalleli, sokaklarında biriken karın kaldırılması için belediyeye başvurur. Huzura çıkarlar… Ama çaresizlik içinde, “koskoca” başkan… “Kaldıralım!” dese mümkün değil. “Kusura kalmayın kaldıramayız!” diye bir acizlik de sergileyemez… Öyle ya, koskoca başkan bir karı mı kaldıramayacak?
***
Başından atmak için, “gaba yil memurluğuna!” havale eder, dilekçeyi… Küçücük belediyede, fellik fellik “gaba yil memurunu” aramaya başlar, mahalleli… Ama bir türlü bulamazlar… Farkına varan, uyanık bir memur; “Hemşerim boşa aramayın… Gaba yil memuru izinde, Mart’ta gelecek. Dilekçenizi bana verin, izin dönüşü veririm kendisine!” der.
***
Bu hikâyeyi 1980’lerde, Hüsamettin Çetinbulut’un başkanlığının ilk yılında, yine böyle bir kara teslim olmuştuk. Günlerce kar kalkmamıştı. İşte o günlerde, Başkanın kadim dostu, AK Parti İl Başkanı Şaban Çopuroğlu’nun babası merhum Mehmet Abi anlatmıştı, Yol-İşhanı’nda, merhum Mimar Arif Doğanların bürosunda; “Duydunuz mu, bizim Hüsamettin, ‘gaba yil memuruna havale etmiş’” esprisi ile…
***
Ben de neredeyse her kış, kara teslim olduğumuz günlerde anlattım, bu hikayeyi… Mesela Başkan Büyükkılıç ya da Çolakbayrakdar ya da Palancıoğlu’nun bir dostu, böyle bir espri yapabilir mi; “Bizimkiler işi “gaba yil memuruna havale etmiş!”, diyebilir mi? Hele hele Özhaseki’ye? Hiç sanman…
***
Sonuçta; “Lömen Ağanın Mustafa Çavuş” başkanlık yapalı neredeyse seksen-doksan; Çetinbulut yapalı kırk yıl oldu… Ama “Batı yakasında değişine bir şey, yok!” Kimse kusura kalmasın; “mega projeler” beni hiç ilgilendirmiyor. Benim için hayatı kolaylaştıran ve güzelleştiren projeler önemli…
***
Kar yağdığında, buz pistine dönen yol ve kaldırımlarda kayıp düşebilme endişesi ile yüreğim ağzıma geliyorsa; yağmur yağdığında cadde ve sokaklar ve dahi kaldırımlar su ile doluyor bir ördek eksikse; rüzgâr estiğinde ortalık tozdan, topraktan, pislikten geçilmiyorsa; hâlâ pis hava teneffüs ediyor, umumi tuvaletlere giremiyorsam; trafik giderek daha da karmaşık bir hal alıyorsa, ben ne yapayım ‘Erciyes Projesi’ni, ‘Disneyland’ı, Kızılırmak’ın şehir içerisinde geçirilmesini; ‘Hızlı Treni’, ‘Tramvayı’…


