Fikret Hoca, bizim “Kıvılcım Cemaati”nden… Güçlü bir hafızaya, sağlam bir bilgi hazinesine sahip… Hoca dediysem, “ulumudiniye”den değil, öğretmen emeklisi… Ama dini bilgisi de değme ilahiyatçılara taş çıkartır… Sıkıştığımızda ona sorarız. O da “siyakını”, sibakını” söyler…
***
Övünmek gibi olmasın, bizim “cemaat”, gerçekten “dolu dolu” insanlardan oluşur… Katılmak serbest… Çıkmak da… Çıkana; “hain falan!” demeyiz. “Uğurlar olsun!”deriz. Adeta, “Birleşmiş Milletler”inKayseri şubesi gibiyiz.
***
Diğer cemaatlerden farkımız; “sormak ve sorgulayabilmek!”“Biat” semtimize uğramaz. Tabii, “resimiz” de Hüseyin Hoca (Cömert). Onsuz tadı tuzu olmaz toplantılarımızın. Reis ama her zaman onun dediği de olmaz. Onun da yerel kültüre katkısı yadsınamaz. Tanrı, sağlıklı ömür nasip etsin.
***
Yine tabii, bizim masanın çok farklı bir özelliği var, diğerlerinden… Çok farklı fikirler, siyasal görüşler sergilenir. Ama kırgınlık, dargınlık olmaz… Olsa da uzun sürmez… Bu nedenle olsa gerek, gelen ve gidenimiz de çok olur… Bir kısmı mesut, bir kısmı da kızgın ayrılır…
***
Tabii en merak edilen konu, Fikret hocamızın buğdayı… “Hasat nasıl olacak!”, “Rekolte nedir!”, “Dekar başına ne kadar masraf olur!”sorusu devamlı sorulur… Yine tabii, metrekare ile dekarı karıştırdığımızdan bazen hesabın içinden çıkamayız. Bu seneki gibi yağış çok çok olursa hocamızın da neşesi kaçar; “Yine bu sene tadı yok buğdayın!”, der… İyi olursa, neşesine yetergâh olmaz… Eeee… Boşuna dememişler; “mal canın yongası!”
***
Çok güzel bercesteleri, aforizmaları taşır “facebook”una keşke bunları kitap haline getirebilse… Bunlardan birisini köşeme taşıyorum. Hasan Aydın’dan kısaltarak alınmış. Başlığı da; “Toplumsal Bir Öz Eleştiri: Neleri Başaramadık?”
***
1. Her şeyden önce, iyi insan yetiştirmeyi başaramadık. İyi insanla kastım, bilgi, varlık ve değerler alanına eleştirel yaklaşan, özne olan, idealleri ve amaç değerleri olan insandır.
2. Tam bir millet olmayı başaramadık.
3. İçimizdeki ayrılıkları, gayrılıkları ortadan kaldırmayı başaramadık.Tabii, buna ben bir not düşeceğim: Aslında ayrılık ve gayrılıklar, “çoğulculuk”bir zenginlik işareti. O nedenle katılmıyorum.
4. Taraftarlıktan kurtulup olup bitene nesnel, eleştirel ve belgeler ışığında bakmayı başarmadık.
5. Yeteri düzeyde bilim, sanat ve felsefe yaratamadık.
6. Kültürel yarılmaları ve kamplaşmaları aşamadık.
7. Kurumsallaşmayı başaramadık.
8. Demokrasi bilincini kazandıramadık.
9.Yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ayrılığını ve birbirini denetlemesini sağlayamadık.Yine bir itirazım var; yargı denetimi kendi içerisinde olmalı. Yasama ve yürütme asla ve asla yargıya müdahale etmemeli.
10. Her inanca eşit uzaklıkta duran, dinin siyasal yaşama karışmasına mani olan laik bir sistem yaratamadık.
11. Benmerkezcilikten kurtulamadık. Hakikati hep kendimizde saydık, diğerlerine kulaklarımız tıkadık.
12. Bireysel çıkarı aşıp toplumsal çıkara odaklanamadık.
***
Hocamızın izni ile başaramadıklarımızdan bazılarını da ben vereyim. Sizler de ilave edebilirsiniz… Ucu açık bir konu….
- Kendi aklımızı değil, başkalarının aklını kullanmaya devam ediyoruz…
- Cemil Meriç merhumun dediği gibi; “ideolojilerin yani izm’lerin idrakimize giydirilen deli gömleği olduğunun” farkına varamadık…
- Özgür değil, ideolojik düşünme işimize geldi… Öyle ya, hür düşünme, zor bir iş! Herkesin harcı değil.
- Çifte standarttan bir türlü kurtulamadık. Bir yandan; “Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!” diyoruz ama diğer yandan bir gazetecinin, düşüncelerini açıklaması neticesinde kodesi boylamasına alkış tutuyoruz. Demek ki, insanlar benim düşünce inançlarıma uygun hareket ederse, ne âlâ ama aksi durumda;“Basra’nın harap olmasında bir beis yok.”Ama alkışlayanlar bir süre sonra sıranın kendilerine de gelebileceğini unutmasın. Bu ne yaman çelişki, değil mi?
- Fransız aydınlanmasının ünlü düşünürü Voltaire’e ait olduğu söylenen ama ona ait olmadığı kanıtlanan; “Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm” ya da farklı bir versiyonu olan;“Düşüncelerine katılmıyorum, ama senin düşüncelerini savunma hakkını sonuna kadar destekleyeceğim”sözü hayatımızın bir parçası olamadı bir türlü.
-Daron Acemoğlu’nun dediği gibi (Dar Koridor); Güçlü devletin yanında güçlü toplum olursa, demokrasi kamil manada işler… Yoksa ya zorbalık ya da anarşi egemen olur toplumda. Bunun farkına varamadık… O nedenle demokrasilerin olmasa olmazı muhalefet kadar “denge ve denetimin” de var olmasıdır. Bir türlü bunu da kavrayamadık…
-Lümpenleşen işçi, memur, işveren sendikaların, odaların, sivil toplum örgütlerinin yani “sınıfsal bilincin” oluşmadığı toplumlarda demokrasi, özgürlükler falan oluşmaz…
***
Hasıl kelam bunları gerçekleştirebilmek için çok fırın ekmek yememiz gerekecek… Ben göremem ama torunlarım görebilecek mi? Ne bileyim, kahin değilim. Ama son sözü söyleyeyim; “Uluslararası basın özgürlüğü endeksinde Türkiye bu yıl geçen yıla göre on altı basamak geriliyor. 180 ülke içinde 149’uncu sıradan 165’inci sıraya düşüyor.”


